Akşam iner dairelerin paslı yüzüne
Floresan bir hüzün titrer evrak üstünde
Toz, evrakın gölgesine çöker ağır ağır
Zaman, mühür kokar burada; kirli ve sağır
Koridorlar uzar, bir yalan gibi sessiz
Kalabalık susar, tekil içinden konuşur,
İman bir sıçrayış, akıl eşiğinde durur,
Kaygı, özgürlüğün derin yankısıdır,
Hakikat özneye bükülür, varoluşta kurulur.
Adı konmamış bir sabahın içinden geçiyoruz,
güneş doğuyor ama ışık utanıyor.
Gazze’de bir kapı kırılıyor,
ardından bir isim düşüyor yere—
henüz büyümemiş bir çocuk ismi.
Abam,
Retinaya düşen ilk ışık gibi geldin memlekete,
Manavgat’ın tuzlu rüzgârıydı sesin.
Bir göz doktoru titizliğiyle
Veysel’in cebinde bir dünya titreşir;
Her arama, küçük bir
kıyametin provası
Telefonu çaldığında kalbi değil,
Amigdalası açar ilk kapıyı.
Saatler artık akmıyor, sızıyor.
Duvarın köşesinde biriken nem gibi,
adımı unutan bir şehirde
kendi sesimin tortusunu taşıyorum.
Pencere açık,
Göğün sertliğini omuzladım, adım Baybars
Bozkırda doğdum
rüzgârın diliyle büyüdüm
atın teriyle yazıldı ilk kaderim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!