Bir ömür hak yedin, adına hizmet dedin,
Haramı bölüştün de buna hikmet dedin.
Şimdi ellerin gökte, alnın secdedeymiş,
Şeytan bile güldü: “Buna da ibadet dedin.”
---
Bir zamanlar demeyeceğim.
Takvimler suçsuz.
Suç, insanların birbirine bakarken bile
ekrana düşen gölgesinde.
Rüzgâr değil bu, kül taşıyan bir çağın nefesi.
Gökyüzü mavi kalmayı reddediyor artık;
her sabah gri doğuyor Gazze’de.
Ve çocuklar—
oyuncak yerine enkaz saymayı öğreniyor.
Âh kim bu dâr-ı sengîn içre zâr Emrullâh
Bir garîb ü bî-nevâ, bî-iktidâr Emrullâh
Sûk-ı gamda her nefes bir başka hicrân zuhûr
Her köşe bir derd ile dâğ-dâr Emrullâh
Çölde yükselen bir çağrıydı ses,
adını taşıyan bir yük gibi:
Hz. Salih
kavmine yönelmiş bir uyarı,
zamana bırakılmış bir emanet.
Bir harîr-i şems içinde bir sefîd ihtizâz,
Bir letâfetli sukûtun perr-i nâzında niyâz
gibi kar
Yazın en harlı nefeslerinde gezer, arar...
Bilgi ağır bir taş değildi
Elimde büyüdükçe hafifledi
Esmaî’nin dilinden geçen her kelime
Bir yükü eksiltti zihnimden
Önce ciddiyet sandım hakikati
Konya’da fetḥ olundu dergâh-ı ma‘rifet bâbı,
Gönlümde gülistân-ı sır, dilimde eşk ü âh-ı zâr ola.
Bu bezm-i irfân içre Yâkûb’a tedbîr ü çâre ne ola?
Bezm-i sarf u nahvde hurûf secdede gubâr misâl,
Bir harf şeker-bâr olur, bir harf şeker-hâr ola.
Bahçede sabah, çimenler hâlâ uykulu,
güneş esner gibi yükselirken göğe,
Cemalettin elinde defterle dolaşıyor—
bir armudu inceliyor ciddiyetle.
“İlginç,” diyor, gözlüğünü düzelterek,
bir ağaç vardı
henüz ad verilmemişti zamana
dalında asılı duran şey
bir meyve değil
bir sınırdı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!