Bir ovada açtım gözlerimi.
Manavgat'ın güneşi daha adımı bilmeden düştü yüzüme.
Pamuk toplayan nasırlı ellerden geldim ben.
Dağların rüzgârını omzunda taşıyan bir babanın sesinden.
Henüz bir yaşındaydım.
Başlangıçta söz yoktu
harf vardı
dağınık, tek tek, birbirine değmeden
elif yükseldi
lâm eğildi
mîm kapandı kendi içine
Dağın yolu geceye çıkar,
ses yok, açıklama yok.
İbrahim yürür.
Yürüyüş bir fiil değildir artık, bir yükleniştir.
Omzunda ip değil,
Başlangıçta söz yoktu, soru vardı.
Sessizliğin içinden yükselen ilk çatlak: neden?
Thales su dedi,
akışta bir düzen aradı.
Varlık ilk kez bir şeye benzetildi.
Hakikat, doğanın diline indirildi.
Kalem konuşur, ben dinlerim.
Nûn’un kıvrımı gibi açılır başlangıç,
bir damla mürekkep, bir dünya kadar derin.
Kalem der ki:
Ben, görünenin ardına yürüyen izim.
Benim gizli bir odam olmadı,
perdesini geceye çektiğim.
Bir yüzüm sokağa bakıyorsa
öteki yüzümü cebimde taşımadım.
Ne bir otel odasında kaldı adım,
Yalnızlık bir eksiklik değil,
fazlalığın içe çökmesidir.
Kalabalıkların bıraktığı tortu,
insanın kendine doğru akmasıdır.
Adımı çağıran sesler sustuğunda
başlangıç yok
çünkü çağrı zamandan önce gelir
bir ses
çocukluğun içinden geçer
adı konulmaz
Bismillâh ile açıldı sözün gülzârı,
Aşk ile döner âlemin gizli çarhı.
Dinle ey akıl eri, ibret al bu hâlden,
Her gönül yanar görünmez bir cemâlden.
Gecenin mermer alnında titrer donuk bir ay,
Koridorlarda saatler kurşuni bir matem sayar,
Evraklar arasında üşür yarım kalmış bir dua,
Umudun nefesi camlara siner, İnşallah kardeş.
Kül rengi sabah iner ağır ve suskun şehre,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!