Rüzgâr değil bu, kül taşıyan bir çağın nefesi.
Gökyüzü mavi kalmayı reddediyor artık;
her sabah gri doğuyor Gazze’de.
Ve çocuklar—
oyuncak yerine enkaz saymayı öğreniyor.
Bir zamanlar “medeniyet” diyen diller,
şimdi sessizliğin en kirli lehçesinde konuşuyor.
Adalet, raflarda unutulmuş eski bir kitap gibi;
tozunu silen yok,
okuyan yok,
hatırlayan neredeyse yok.
Ey dünya,
kaç çocuk gerekir bir kelimeyi uyandırmak için?
Kaç anne ağlamalı “yeter” diyebilmen için?
Toprak bile utanıyor artık,
üzerine düşen her bedeni saklamaktan.
Ve deniz—
sahile vuran her dalgada
bir ismi geri getiriyor,
kimsenin anmadığı.
Silahlar konuşuyor diyorlar—
hayır, bu bir konuşma değil.
Bu, insanlığın kendi sesini boğmasıdır.
Bir şehir yanarken
takvimler ilerlemiyor;
zaman da suç ortağı oluyor.
Ve biz—
uzaktan bakanlar—
gözlerimizdeki rahatlığı
hangi suyla temizleyeceğiz?
Bir gün tarih yazacak bunu.
Soğuk, tarafsız, akademik bir dilde belki.
Ama satır aralarında hep aynı cümle kalacak:
İnsan, kendini susturduğunda
zulüm en yüksek sesi bulur.
Kayıt Tarihi : 4.04.2026 23:47:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!