Seni görünce kalbimin hızlanmasına
eskiden aşk derdim.
Meğer adrenalinmiş.
İnsan yaş aldıkça
en güzel yanılgılarının bile
Latince bir adı olduğunu öğreniyor.
Gözbebeklerim büyüyor mesela.
Ellerim ne yapacağını unutuyor.
Dopamin, beynimin tenha bir köşesinde
küçük bir zafer kutluyor.
Bilim haklı olabilir.
Fakat biraz kabadır.
Bir öpücüğü
oksitosin düzeyindeki artışla açıklamak,
bir gülü botanikçinin eline bırakmak gibi.
Doğrudur.
Ama insan gülü bunun için koklamaz.
Zaten mesele
kalbin neden hızlandığı değil,
neden hep aynı insanın yanında
kendi ritmini unuttuğudur.
Ten alışır.
Koku hafızaya çekilir.
Ses, zamanla heyecan olmaktan çıkar
ve insanın içinde bir yere yerleşir.
Sonra aşk
gösterişli eşyalarını toplamaya başlar.
İlk bakışlar,
uzun geceler,
gereksiz kıskançlıklar,
telefonun ekranına düşen bir isimle
dünyanın değişeceğine dair o komik inanç...
Hepsi yavaşça eskir.
İyi ki de eskir.
Çünkü insan
ömür boyu kalbi ağzında yaşayamaz.
Bir gün gelir
seni görünce kalbim hızlanmaz.
Daha kötüsü olur:
Seni görmeyince
bir şey eksik kalır.
Kimya buna ne der bilmiyorum.
Ben buna
sandalyenin karşısındaki boşluk derim.
Sevginin asıl hüneri de burada başlar.
Bir insanı arzulamak kolaydır.
Onu merak etmek biraz daha güç.
Fakat onun canının sıkıldığını
konuşmasından değil,
çayı karıştırışından anlamak...
İşte orada
beden başka bir dil öğrenmiştir.
İnsan sevdiğini ezberlemez.
Ona karşı hassaslaşır.
Bir bakışın yarım derecelik düşüşünden,
bir “iyiyim” kelimesinin yanlış yerinden,
kapının normalden biraz sert kapanmasından
koca bir iç iklim okur.
Aşkın en tehlikeli tarafı da budur:
Bir yabancıya verdiğin
evinin anahtarını geri alabilirsin.
İç dünyanın anahtarını
kime verdiğini çoğu zaman
ayrılırken anlarsın.
Sonra ayrılık gelir bazen.
Beyin yeni düzene alışır.
Hormonlar terbiyeye gelir.
Uyku geri döner.
İştah geri döner.
Hayat, arsız bir memur gibi
işine devam eder.
Fakat bir sokaktan geçersin.
Bir koku.
Bir şarkının ilk üç saniyesi.
Birinin uzaktan yürüyüşü.
Ve yıllardır uslu duran beden
dosyayı yeniden açar.
Demek ki insan
hatırladığı için sevmiyor her zaman.
Bazen sevdiği için
unutamıyor.
Belki sevginin kimyası vardır.
Olmalı.
Sonuçta biz de
bir miktar su, karbon, tuz
ve kendini fazla önemseyen birkaç elementiz.
Fakat bütün mesele şurada:
Aynı maddelerden yapılmış
milyarlarca insanın arasından
neden biri?
Bilimin önüne
küçük, terbiyesiz bir soru bırakıyorum:
Neden sen?
Cevap gelmiyor.
İyi ki gelmiyor.
Bazı şeylerin açıklanması
onları öldürmez elbette.
Ama büyüsünü biraz bozar.
Ben yine de gülü
botanikçinin masasında bırakıyorum.
Kökünü incelesin.
Hücrelerini saysın.
Ömrünü hesaplasın.
Ben kokusunu alıp gidiyorum.
Emrullah ZorluKayıt Tarihi : 21.08.2026 17:59:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!