Bir gün sır olurum toprağa ben de,
Selvi gölgesinde uyurum ben de.
Rüzgâr okur adını üstümde,
Yine seni söyler bu garip gönül.
Dağlara yaslanır sessizliğim de,
Ne kalbde bir nişân, ne gözde bir harâbât,
Bir eski hâtıra, sükûtta mest-i hayrât.
Leyâl-i mâzide döner feryâd-ı pinhân,
Ne hüsran eksilir, ne düşler biter aslâ.
Bir sîret-i hayâl gibi akseder derûnâ,
Ne kalpte boşuna, ne gözde beyhûde iz,
Bir gizli cevherim, içimde saklı bir giz.
Leyâl-i mâziden kalan hazîn bir ahenk,
Bir umman içre ben, bir nefes gibi sessiz.
Bir aynadır zamân, kırıldıkça parlarım,
kalemimi yüreğimin mürekkebine banıp.
aşkı ve sevdayı anlatmak
seyre dair.
kurt ulumaları dağlarda yankılanırken
şehri karabasanlar kuşatacaksa
senin sevdan yüreğimin en mahrem yerlerinde bana pusu kuracaksa
Aşk-ı sineme sus eyledim.
Şiir olup gözlerimden konuşacağım.
Acı yeşil dertleneceğim
Yollar kurdum ,sonu olmayan,
Atların tökezlediği,
Ümitler besledim, güvercin tedirginliginde.
Geçmiş karanlık bir sandık gibi,
Her bakışta biraz daha tozlanır.
Bir çayın buharında gördüm kendimi,
Bir şarkının kalbinde yeniden doğar.
Şimdi, tam bu anda varım,
Ne eksik, ne fazla, yalnız ben.
Yarın dedik, gelmeyen bir misafirmiş,
Zaman geçmez, sadece sessizmiş.
Bir ışık süzülür perde aralığından,
Anladım, hayat tam bu andaymış.
Tam bu anda nefes alırım,
Ne dünün yükü, ne yarın korkusu.
Sırra ermek, derinliklere yolculuk,
Gözlerden öteye, kalbin dalgalarında.
Bir gizemi çözmek, varlığın özüne ermek,
Sessizlikte gizli olan hikmeti kavramak.
Gözler perdeler ardına gizlenmiş sırları arar,
Kelâmı her kula dökme ey gönül,
Söz emanet, yükü ağır sırdır.
Her yüz güldürür ama her bakış
Hak’tan haber veren bir nur değildir.
Bitti artık devr-i söz, sustu gönlüm nâgihân
Bir nefeslik cümle imiş sandığım her kâinât
Kaldı geriye tek hakikat: sükût-u bî-nişân
Silindi ismim, cismim, gölgem ve her nişân
Ne bir nida yükselir, ne dâr kalır, ne meydan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!