Ne kalbde bir nişân, ne gözde bir harâbât,
Bir eski hâtıra, sükûtta mest-i hayrât.
Leyâl-i mâzide döner feryâd-ı pinhân,
Ne hüsran eksilir, ne düşler biter aslâ.
Bir sîret-i hayâl gibi akseder derûnâ,
Ne kalpte boşuna, ne gözde beyhûde iz,
Bir gizli cevherim, içimde saklı bir giz.
Leyâl-i mâziden kalan hazîn bir ahenk,
Bir umman içre ben, bir nefes gibi sessiz.
Bir aynadır zamân, kırıldıkça parlarım,
Dinle ey gönül…
Ney niçin inler, bilir misin?
Kamışlıktan koparılanın
Feryâdıdır her sesi, her “in”.
Ne bende tâkat-i vuslat, ne sabr-ı hicrân var,
Bu cân ki mîzâna girdi, yükü dahi cân var.
Ne ben o ben ki hevâdan berî kalabilmiş,
Ne dil o dil ki bu yangınla sükûn bulabilmiş.
Nevruz ateşlerinde yakarak kutsal saydığımız kederimizi,
Serperiz hüzünlerimizi dağların zirvesine.
Her bahar Fırat ile Dicle arasında gezinir,
Dilimizdeki istila türküleri.
Güneşler doğurur, güneşler batırırız Nemrut'un başında,
Kederleri yakar, hüzünleri tütsüleriz.
Beklemek…
Zamanın cümlelerini
suskun bir virgülde durdurmak gibi.
Ne başlıyorsun yeniden,
ne de bitiyorsun tam anlamıyla.
Oy Aşikarım, oy gardaşım.
Benim yârim benim sırdaşım.
Kanadımdın kırıldın şimdi.
Ben seni her nefeste taşırım.
Oy Aşikarım, oy gardaşım.
Güneşin sıcaklığında ararım izini,
Rüzgarın serinliğinde özümü bulmayı.
Dolaşırım dağların zirvelerinde,
Denizlerin kıyısında, yıldızların altında.
Bir yolculuk başlar içimde, derinlere doğru,
Reçinesi akmış bir ömrü taşıyorum sırtımda.
Dar sokaklarda yürürken,
Anılar ayaklarımın altında çıtırdıyor.
Göğe değecek sandığım ellerim
Önce kendi içimdeki boşluğa çarptı.
O zaman anladım:
Sessizlikte kaybolan bir bekleyiş var,
Sağırlaşmış kulaklarda yankılanan bir feryat.
Zaman durmuş gibi, adeta donmuş bir an,
Gözlerde umut, yürekte yangın var.
Bekleyişin içinde kaybolan sesler,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!