Ne bende tâkat-i vuslat, ne sabr-ı hicrân var,
Bu cân ki mîzâna girdi, yükü dahi cân var.
Ne ben o ben ki hevâdan berî kalabilmiş,
Ne dil o dil ki bu yangınla sükûn bulabilmiş.
Gözümden akıttım hûn-ı sirişki, yâr işitmez mi?
Bu nâle-i dil-sûzumu ol dildâr işitmez mi?
Cihânı yaktı hicrinin âteş-i sûzânı bugün,
Ateşe düşmeyen cân, derd-i firkat bilmezmiş.
Gül-i ra'nâ bağında murg-ı gönül perîşandır,
Bir çağın yüreği bazen tek bir şehirde atar;
o kalbin adı Kudüs’tür.
Semâ gamlı, zemîn mahzun bu kanlı doğu ilinde,
Asırlar ağlar hâlâ bir kadîm yaranın dilinde.
Çöl rüzgârı taşır hâlâ peygamber nefeslerini,
Oy Aşikarım, oy gardaşım.
Benim yârim benim sırdaşım.
Kanadımdın kırıldın şimdi.
Ben seni her nefeste taşırım.
Oy Aşikarım, oy gardaşım.
Güneşin sıcaklığında ararım izini,
Rüzgarın serinliğinde özümü bulmayı.
Dolaşırım dağların zirvelerinde,
Denizlerin kıyısında, yıldızların altında.
Bir yolculuk başlar içimde, derinlere doğru,
Reçinesi akmış bir ömrü taşıyorum sırtımda.
Dar sokaklarda yürürken,
Anılar ayaklarımın altında çıtırdıyor.
Göğe değecek sandığım ellerim
Önce kendi içimdeki boşluğa çarptı.
O zaman anladım:
Sessizlikte kaybolan bir bekleyiş var,
Sağırlaşmış kulaklarda yankılanan bir feryat.
Zaman durmuş gibi, adeta donmuş bir an,
Gözlerde umut, yürekte yangın var.
Bekleyişin içinde kaybolan sesler,
Nevruz ateşlerinde yakarak kutsal saydığımız kederimizi,
Serperiz hüzünlerimizi dağların zirvesine.
Her bahar Fırat ile Dicle arasında gezinir,
Dilimizdeki istila türküleri.
Güneşler doğurur, güneşler batırırız Nemrut'un başında,
Kederleri yakar, hüzünleri tütsüleriz.
Beklemek…
Zamanın cümlelerini
suskun bir virgülde durdurmak gibi.
Ne başlıyorsun yeniden,
ne de bitiyorsun tam anlamıyla.
Bilinmez gergef,gergef ördüğün ağlar.
Aşk görerek değil,yaşanarak ögrenilir.
Ve aşkı anlamak ölümü anlamaktır.
Ve sevgiliyle yürüken yolların sonu yoktur.
Sevgilinin yaninda hisar yoktur.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!