Reçinesi akmış bir ömrü taşıyorum sırtımda.
Dar sokaklarda yürürken,
Anılar ayaklarımın altında çıtırdıyor.
Göğe değecek sandığım ellerim
Önce kendi içimdeki boşluğa çarptı.
O zaman anladım:
Mesele yükselmek değilmiş;
Bir omuzda dinlenebilmekmiş.
Ellerim güçlü sanırdım
bir çocuğun saçına değince titrediğini,
bir vedada nasıl çaresiz kaldığını
geç öğrendim.
Hayata hep yukarıdan bakmışım.
Oysa hayat aşağıda başlıyormuş:
bir annenin mutfakta sessizce sildiği gözyaşında,
Bir babanın cebinde buruşturduğu hesap kâğıdında,
Bir dostun “iyiyim” deyip sustuğu yerde.
Ahşap sandığım ömür,
Canlıymış meğer.
Çatlayan anılar değilmiş sadece;
İçimde, ses vermeden kırılan benmişim.
Göğe uzanmak isterken,
Bir yüzü iki elimle tutacak cesareti,
Biriktirememişim bazen.
Yük dediğim şey;
Taşıdıklarım değilmiş yalnız;
Söyleyemediğim kelimeler,
Yarım bıraktığım sarılmalar,
Geri çektiğim özürlermiş.
Bir zamanlar boynunu öptüğüm küheylan gibi
Kalbimi özgür sanmışım;
Meğer kendi korkularımın yularını tutuyormuşum.
Şimdi biliyorum:
Kırılmak bir zayıflık değil,
Bir kapıymış.
Çünkü insan,
Kendi çatlağından sızan ışıkla
Başkalarının karanlığını seçebiliyormuş.
Ve ben hâlâ yürüyorum,
Dar sokaklarda, ağır adımlarla.
Göğe değemem belki;
Ama bir gün
Bir kalbin yükünü,
Bir anlığına hafifletebilirsem,
İşte o zaman
Omuzlarımdaki reçine
Toprağa karışacak.
Dayayıp başımı yalnızlığımın göğsüne,
Uğurladım uğursuz bir seneyi.
Yaralı avuçlarımda umudun tohumu
Şafağa nöbetçiyim.
Kayıt Tarihi : 19.02.2026 13:38:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!