Sana yalnız sana...
Bununla başlamalıydı
Bütün o kutsal kitaplar..
İsmini senden almalıydı cennet,
Sevgilim Yüzünde bin yılın ayetleri var
Ama ne olur ölümü konuşmayalım
Bir gökyüzü kaldı altında ezilmediğimiz
Yarin neşteri keskin konuşurken
Sevdanın sonu hüsran kendini avuturken
Bu beğenmeme bu doymama bu fırtına ne böyle
Böyle mi başlamıştı bir mektubun ilk cümlesi
Böyle miydi o eski hasret acısı dedikleri şey ...
'Gövdenle dağlar arasına sıkışmış
Bir kartal say beni ...'
Meydan meydan heybetini beklediğim
Bu yollar sen gelince güzelleşir bilirim
Yürüyüşündeki o azizliği kimse bilmesede
Tozların zerreleri ile uyuşur zaman
Uyuşur gözlerde mil
Evlerde tekmil
Bir kayadır gelir oturur üstüme
Ansızın midyatın bir seferinde
Kahreder yol
Rengini kirazlardan alan,
iki tepeye benziyor yanakların
Alın çatında kahraman askerler
Yeni bir savaşa (zamana) koşuyor ..
Erirken süslü evlerde mum
Ve bir nehir kollarını açmış gidiyorsa
uzak bir bilinmezliğe önünü görmeden
Ve durgunlaşıp sonra çağıldıyorsa
Ve Bazen kirlenip bazen temizleniyorsa
O artik insandır...
Bir İntihar akşamında
ucunda bir damla gözyaşıyla
Sisli bir İstanbul sabahında
kendini boşluğa bıraktı
karanlık başladı evlere
bir keman inceden inceye
Kulaklarına sessizce söylüyorum
Kadınım, bütün ihanetlerin rengi aynıdır:
Bilir misin ..
Kalenciğe kar yağıyor sevdiğim
Dalda duran serçe
Gördü kırılan kalbimi
Anladı içime saplanan acını
'Rüya bütün çektiklerimiz' demişti şair
uzadı hasretin uzadı bendeki iyliğin
Keklik sürüsu geçti bulutlardan
Kıvrandığı yatağından süzülürken zaman
Dar anlamda trajediydi gökyüzündeki
Geniş anlamda bir mecburiyetti.
Telaşın adım adım küçük ruhlardaki yansımasıydı elimde kalan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!