Senle olan vuslatım, bir gökten inmiş belâ imiş meğer,
Her lahza kalbime düşen, kaderin gizli hükmü imiş meğer.
Avuç içimde sandığım şey, ne mülk imiş ne de nişan,
Bir emanet-i ilâhî imiş, ben bilmezden taşıyan.
Unuttukça seni değil, kendimi kınarım içten içe,
Zira senden firâr eden, aslında ben imişim nice.
Eli uzatsam, titrer ruhum: “hakk-ı emanet” der bana,
Bıraksam, düşer sanırım, altında kalır bu cana.
Kafes yoktur görünürde, lakin esir her şey bana,
Zira aşkın perdesinde, hapsolmuşum ben bana.
Seni sevmek değil artık, sende gizli sırrı sezmek,
Bir tecellî-i ilâhîyi insanda zuhurda gezmek.
Kalbe alsam, nar olurum; ne sen kalırsın ne ben,
Aşk-ı hakîkî zuhur eder, silinir suret benden.
Bir yanım “gel” diye çeker, bir yanım “dur” diye feryâd,
Zira vuslatın ucunda hem helâk var hem de imdâd.
Şehir değil, zaman akar üstümüzden bir hicrân gibi,
Ne ses duyar ne söz bilir, bir hüküm-i Rahmân gibi.
Sen uçan bir remz-i gaybsın, ben secdede bir kelime,
Eşiğinde eğilmişim, düşmüşüm ben teslimiyete
.
El açarım, sen kaybolursun; el kaparım, artar hicrân,
Her hâl bir yokluğa çıkar, her yol döner bir imtihan.
Seni tutmak günah ise, o günaha razıyım ben,
Zira aşkın ateşinde yanmak, bir rahmettir bilen.
Artık “sen” yok, “ben” yok, sadece bir sır kalır,
O’nun sükûtunda eriyen, bir nûr-ı bî-nihâyet var.
Kayıt Tarihi : 3.07.2026 15:51:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Emanet-i Sükût / Sukutun emaneti




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!