01 Ocak 2005 yılında Siirt ilinde doğdum çobanım ilkokul mezunuyum dünya yükünün hamalıyım.
Nihal İçin: Taş mı, Nefs mi?
Talip için Nefsî Terbiye Risalesi – Nihal’e Uyarlandı
1. Kapı: Sualin Eşiği
Nihal Hanım, ayağına taş dolduğunda
Nihal’im ve Toplumun Aşk Yolu
Nihal’im,
Gelenek denen eski duvarlarda, aşk hep kadının yüküydü.
Sadakat, anne olmak, sessiz fedakârlık…
Toplum, kadının gönlünü zincirler, aşkı görev bilirdi.
Nihal, sözcüklerin eşiğinde durdu bu gece,
Dilinde bir ilahî şerbet, gözlerinde hicap.
Suskunluğun kabuğunu kırdı bir “sen” ile,
Yüreğindeki ay’ı, kâl ile etti inşâ.
Tek taraflı aşkın, özsaygılı sükûtu üzerine bir içsel yolculuk
Bir aşkın içsel yası kadar,
bir ruhun olgunlaşma günlüğü
I. Fasıl: Dilenci Değilim
Nihal’im: Aşkın Özgürlüğün Ruhu
Nihal’im,
Geleneklerin gölgesinde kadın,
Adeta bir bahçenin suskun çiçeği,
Aşkın değil, evliliğin nesnesi sayılırmış eskiden;
Bu beton karanlık yetmez ayrı düşürmeye bizi Nihal,
Parmaklıklar erir, zincirler dökülür bakışında...
Bazen bir fırtına gibi deviririm dağları,
Bazen bir nefesinle titrerim, bir hikmeti vardır.
Hangi karanlık sınamamış ki insanı,
Küller ve Yankılar — Aşkın Ölümden Sonraki Ontolojisi
1. Bölüm: Ölümün Sessiz Mimarisi
Ölüm, Tanrı’nın ikinci sessizliğidir.
İlki yaratmadan önceydi;
Eskiden temastı her dokunuş
Bir soru yağmurunda kaybolmuş ruh:
“Sevilir miyim, görülür müyüm, var mı yerim?”
Şimdi o ses, Nihal’in dudağında bir “Evet” oldu,
Bir gerçeğe dönüştü her şüphe, her endişet.
“Sığınaktaki Ayna”
(Nihal’in Ruhundan Süzülen Vuslat Risalesi)
Ne Sen Ben Oldun, Ne Ben Sen
Nihal’im, sen kollarıma sırlanmış bir dua,
Sen, daha başlangıcında kayıp düşen cennet,
Hangi nağmeler dokunur kalbine, hangi ezgi
Asla bilemedim. Vazgeçtim artık seni
Geleceğin kabaran sularında aramaktan.
İçimdeki bütün o uçsuz bucaksız manalar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!