Hayat, rüzgârla savrulan bir yaprak gibi başlar
Doğarız masum, ellerimiz her yanı keşfetmek ister
Gözlerimiz merakla dolu, kalbimiz sevgiyi bekler
Her gülüş bir mucize, her dokunuş bir anı saklar
Gör ki dünya ne cilveler saklar
Kimi gülde, kimi dikenle yaşar
Kimi yokuşları dağla taşla aşar
Kimi düz yolda bile sendeleyip şaşar
Kan kokuyor Kudüs’ün taşlarında
Çocuk çığlıkları yankılanır sokaklarda
Zulümle geldiniz yok yeriniz dünyada
Mazlumun ahı kalır mı hiç yanınıza
Seni sevmek İstanbul,
Sabaha karşı uyanıp yüzünü Boğaz’da yıkamak gibi
Saçların rüzgâr gözlerin ise denizin mavisi
Bir bakışınla asırlık yorgunluğum dindi gibi sanki
Benim Dörtdivan’dır güzel memleketim
Yine de gönlüm düşerdi sena vazgeçilmezim
Bir yel eserdi içimden ta uzaklara hissederim
Kaderim olmasa da inan olurdu tercihim
Çocukluğumun taşlarında vardır izim,
Yandığım gecelere adını yazdım
Bir tek sen vardın dünyayı karşıma aldım
Ne akıl dinledim ne söz geçirdim
Bu kalp seni seçti, geri durmadım
Kara gözlerinde yanar közüm,
Gecenin içinden geçer sözüm.
Kara sevdam, yaralı özüm,
Gönlümde dinmeyen bir hüzün
Tenin geceye vurmuş bir nota,
Kara sevdam, geceme düşen gölge,
Yıldızlar bile küser oldu bu hüznüme.
Adını andıkça titriyor dilim ve bedenim
Yar, sensiz her şey biraz eksik, biraz derin.
Gözlerim ufukta bekliyorum bir bahar,
Saat üç buçuk, gece yarısı sükûtu,
Karanlıkta başladı bir kabus yolu.
Kim bilirdi ki böylesi hazin sonu
Alevler değil umutların yok oluşu
Artık bakıyorum ben kendi içime
Kırık kalbimde saklı o gizli hece
Sevda uğruna ömür harcadım ne çare
Ama öğrendim kendini sevmek gerek önce




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!