Derdim sığmaz dünyaya,
Kabına sığmayan coşkun bir nehir gibi taşar göğsümden.
Hangi dağın omuzuna yaslasam bu yükü,
Dağlar eğilir yorgunluğundan, taşlar çatlar dilsizliğinden.
Koca bir kentin gürültüsü örtemez içimdeki o devasa sessizliği;
Gök kubbe dahi dar gelir,
Gecenin o simsiyah örtüsü bile kapatamaz yaramın üzerini.
Adım attığım her sokak,
Sınırlarını çekip çıkarır karşıma;
Oysa benim derdim, o sınırların çok ötesinde bir uçurumdur…
Derdim sığmaz dünyaya,
Zamanın o dar parantezine, kelimelerin sığ lügatine sığmaz.
Bir yanım fırtınalı bir deniz, bir yanım çorak bir çöl;
Ne suyum dindirir hararetimi, ne toprağım filiz verir.
İnsanlar kendi küçük telâşlarının peşinde koşarken,
Ben bir asrın ağırlığını taşırım avuçlarımda.
Hangi limana sığınsam, dalgalar döver kıyılarımı;
Hangi gözün içine baksam, kendi gurbetime düşerim yeniden.
Öyle bir yangındır ki bu,
Ne söndürmeye su yeter, ne yakmaya ömür…
Derdim sığmaz dünyaya,
Ve ben bu koca kimsesizlikle baş başa kaldım.
Söz biter, imge biter, mısralar devrilir birer birer;
Ama bu keder, zamanın ve mekânın ötesinde
Bir mühür gibi kazınır ruhumun en derin katmanına.
Şimdi bu daralmış gökyüzünün altında,
Hiçbir yere sığamayan gölgemle birlikte
Sonsuzluğun o derin, o dilsiz kucağına doğru yürüyorum…
Kayıt Tarihi : 19.08.2026 18:32:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!