Dik dur, eğme başını bu zalim rüzgâra,
Ağlamak yakışmaz artık bu dökülen enkazlara.
Görsünler nasıl yandığını, bilsinler içerideki fırtınayı,
Fakat sakın eğme boynunu, yıkılmasın bu mağrur bina.
Sen ki cehennemin dibinden gülerek çıkmış bir nefersin,
Celladına âşık olsan da, dik tut o omuzları yine de.
Bıraksınlar göğe yükselen o dilsiz çığlıkları,
Sen ki kendi ellerinle yazdın bu direnişin fermanını.
Dik dur, eğme başını;
Bırak güneş batsın, bırak ay sönüp gitsin,
Sen bu karanlığın orta yerinde, dimdik ayakta kalan tek anıtsın...
Rüzgâr ne kadar sert eserse essin, sökemez köklerimizi bu topraktan,
Biz bu yola baş koyduk bir kere, dönmek yakışmaz bize arkaya bakmadan.
Göğsümüzdeki o ağır sızı, o derin yara şahidimiz olsun,
Eğilmesin bu baş, aksa da içimize o zehirli damla son damlasına kadar.
Dik dur, eğme başını;
Bırak karşımızda dağlar yıkılsın, bırak bütün yollar kapansın.
Sen ki her gece bin kere ölüp, her sabah yeniden doğan bir anıtsın;
Bugün bükülmez bu bilek, bugün susmaz bu yürek!
Bırak cellat bilsin gücünü, bırak zindanlar dar gelsin;
Sen bu karanlığın ta ortasında, yenilmeyen tek adammış gibi dimdik kalacaksın...
Kayıt Tarihi : 22.08.2026 18:10:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!