Her şeyin farkındaydı;
Kırdığı kalpler dışında.
Çok kahrını çekti o kalpler;
İşte şimdi de oradalar;
Yeşil koltuğun ucunda;
Düşte gördüm;
Elinde bir kırmızı şemsiye vardı.
Her şey bulanıktı.
Yavaş yavaş açıldı.
Bir kitap aldı;
Ortasında delik vardı.
Oradan etrafa baktı;
İnsanlar anladı;
Burnu ile deliği kapadı.
Düşünde bir gezegen;
Gündüzünde minik kalem.
Bindiği ışık zerresi;
Gittiği evrenin zirvesi.
Deniz;
Seni ne kadar özlediğimi bilemezsin;
Ne kadar özlediğimi.
Evin önü sal;
İskele bir;
Bu gece uyguryaya gittim;
Tabii ki hayalimde.
Sanırım eylülün başıydı.
Hava kararmıştı;
Aynı yer, aynı insan.
Aynı an, aynı Lutesya.
Git gide kısalıyor mesafeler.
Nasıl oluyor öyleyse?
Bin bir renk, bin bir zaman.
Kördü yoksa görürdü;
Ayağının kırık olduğunu;
Konanların doyurmadığını.
Duymazdı da;
Boş olduğunu;
Yerkürenin çekirdeğine dokunmak istedi;
Demir mi nikel mi merak etmişti.
Önce magmayı deldi;
Enerji öncelik dedi;
Adı insanlığa hizmetti.
Tek kürekli sandal;
Bir gözü kıyıda;
Dolanır durur ufuklarda.
Zokasız misina;
Bir ucu avcıda;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!