Yayılmacılar, laleler diker kentlerine;
Kırmızı güller yetiştirirler, diğerlerine;
O kadar nazik, kibardırlar ki;
Gül dağıtmak için yayılırlar tüm Dünya’ya.
Kimisi anlamaz, nankörlük eder;
Bilmediğin coğrafyalar;
Hiç öpmediğin yanaklar.
Farklı mı hilalin dolunaya dönüşü?
Ya güneşin sessizce terk edişleri?
Yara almış çınar;
Gözyaşları kanar.
Mantarlar üşüşür;
Reçineler salgılar.
Yelkovan yorgun, yavaşlar;
Oğlan, kız kolundalar;
Yamaç, karşısı deniz;
Bilim, felsefe, ardıç;
Heyecan, dostluk, umutlar.
Söylevler dinledim, anlam yok.
Gözler gördüm derin, söze gerek yok.
Düşünüp duranlar bilirim, eyleme cesaretleri yok.
Eylemden eyleme koşan bulunur, durup düşünecek fikir yok.
Adaya kaçar;
Gördüğü bir kehribara aşık olur;
Aşkını anlatacak kimse bulamaz;
Kehribarı bırakır kente geri döner.
Bulduğu herkese aşkını anlatır;
Kükrer, yakar masum gönülleri;
Dalından koklamayı beceremez çiçekleri.
Kardelenim lavları deleceksin, vazgeçme;
Anemonlar eşlik edecek sevincine.
Bulutla gelirim geçilmez bele;
Bildiğim vaha, bekler gerisinde.
Dönerim geçide, seher vakti;
Olur yeni gün, eskisi.
Bir gün suda kendini gördü.
Yine böyle;
Yansısını gören birisi;
Kendine aşık olmuştu;
Onu kara sevda eritti, bitirdi;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!