Burası senin yurdun lo.
Ayağımda, yüreğimde, beynimde prangalar.
Kaçmak isterim, kaçamam.
Sevmek isterim, sevemem.
Düşüncesi bile ne güzel hürriyetin.
Bembeyaz kanatlarında dansetmek güvercinlerin.
Son zamanlarda hiç konserve kutusu açtınız mı? Eğer açtı iseniz bir kaç yıl önceki konserve açma çabalarına göre şimdi ne kadar basit değil mi. Geçiriyorsunuz parmağınızı kutunun üst yüzeyindeki küçük halkaya, hafifçe bastırıyorsunuz geriye doğru, kutu açılıveriyor. Eskiden nasıldı peki … Yanınızda bir tane konserve açacağı, bir çekiç, ortada açılacak olan konserve kutusu. Çekiçle açacak aletin sivri ucunu kutuya çakarsınız, sonrada iç çeper boyunca kaydırmamaya özen göstererek ritmik hareketlerle ve açacak aletin teneke makası keskinliğindeki tarafı ile tıkırdayarak kutuyu açmaya çalışırsınız. Tabi bu arada kutunun sağa sola oynamasından mesela içindeki yaprak sarmanın sızan yağlarına bulaşmamaya çalışarak. Sonuç, çok basit bir fizik kuralının gündelik yaşama uygulanması. Bu fizik kuralıda yeni bir buluş mu peki. Hayır sadece akıl, o kurala yaşam içinde yeni bir uygulama alanı içinde yer açtı, hadi bakalım burada da göster kendini dedi. Ve güzelleşen yaşam oldu, hiç olmazsa bir kutu konserveyi açmak için sinir küpünden tüketime girmemeye başladık .
Ve bizler; artık ne güzel ve kolaylıkla konserve açıyoruz diyerek aynı anda ıslık çalmanın da keyfini yaşarken…, Şili’de bir gözlemevinde, dünyamızdan trilyon mil uzaklıkta yeni bir gezegen keşfediliyor. Keşfedilmekle de kalınmayıp üzerinde, dünyadaki yaşam koşullarına uygun özelliklerinde var olduğu tartışmaya yer vermeyecek şekilde tespit ediliyor. Yani yarınlarda yaşadığımız dünyanın iyiden cılkını çıkarıp yaşanmaz hale getirdiğimiz zaman yaşanacak yeni bir dünyamız var neyse ki ve adı henüz konmamış olmasına rağmen. Tek sorun şimdilik mesafenin uzaklığı gibi görülüyor ama hiç kuşkumuz olmasın ki ona da çözüm çok yakındır. Biz; mutfak tezgahı üzerinde kesme şeker kutularını içindeki şekerleri dökmeden nasıl açacağız diye uğraşırken içerdeki televizyondan spikerin sesi geliverir. Onca mesafeyi şöyle bir uzay aracı ile şu kadar saatte aşılabileceğine dair ….. Bizim arsa simsarları gibi bir umuttur havasıyla bizler de “yaşasın” çığlıkları atarak yerimizde şöyle bir zıplayıveririz.
Her şeye hükmeden insan aklı ; neden konserve açma yöntemindeki bu kolaylığı gündelik yaşama sokmak için yüzyıldan fazla bir zaman kılını kıpırdatmadı. … Ve neden hala kesme şeker kutularını açarken ortalık ufalanmış şeker kırıntıları ve kutudan taşan kesme şeker taneleri ile kaplanıveriyor. Acaba bizler mi akıldan fazla şeyler bekliyoruz, yoksa akıl kendini bu küçük detaylara kaptırmadan daha ciddi ve geleceğe dönük uğraşlara mesai harcıyor. Yada aklın aklına böyle şeyler hiç gelmiyor mu? Bence bu konu üzerinde akıl yorulacak kadar önemli.
ve gözleriniz heyecanla dolaşacak takvim yapraklarında,
yenisi acaba ne zaman diye.
ve parmak hesapları kurgusunu yapacak
hayal kurma saatlerinizin.
ve uzaktaki sevgililer daha da yaklaşacak çok
yakınlarınıza.
aşağı inmesi adımlarımın.
becerememek yani
son fasılın ince sazını.
ve anlatmak istediğin hiç bir şeyi
anlatamamak,
demini almış yüksek bir ölçüdeyim,
delilik ayarım kaynadıkça,buharım tütüyor.
ellerim düşmüş masanın üstüne
avuç içi falım, hiç iyi şeyler söylemiyor.
beraber doğurduğumuz umut adlı o çocuk,
şimdi hangi çöplükte saklı bir torba içinde.
dün bu kadar eski / ya yarın..........
dün bu kadar siyah-beyaz / ya yarın.......
dün hiç yaşamadığın kadar uzak / ya yarın...
yarın, çok yeni,
yarın, çok renkli,
dünya dönüyor ısrarı sürüyorsa hala
bugünlerde de Galileo’nun
yapacak hiç bir şeyi kalmıyor engizisyonun …
bir sabah uyandım
ki kör olmuşum, görmüyorum …
garip ve hüzün dolu bir tırmalanma olsun karşımda.
ışıklar yanmasın.
sen, sus ……
bütün makamlar kendi bildiği telden çalsın şarkıları.
ben dinleyeyim.
sen, duyma
gözlerini niye aldın yanına, bari onu bıraksaydın
kapıyı çarpıp, çıkıp giderken.
beraber astığımız gelin çiçeğini düşürdün yere
ve dönüp arkanı bir kere bakmadın bile.
huzursuzluk kalk borusu çalıyor içimde.
saati sakladım, hiç görmeyeceğim bir yere.
claude monet tablosu gibi
rengarenk bir bahçede
bir çocuğun ellerinden
koklarken yaz sabahlarını.
aykırıya düşmeyen
uçarı rüyalar gibi




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...