Kömür karası gözlere kışın karası vurdu
Acının tozlu rüzgârları esiyor yakın menzillerden
Karanlık çağlar hangi tarihte kayıtlıdır
Hangi kapılara döşendi barikatlar
Yüreğine b/aktım; yüreğin ki
Sanki benimki...
Yokluğunda yutuyor kendini bilmez şehir
Bulduğu her lokmayı
Doymak bilmiyor billur öfkeler gizli gözleri
Dalgalar kıyıları yutarken
Gökyüzü ağlıyordu
Belki de için için kanıyordu...
Pencerelerin soğuk ışığı düşerken geceye
// kapalı pencerelerin buz tutan camlarından seyrederken
Kasım'ı ,sen omuzuna konan göçmen kuşların kanatlarında saklarsın ayazını//
rüzgarların fısıltısıyla
içimde göç başlar
ele avuca sığmaz harflerim
Biz,
Dilimizi elimizle tutup kimseleri uyandırmadan
Geçerken kentin ara sokaklarından,
Arka sokaklara yıldırım gibi düştü ses
ne çok susmuşum ne çok susamış
ne çok örtünmüşüm suskunluklarımı üzerime
gözlerimdeki bulutları soyduğunda anladım
çırılçıplak baktığımda uçurumlara
ve yolunda gitmeyen onca şeyi
bırakırken bir çırpıda boşluğa
-yine ıslak bir Çarşamba
yastığımla kavgayla geçen bir gecenin sabahı –
elli kez koyunları saydım
ardından kuşları
gözlerim uçurtma aradı
karanlık çökünce denizin üstüne
gökyüzünün sokak lambaları yanar
hüznüne eşlik etmek istercesine
kıyılarında birikir tuz ve göz yaşı...
olanca cömertliğiyle gecenin içinden geçerken dalgaların sesi
dağların uçurumlu yamaçlarında
kurşun gibi ağır olur rüzgar
boşlukların soğuk soluğunu duyarsın
gecelerin sınırsız serinliğinde
bütün dünya kapatırken gözlerini
gözleri açık düşersin
Ne yediğim koz helvanın tadı kaldı
Ne gençlik aşkından yudumlanan suyun
Çevirdiğim pedalların izleri yok yollarda
Düşüp yaraladığım dizlerim kanıyor hala




-
Mehmet Kemal
Tüm YorumlarKaleminize ve yüreğinize sağlık… tebrik ederim severek okudum