Daha ilk lafı etmeden, hani o sessizlik çöker ya,
İşte o an başlar bu mevzu, sadece bir bakışla.
İçinde bir şeyler titrer, henüz kimse duymaz o gürültüyü.
Kendi kendine sorarsın o en kuytu köşede,
Geldin mi sahiden?
Ve o an biter yalnızlığın o ağır, o yorgun havası.
Adımlar hızlanır, kalp atışın ritmi belirler artık.
Bu bir rüya ama rüzgârın sesine karışmış cinsten.
Her gülüşün bir melodi gibi dolanır boynuma,
Zamanın ayarı bozulur senin ellerinde.
Biz aynı kâğıda yazılmış iki farklı sitem gibiyiz,
Hayatın o dik yokuşlarını beraber tırmanıyoruz işte.
Bak, aşk sadece bir fısıltı değil, bir meydan okuyuştur aslında.
Gök gürültüsü gibi iner insanın tepesine o heyecan.
Korkuyu dağıtır, sevdayı şaha kaldırır.
Bir kovalamaca bu, bazen neşeli, bazen de fena hırçın.
Çünkü aşk dediğin, durulup beklemek değil,
Göz göre göre yanmayı seçmektir her zaman.
Bazen susar her şey, hayat bir es verir ya hani,
İşte o boşlukta duyarsın ruhunun mırıldandığını.
İnce bir sızı gibi süzülür o yalnızlık koridorları.
Eski bir plağın cızırtısında döner durur anılar,
Acaba? dediğin her an, hüzünlü bir renge bürünür hayat.
Ama bu keder de bizden, bu sızı da bu hikâyeye dahil.
Özlemek de sevdaya dahilmiş, biz o sessizlikte öğrendik.
Sonra yeniden canlanır her şey, bu sefer daha hırçın!
Kanın damarlarında deli gibi aktığını hissedersin.
Durgun sular geride kaldı, şimdi şelaleler gibi coşma vakti.
Gözlerindeki o kıvılcım şimşek olur düşer satırlarıma.
Kader bizi en imkânsız çıkmazların içine itse de,
Korkuyu bir kenara fırlatıp yangının tam ortasına koşuyoruz.
Çünkü bu hikâye, sadece cesur olanların harcıdır.
Fırtına dindiğinde, o tertemiz duruluk kalır geriye.
Yorgunuz ama başımız dik, havada asılı kalan o huzur gibi.
Güneşin batışındaki o turuncu hüzne benzer bu halimiz.
Artık bağırmaya gerek yok, sadece yan yana durmak yeter.
Bir elin diğer eli tutuşundaki o eski güven.
Sözden de, sesten de daha öte bir lisan bu.
Ve işte o an, her şey bir anlığına durur,
Sadece bir kalp atışı kalır geriye, en saf haliyle.
Sonra koca bir gürültü kopar içimizde, dünyayı titretir!
Yükselir sevdanın o en berrak, o en gür sesi.
Artık ne kâğıt kalır, ne kalem.
Ruhlar birbirine karışmış, tek bir nefese dönüşmüştür.
Kalem kâğıttan çekilir elbet, sesler durur,
Ama bu mevzu bitmek için yazılmadı ki.
Sen sustuğunda ben başlarım, ben durduğumda dünya devralır.
Rüzgârın ağaçların arasından geçişi bizim sesimizdir artık.
Şimdi kapat gözlerini ve dinle o içindeki koroyu.
Her hücrende yankılanan o tek gerçeği.
Biz, sessizliği müzik kılan, karanlığı notalarla aydınlatan,
Kendi cennetini kendi sesinde yaratan o büyük kavgayız.
Son nota hiç çalınmayacak,
Çünkü biz nefes aldıkça bu ses gökyüzünde asılı kalacak....
Kayıt Tarihi : 29.07.2026 11:09:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Her sevda bir gün susabilir, ama insanın içinde bıraktığı ses hiç dinmez. Bu şiir; iki insanın değil, birbirine dokunduktan sonra sonsuza dek yankılanan iki ruhun hikâyesidir. Çünkü bazı sesler kulakta değil, kalpte ömür boyu yaşamaya devam eder. Bahtiyar




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!