Bilmiyorum…
Acıyor mu gerçekten insanın içi,
yoksa insan zamanla acıya alışıp
ona “hayat” demeyi mi öğreniyor?
Bazen kendime soruyorum;
“Geçti mi?” diye…
Sonra bir şarkı çalıyor,
bir kelime düşüyor aklıma,
bir zamanlar senin söylediğin bir cümle geliyor kulağıma
ve anlıyorum ki
geçmemiş hiçbir şey.
Sadece susmuş.
Sen gittin ya…
Ben senden sonra en çok sessizliği sevdim.
Çünkü sessizlikte kimse gitmiyor,
kimse “artık seni sevmiyorum” demiyor,
kimse kapıyı çekip ardına bakmadan yürümüyor.
Ama geceleri sessizlik bile yetmiyor.
İçimde bir yer var,
kimsenin ulaşamadığı…
Senin bile artık uğramadığın.
Orada hâlâ eski halim oturuyor.
Seni bekliyor.
Belki gelirsin diye değil…
Belki bir gün neden gittiğini anlarsın diye.
Bilmiyorum, acıyor mu?
Sen hiç düşündün mü beni?
Bir gecenin ortasında
telefonuna bakıp
“Acaba o şimdi ne yapıyor?” dedin mi?
Ben dedim.
Hem de defalarca…
Elimi telefona götürdüm,
adını gördüm,
yazmak istedim.
Sonra gururumu değil,
kalbimi susturdum.
Çünkü insan bazen sevdiğine yazamıyor.
Yazarsa yeniden kırılacağını biliyor.
Cevap vermezse daha çok acıyacağını,
cevap verirse yeniden umutlanacağını biliyor.
Ben senden korkmadım hiç.
Ben, sende kaybolmaktan korktum.
Ve kayboldum.
Şimdi herkes “güçlendin” sanıyor.
Gülüyorum, konuşuyorum,
hayatıma devam ediyorum.
Ama kimse bilmiyor…
Bazı geceler
başımı yastığa koyduğumda
bütün gün sakladığım o özlem
birdenbire üzerime çöküyor.
Ve içimden sadece şu geçiyor:
“Bilmiyorum…
Acıyor mu senin de için?”
Belki sen çoktan unuttun.
Belki benim adım bile geçmiyor artık aklından.
Belki başka birinin yanında
benim sana verdiğim sevgiyi
çoktan başka bir hikâyeye dönüştürdün.
Ama ben hâlâ
bazı anlarda seni arıyorum.
Kalabalığın içinde değil…
En yalnız olduğum yerde.
Çünkü insan en çok
kimsenin olmadığı zamanlarda özlüyor.
Sana kızgın mıyım?
Bilmiyorum.
Kırgın mıyım?
Evet.
Ama en çok kendime kırgınım.
Seni bu kadar severken
kendimi bu kadar unutmuş olmama…
Sen giderken
arkandan bakıp
“Kal” diyememiş olmama…
Belki de sen kalırdın.
Belki bir cümle her şeyi değiştirirdi.
Belki sarılsaydık
bütün kırgınlıklar susardı.
Ama bazı “belkiler”
insanın ömrünün en ağır yükü oluyor.
Şimdi senden geriye
birkaç anı,
birkaç fotoğraf,
birkaç cümle
ve geceleri ansızın gelen
kocaman bir boşluk kaldı.
Bazen düşünüyorum…
Acaba sen de benim gibi
bir şarkıda durup kalıyor musun?
Acaba benim kokumu hatırlatan bir yerde
bir anlığına susuyor musun?
Acaba birileri sana
benim sana baktığım gibi baktığında
içinden bir şey eksiliyor mu?
Bilmiyorum…
Belki de hiçbirini yapmıyorsun.
Ama ben hâlâ
cevabını bilmediğim sorularla yaşıyorum.
Ve galiba aşk biraz da bu…
Birini kaybettikten sonra
onunla ilgili yüzlerce sorunun
cevapsız kalması.
Ben senden bir şey istemiyorum artık.
Ne dönmeni,
ne özür dilemeni,
ne de yeniden beni sevmeni…
Sadece bir gün
çok uzak bir yerde
beni hatırlarsan
şunu bil:
Ben seni kötü hatırlamadım.
Canımı yaktığın halde
seni kötü anmadım.
Çünkü insan gerçekten sevdiğini
kaybettikten sonra bile
onun ardından kötü konuşamıyor.
Ben seni
yarım kalmış bir şarkı gibi taşıyorum içimde.
Ne tamamen susuyor,
ne de tamamlanıyor.
Bilmiyorum…
Belki acıyor.
Belki hâlâ çok acıyor.
Ama artık eskisi gibi ağlamıyorum.
Çünkü insan
her gece aynı acıyla uyandığında
bir süre sonra gözyaşları da yoruluyor.
Şimdi sadece içimde bir sızı var.
Kimsenin görmediği,
kimsenin bilmediği,
benim bile bazen adını koyamadığım bir sızı…
Ve gecenin en sessiz saatinde
kendime yine aynı soruyu soruyorum:
“Bilmiyorum…
Acıyor mu?”
Sonra cevabı beklemeden
gözlerimi kapatıyorum.
Çünkü bazı soruların cevabı
insanı iyileştirmiyor.
Bazı cevaplar
sadece yaranın ne kadar derin olduğunu gösteriyor.
Ben artık seni beklemiyorum.
Ama itiraf edeyim…
İnsan bazen beklemeyi bıraktığı halde
özlemekten vazgeçemiyor.
Ben de vazgeçtim senden.
Ama seni sevmiş olan
o eski halimden
bir türlü vazgeçemedim.
Kayıt Tarihi : 26.08.2026 00:38:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!