Oxford vardı da biz okumadık mı? Aforizma tanısal sözü, genel bir toplumsal politikaları eleştirme olaraktan, toplumların kadersi ve özgürlüksü yapısını belirlemesi açısından; olabildiğince gerçekçi ve tesbiti, bir yaklaşımdır. Neki, kişi bazlı eksiklik ve davranışlarınızı olumlamaya bir açıklama da yaparsınız. İşte o zaman durumunuzu açıklama ve halinizi mazeretli kılma bağlamında kendimize, dayanak temel söz yapmayı düşünürüz.
Oxford vardı da biz okumadık mı! Bu söz, toplumdaki yapısallığı açıklamada gösterdiği yansıma belirmesi kadar, kişisel eksiklerimizi haklı kılışın da savunmasını, aynı doğrulukta sürdürür değildir.
Özgürlük ve kader, birbirine bağlı, birbirini açıklar sözcüklerdir. Özgürlük toplumsal gücün bir var ediş belirmesidir. Toplumun bu belirmesi; okul, hastahane, laboratuvar ortamı, yol olarak sizden önce sizin çevrenizde gerektirilmişse; okumak, tedavi olmak, laborant olmak sizin zorunlu kaderinizdir. Özgürleşmeniz, kader olarak gerçekleşir. Kaderiniz de sizden önceki gerektirilmiş bir olanağın, yani özgürlüğün şimdi kazaen kullanımı olur çıkar
Kan revanla düşmüş al beni perçemin
Suya ilişme su ürkek tavsır
Bir yansı edişledir hayali candan
Ah yarı sarla, kadimi ocakta yar oynaşır
Çökmüştür ensene, bilmem vade boylanır
Ezberim olmasa, hatırlamazdı seni
Bilmezdi demi, baz alırken ezberi yeni
Girişen her aşk ileridir doğumla beni
Olmasaydı ezberimde ateşin, coğrafyan
Çalışırmıydım seni
Biriken kromozomladır geni
Bir insan devinmeden edemez. Yani insan eylem yapar. İnsanın eylemlerinin en az iki temeli vardır.
Birinci temel nedenle insan, sırtının pekliği ve karnının tokluğu gibi sağlayışlarının temini için davranışlarını başlatır, giriştirir, yapar ve sonlandırır.
İnsanın ikinci eylem nedeni olan, insanın kaygı ve haz duygularının kaynağı olan kendi çevresini, tanımaya yönelmesidir. Bu davranış tipi yine birinci tip olan ego düzleminden kaynaklı olmakla birlikte, birinci davranımın doyrulmasından sonra ortaya çıkan, ancak onun üzerine eylem koyan bir güdü ve eğilimdirler. Ki merak dediğimiz; duygu savunmalı eğilimlerinin güdülenmesi ile yaptığı eylemlerdir. Ki bunlar da giderek tekrari eylemlerin fark edilir karşılık olur yinelemelerinden ötürü sınıflanan, amaçlı eylemlere dönüşürler.
2-Kişi bunu, doğumuyla ve biyolojik ön doğum gerilikleri ile devir alırlar. Böylesi biyolojik engelli gerilikler şöyle belirtilebilirler: Söz gelimi birçok hayvan doğduktan birkaç dakika ile bir kaç saat içinde yürürler. Oysa insan daha geç yürür. Yine kimi çok hayvanlar bir kaç ayla, insana göre çok kısa olan bir kaç yıl içinde, doğum yaparlar. Oysa insan 13-15 yıl aralığına dek bekler.
Yani, insan yıllar sonra ancak üreme olgunluğuna ulaşır. Yine çok canlı kıllı ve tüylü ya da post ile doğar. Oysa insan giydirilmeye muhtaçtır. İnsanlar, doğumdan sonra, adeta dölüt devri özelliklerini sürdürürmüş gibi, embriyo dönem özelliklerinin baskısı; insanların yaşamında egemen olaraktan bir müddet daha sürer gider. Hayvanlarda bir yavrunun anaya muhtaçlığı, kısa iken; insan yavrusunda bu hal çok daha uzundur.
Bu tür doğum sonrasındaki, biyolojik dölütçü düzey gelişmesinin yarattığı uzun süre anneye bağlı kalmak, insanların sosyal yaşamlarının ortaya çıkmasında çok katkın bir alışma var oluşun kendilik devam eder oluşudur da. Ya da bu biyolojik olan gecikmeli kısmi gerilikler, yavrularının da anayı ve grubu takipçi olmalarının da nedenidirler. Dolaysıyla insanların sosyal yaşama kiplenmelerinin bir çok temel nedenlerinden biridir.
3-Bunların hepsi; öznelci çekimlenişlerin, sosyal birlikçi çekimlenişlerle, gelişip olgunlaşıp kendi girişmeleriyle toplumcu aidiyet girişmelerini, ortaya çıkarmasıdırlar. Bu kademeli zaman zemine bağlı temel girişmeler; daha yüksek değerli organik devinmeleri, belirlemektedir. Sosyal toplumsal döngülerdeki oluşmaların ve süreçlerin yol alırlığıyla ve evrensel davranışların daha bir ortaya konulmasından hareketle, insanların sosyal yaşamları içindeki girişmesine dönüşen seyirlerini ve aşamalarını, tekrar görelim.
Etnik yapılar gibi olan aidiyetçi dönemlerden sonra, Sümer başlangıçlı toplumsu yapıların oluşmacı aşamaları toplum içinde biçimlendi. Bu biçimleniş içindeki zorlayıcı çekimleştiricilerden birisi de üretim ilişkilerinin ortaya çıkarılmasıydı. Diğer biriside, emek nesnelerin değiştirilmesi gibi sosyal toplumsal polar bağcı çekenlerin hepsi de, bu türden aidiyet dönüşmelerinin karşılanmasına yönelik olacaktır.
Artık tarih etnik yapıların aidiyet bağlacını kırmış, bu bağlacın alanı üzerine yepyeni bir aidiyet bağlacı devindirmiştir. Etnik yapı aidiyetliğinden dönüşülecek olan ittifaklar girişmesi, hayli uzun sürelerle, değişik yerlerde çok değişik anlama ve anlaşmalarla ve hep bir türden olmayışlarla, tarih sahnesinde, boy verecekti.
Verilen dinamik kökleşecekti. Yaratılan teşebbüsler kimi kez atıl kalıyordu. Kalkınmadaki bölgeler arası dengesizleşmeler güvenlik algısı boyutu ile sınırlanıp, süreç kangren oluşumları bünyesine sarmaya başlayacaktı. Yapı hantal bir yapı olacaktandı ama gelişen, kendi zorlukları ile zaman zaman uluslar arasında, iddialı da olabilen bir kapasite yaratılacaktır.
Ne var ki buralarda kimi kökleşmelerin üstüne artı gibisinden yaratılan, gel geç, iktidarların, kendi ömrü ile sınırlı, iktidar destekli hısım akraba partili taallukatından türedi teşebbüsler çıkacaktı. Kaynak talanları, halka; enflasyon, durgunluk, olacaktı. Uluslar arası sıkı borçlanma kıskacı, toplum yaşam biçimi olaraktan, borç yiğidin kamçısı olacak! Borçlanmanın yükü halka dayatılacaktı.
Ata'nın uygulamaya kazandırdığı karma ekonomik dinamizm tu kaka ile İMF ve emperyalizmin dar boğazına liberalci hortumcu vıcıklanmalarla, özelleşme diye bir yağma ve talancı tutuma sokulacaktı. Siyasetin kayırma ve kadrolaşma torbası, tayin, atama gibi şevk kıran sürmelerle kitler bir yağma alanına, verimsizliğe dönecekti. Seçilen milletvekilleri kit ve polis, öğretmen, asker tayinleri ile dama taşı ile oynaşılır gibi, oynanan yapılar haline dönüşecekti. Her siyaset, kamu kurumlarına siyasi bir baskının tehdidi olaraktan memurlara, haritada yer beğenmeci, havuç ve sopası tayini olaraktan dayatılacaktı.
6Her mekanik savaşın sonucu zorunlu bir mimari yapılaşmaya gider, Yani az az da olsa bir inşa söz konusu olacaktır. En azından savaşın izi olan harabe yıkıntıları, sarılmış görünecektir. Oysa Anadolu hareketinin sürekliliği, devrimsel yapılaşma ile devamlı sürdü. Sadece beşeri dış düşmanın işgalini def etmekle görevi bitmiş saymayan, süreçler içindeki devamlılıktır. Halkın büyük bir kısmı, devrimlerin bilincinde olmayabiliyordu. Hele halkın ulül emir dediği halifeliğin iradesini, kendi iradesi bildiği yapıdan geliyor olması, demokratik atılımların kabulü bağlamında, tam bir handikaptı. Seçme seçilme gibi bir demokratik hak halifeliğin nezdinde, şeran aykırı bir uygulama gibi olabilen durumdu. Yeni süreç içinde halkın seçmen olma gibi bir demokratik görevi de vardı. Seçmenlik gibi demokratik görevi, halkımız kullanır oldu. Halkın seçme seçilme uygulamasını sahiplenir olması, yine halkımızın, yeni süreci kısmilikle de olsa, benimsemesi, bir mucizedir.
Bu, var olan bir tomurcuğun, şartlarında açılması idi. Anadolu çiçekleniyordu. Eskisinden kopuşla, bir üretimin paylaşım yapılaşması, ilişkisine dönüşüyordu. Eski süre gelen yapıya göre yeni yapının algılanışı içinde verilenler gasp ve şiddet gibi gelecekti. Bu ikili dinamik, uyum ve uyumsuzluk; yeni çiçeklenme durumu için, kazanılacak hak ve yükümlülükler de, bir devrim süreci oluyordu.
Yani, yeni haklar edinme ve hak gaspı var kuruntusuna kapılma, kendi zaman zeminindeki sosyal koşulların yine kendi izafi çelişmelerinin, somut oluşmasını yaşıyordu. Olayların hızı, halkın olup biteni kabullenmesine göre çok hızlıydı. Olayların hızlı olması nedeniyle oluşan, halkın kimi uyumsuzlukları olmuştu. Ki hiçbir dönem için adeta olmasa olmaz türü kaçınılmazlıklardır bunlar. 2008’de bakılışla, bazı kerameti kendisinden menkul aydınlar için de bu olumsuzluklar, savunulacak akıl ve fikir özgürlüğü olacaktan bir, akıllılığın nazar boncuğunu temsil edecektiler!
Dünün köhne yanıyla savaşan toplumların yarınları; verimlilik harcı ile oluşurdu. Bu başarılamadı mı, aklın iç sinmesine, aklın verimliliğine, sığdırılamayan sürüş ve uzanımlar, naklin kolaycılık ve menfaat ilişkilenmesine bürünürdü. Bu gibi bürünmeler de, kişiler ve zümrelerin, oligarşik olan ikbal süreçleşmesine dönüşürdü. Atatürk’ten sonraki süreçlerde, Anadolu’nun doğumu, rahimde boğulacak bir harekete dönüşecekti. Artık bu dinamikçi rahim hareketi, başı bağlı doğmaya başlayacaktı.
Zaman gelecek
Zorluklarını yaşayacaksın bilmezliğim
Deli saçmalarımla adamlığa dahilliğim
Akıllı cümleler kuruşum olacak cahilliğim
Duvara mıhlıyorken gölgemi
Teveccühler beni
hep düşündürmüştür
derin derin...
Bazen alaya kaçan
ifsatları duyar gibi olurum




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...