Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

18]Burada şu değerlendirmeye girmek olası. Bir iç ve bir dış neden buluşmuştu. Durumda bir belirme, bir gerçeklenme ve bir gerçeklik ortaya çıkmıştı. Gazi, bu gerçeklenmenin dış nedenidir. Asıl olan iç nedendir. Yani halkın azmi ve kararı olan öz harekettir. Bu da yeni bir kararla yeni bir tutum birikişle; 'ya istiklal, ya ölüm' parolası ile dile getirilişin bilinçlenme gidişatı, olacaktı

Bu bilinç olmadan bir şey yapmanız olanaksızdır. Bu karar kurtuluş azmindeki çekenlik çevresinde birikiştir. Bu dizi boyunca dediğim, ‘genel ortalamada buluşan halk devinimdir’. Gazi de, bu birikişin, kadrolarla yönlendirilmesi iradesidir. Bu devinim er geç kendine uygun, her dış nedeni değil ama mutlaka bir uygun dış nedenini, bulacaktı. Ve kodlar birlikte etkinleşerek gerçekleşecektiler.

Yani GAZİ'Yİ; BU HAREKET OLUŞTURMUŞTUR. Bu hareketi de, Gazi yönlendirip, genelin bilinçsizce de olsa, oluşmuş olan özlem, çıkar ve istemine uygun sonuçlandırmış; karizmatik katkılıklarını da ortaya koymuştur. Kıyası kabil bile olmayan, cami vaazları; bu hareketin etkisi ile kendilik oluşmamıştır. Aksine bu hareketin kadrolarının bir kolunun direktif ve yönlendirmeleriyle kuvvacı cami vaazları oluşturulmuş bir davaya değin bir propoganda faaliyetidir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

24]Toplumsal özgürlük, toplumsal güç, toplumsal düşünce kangren olan bacağın, artık vücutla ilişkisinin kesilmesi gibi düşünebilir. Kişi kararı ve kişi düşüncesi olarak beliren karar, toplumsal düşünmenin toplumsal gücün, toplumsal öndeyinin kişilerde belirmesidir.

Genelin ya da vücudun (toplumun) kurtulması için, özel fedalar yapılmasının esamisi bile olmaz. Bazen bacağın fedasında bacağın adı bile anılmazken, sisteminiz yerleştiğinde de, o bacağın protezine değin özgürleşmeyi başarır olmak toplum olaraktan; yüklenmek zorunda olduğunuz bir yükümlülüktür.

Genelin hayatiyet yararının sağlanışlarında kişisel temelde bakışlarla eseflenerek; ' iyi de, kangren bacak kayıp oldu' denilmez! Her gün kaç ameliyatlarla onlarca can, riske girip ne fedalar için ameliyat olmaya yatarlar. Genelin yararı için böylesi kesikli süreklilikler kaçınılmazdır. Böylesi bir ameliyattan sonrada kişiler: 'hiç değilse bizden sonrasının torunlarımızın, çocuklarımızın, hayatı kurtuldu' derler.

Devamını Oku
Bayram Kaya

25]Sözün gelişi iç şartlarda 1920 ve 1923 yılları arasında gelişecek olan genç cumhuriyetin kendisini dinamikleştirir oluşmaları karşısında, dış konjonktürsellikler de buna karşı, kendi dinamiklerini ortaya koyacaktır. Bunu görmez, bilmez olmak, aydının affedilmez tavrıdır.

Bu bağlamda ve sözün gelişi Anzavurlar ayaklanması ve daha sonraki Şeyh Sayıt ayaklanmaları, dış konjonktürün yararlanmasına açıktı. Ve bu ayaklanmalar, tehdit olan konjonktürce desteklenmeye pek uygundurlar. Üstelik bu isyanların tertibi yuapılırken insan hakları soslu savunmalarla ve güya ayrılıkçı kesimlerin 'kendi kaderini kendilerinin tayin etmeleri' bağlamındaki, emperyalistlerin oyun içinde oyun olan destekçi düşünmelerine de çok uygun gelişmelerdir!

Emperyalistlerin bu karşı iç isyanları sözüm ona insancıl kaygılarla destekler olmalarının nedeni; hem emperyalizmin karşısına dikilen, 'kuvvacı milli direnci çökertme' amaçlarına pek uygundur, hem de daha sonraları genç cumhuriyeti içte çökertme amacına çok uygundu da ondan. Emperyalizmin bu türden 'kendi kaderini kendilerinin tayin etme' destekçiliği, emperyalizmin işine geliyorsa, o öyledir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

31Bir kere Atıf Hoca, bir toplum adamı değil, tam bir halk adamıdır. Çağdaş güncel değerlerden azade olup, görüşleri tamamen dinsel referanslar üzerine oturmuş, öznelci soyut, toplumsal günce dışı öznel zeka pırıltısıdır. Zamanında sanayi toplumunun çelişkileri tartışılıyor, rejimler tartışılıyor, 1916 yılınından itibaren görecelik yasasının, toplumsal temele referans edilmesi konuşuluyordu. Ama muhterem bunlardan habersizdi.

Güncelde, eski meşveret usülleri yerine; ikili meclisler, bakanlar kurulu,toplu pazarlıklar, sivil örgütler çeşitli mahkemeler, işçi işveren sözleşmeleri vs. vızır vızır çalışıyordu ama muhteremin bunlardan haberi yoktu. Savlarını eski gelenekçi meşveret zeminine oturtuyordu. Ama bu da güncelin cevabı olamıyordu. Yine de ne gamdı! Eski ittifakı yapı oluşmasına dek karşı toplumdan olana benzememe kurumlaşması kimlikleşme usüllerine dek olanlarla; yine eski meşveret usülleri gibi etnikçi halkçı öznel değerleri, toplumsal referanslara zemin hazırlama mantalitesi ile, topluma değin olan zorunlulukların, zaaf bilmezlikleri içindedir Atıf Hoca.

Sosyal yapı itifakı içinde olan etnik yapılar, bir takım hak ve yükümlülüklerini boyunlarında taşıdıkları amuletlerle (muska, totem ikonuyla) tanıyıp, biliyorlardı. Amulet olan muskaları taşımalarıyla ne tür bir kimlik kazanıp kazanmadıklarını ve bu kimlik muktedirliği ile yapabilirlikler, yapamazlıklara dek tabu(yasa) iş eşmesi kazanıyordu. Kimin kiminle evlenmesi ya da kiminle evlenmemesi gibi hakların sahibi oluyorlardı.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Hoyrat görünür rüzgarlar
Yanılsan bir kezlik yanlışla
Parelenir, bin zulüm görünür.
Bin iyilik sersen de, yarelenir
Diğer birin, açlığı yürünür.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Yılan değiliz
Dili sokuşta uyuşturura ferman
Yılanı da severiz
Ağu verişte kıla derman

Deli bozukluktur

Devamını Oku
Bayram Kaya

Tam bu ara da İsa'da ilk laik düşüncenin somut adımın belirlenişi ortaya çıkacaktı. İçeriği zamanla dolacak bir taslak, gelişmemiş yapısı ile zorunlu olarak doğdu. 1789 yılında toplumsal yapıya, yaptırımcı bir otorite olarak vücut bulacaktı. Bu güne gelindiğinde hala geniş yığınlar bu yapıyı anlamakta duygusallık gösterecekti. Bilgi dağarcığı olmayanlar olayları, ilgi dağarcığına göre açıklayıp! Bunu, dine karşı oluş hassasiyeti algılayacaklardı.

Gece en karanlığın bastırdığı anda şafağa sökerdi. Roma imparatorluğu siyaseti gereği uhdesindeki her ulusun tanrısına tapmıştı. Pagan toplumların dini daha bir ağırlıklı idi. Çünkü bu halklara söz geçirip, yönetir olması, onlardan yanalık benzeşimi, olmakta idi. Halkın alışmalarına ters görünmeme ilkesidir. Roma'daki köle ayaklanmaları gibi, sorunun yersel ilişkilerle temellenmesini düşündürten bir savunmadır. Tarihsel gelişmeler, sosyal alanda var olan, dört bir yanda gelişen, toplumu laik baza götüren gelişmeler, İsa' ile daha doğrusu giydirilmiş bir İsa imajında, ete kemiğe büründü. Birçok rabbinin savunduğu düşünmeler, İsa’nın söylemi ile somut anlamalara dönüşüyordu. “ Sezar’ın hakkı Sezar'a, Tanrı'nın hakkı Tanrı'ya” idi. (Yuhanna) Bu anlayış inançların etkisi ile inançsal baskı ve sömürülmeye bir baş kaldırış bilincidir.

İşte inançların içine giren, birinci el algısı taşıyan yanımızla, birazda biyolojik, psikolojik yapının mana algısı olan ikinci yanımızın“”egosantrizm-benmerkezcilik”” duygusudur. Kişinin çevre ve dünya algısı, başkalarının varlığını ve çıkarlarını göz ardı eden bir haldir. Kişinin Dünya'yı kendi etrafında dönüyor sanıp, tüm olgu ve olayları kendine yönelik olur bulmasıdır. İstismara dayalı, tamamen insanın kendine, emeğine, toplumuna, toplumsal emeğine yabancılaşmasını öngören bir tutumdur. İkinci el olan inanç sanıları, bireyin üretim ilişkilerinin örgüleşmesini kavrayamayıştır. Ussal mahmurluk idi bu. Komün yaşam duyguları ile yeni yol alışın çatışkın duygularını ayırt edememenin belirişidir bu da.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Halkın egemenliği izafe söylemi; bir bigi işi ve bir seçme işi ile yetkilenmedir. Halk ile toplumun en büyük ayırt edici özelliklerinden biride, toplumun sistem oluşudur. Yani ağ örgü ilişkilemesi ile sistem zorunlu bağıntı kurar ve birimleri ile sürekli haberleşirler. Hâlbuki halk sistem değildir. Sistemlerin, başlangıç koşullarına sıkı sıkı bağlı oluşu, diğer entegre birime çıktı olarak verilir. Biz sistemin başlangıç koşullarına sıkı sıkı bağlı oluşunu ve sistemin geri denetlenebilirlik ilkelerini görmezden gelir de; “”halkız istediğimizi yaparız, son sözü biz söyleriz”” gibi yuvarlamalarla işe girişir isek, ancak zavallılığımızı anlarız.

Oysa istek ve dileklerimiz sistem girdisinin içinde olmalıdır. Örneğin Ay'a gitme bilgi ve teknolojisini, biz sistem olarak ilişkileyememiş isek. Halk olarak bunu; Ay'a gitmeyi ister oluşunuz, hiç bile egemenlik sağlar beceriniz değildir. Ya da biz sistemi, sosyalist mülkiyet anlayışı ile ilişkileyip akışa sunmadı isek, yani başlangıç koşullarında böyle bir veri yoksa “”biz halkız, eşitçe bölüşüm istiyoruz”” diye bir egemenlik sağlayamazsınız. Yani halk olarak egemenliğiniz ve seçme işiniz, toplumu ve sistemi bilmekle, sistemin işleyişinde bulunan belirleyicilere uygun dileyiş ve ürettirişlerle gerçekleşecektir. Değilse keyfi oluşla inançsal tutumlarla asla egemenlik sağlayamayız, sefaletten ve zavallılıktan başka.

Siz toplumun kurum ve kurallar egemenliğini göz önüne almadan, halk egemenliğini öne süremezsiniz. Ve aynı şekilde de, halkın egemenliğini göz önüne almadan, toplum ittifak egemenliğini sağlayamazsınız. Toplum ittifakını halka öğretilmelidir. Halk bu ittifaka göre yasalarla sorumlu olmalı ki öyledir. Temelde belirleyici olan toplumdur, halkın egemenliği bu belirimlerin açık ve saydam oluşuna, halkın kendisinin müdrik olmasıdır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Diğer bir yandan da öğütçü ve hikâye nakledici tutumların, toplumsal işleyişleri; bilir ve kavrar olmadığınızı gösterir. Toplum yönetim işini örgütleri ve kurumları eli ile sağlar. Ve bunların işleyişini yasal olanak içinde, kendi siyaset ve politikaları eli ile pratiğe dönüştürürler.

Hazreti Ömer'in Mekke sokağını dolaşıp; aç-tok istihbaratı yapar olması, iki açıdan normal ve doğru olur. Birincisi bir köyü siz zamanca ve mekânca dolaşarak, istihbarat yaparsınız. Bu kolay ve zaten birbirinizi bire bir, bilir olmanızdır. Siz istihbarı olarak gezmeseniz de; yöreyi bileceğiniz bir durumdur. Yani o günlerin Mekke’si nüfus olarak azdır. 25 bin aralığında bir nüfus, insanları bilinebilir bir, yerleşim merkezidir. İkinci olaraktan da bu tür merkezi otoriteyi oluşturamamış siyasi örgütlerin bu tür yönelimleri de bir zorunluluktur. O günün Arap İslam devleti ve kabile yönetimi, merkezi otoritenin öngördüğü bir örgütlenme biçiminden henüz yoksundu. Yeni devletin yönetimi daha merkezi otoritenin işlerleşmesini sağlayacak, kurum ve kurallarını ne tam bilmiştir; ne de tam oluşturmuştu. Böyle bir yetersizliğin, böylesi teşkil olunamamışlığın kendi kendine çözüm şekli; belki de Hz. Ömer'i bu yola zorlamıştır!

Ama günümüzde tebdili kimliğe gerek yok. Devletler, toplumlar anında evlerin içine sızan bir olanaklılık içinde ve anında ihtiyacı, haberleşme ağ örgütü ile kademe kademe birim yere götürmeye muktedirlik içindedir. İşte günümüzde valiniz, bu işleyişi örgü ağı ile denetleyip yükümlülükleri sağlar. Oturmuş ve düzenli sistemleri olmayan toplumlar bu tür palyatif çözümlere başvurur. Bu tür yükümlülükleri ve görevi, kişiler ihdas etmez.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Sen konuştukça
Ben senin içine düşüyorum
Peşten gelen yadigar.

Bir gün batımının sıkışmışlığıdır
Palyaço arzularda yeşeren

Devamını Oku