Nasıl çıplaklığımız elbise ile giyinik bir girişim ve mesaja dönüşürse; sosyal yaşantımızda totem ve tabu (kutsal-kutsal olup korunanla) girişir enformasyon yayar ve sizi ilişkiler. Nasıl giysiniz çevresel ikimle göre çeşitli ise, totem ve tabu algıları da, sosyal grup ve toplumlara göre çeşitlidir. Ve yine nasıl elbiseleriniz zamana direnemez eskir yeni model taze bir elbise ile değişirseniz; totem ve tabu algıları da zamanla, sosyalin zaruri değişen ilişkilerinden ötürü, yeni ilişkilenişlere (değişimlere dönüşümlere gelişmelere-sosyal evrimlere) yenik düşer ve değişir.
İnsan toplum olmazdan önceki doğal eğilimlerini sürerken de, akıllıydı hiç kuşkusuz. Bu genelleme tüm organiklik için, hatta inorganik düzlem için de geçerlidir. Ancak inorganikler organikteki kadar ağ ilişki bağı ile gelişmiş işlevleşmiş değildir. Bu işlevleşmeler, varlığın eylem koymasıyla iyiden iyiye karmaşıklaşan yapılanışlardır. Temelde inorganik yatkınlığının ilişkileşen biçimlenip düzenlenmesidir. İnorganikten kaynaklı ama inorganik olmayan, inorganikten de tümden gayri olmayan, bir diyalektik devinimdir. İnorganik organiklikle şebeke ağ ilişkisine varmıştır.
Yani akıl, biyolojik düzlemden öncedir. Biraz daha ileri gidelim, akıl organlarımızdan örneğin; beyin, mide, organ eler ve hücreden de öncedir. Eş deyişle akıl (seçme ayıklama, birleşip ayrılma- çekip uzaklaştırma- birleşmeye yatkın olup olmama- fantezi ve deney taslakları oluşturma gibiler) olmasa idi kimyanın evrimi de, olmazdı. Hayat ve de çeşitli inorganikler de, olmazdı. Söz gelimi, hidrojen düzeyi aşılamazdı. Ne atmosfer oluşurdu ne karbon... Ki hidrojen bile oluşamazdı. Sözün kısası hidrojen akıllı idi! Ve hidrojenin belleği, daha alt düzlemdeki parçacık ilişkilerinden geliyordu. Bir alt sistem ilişkileri bir üst sistem ilişki düzenlenişlerini, daha büyütüp gelişkin ve olgun oluyor, yeni olanı bileşenlerinden biraz farklı kılıyordu.
Yani ilişkilenme ve girişim zorunlu bir organize olup işlevleşmedir ve tesadüfleşme kaçınılmazdır. Burada tesadüfün bir başka tanımına dikkat çekildiği gözden kaçırılmamalıdır. Bütünün parçadan fala olan kısmı, bütünü akışa olaya süreçleşen bir özelliğidir. Şu da unutulmamalıdır. Tesadüfte bir zorunluluktur. İki zorunluluk karşılaşıp giriştiği zaman, birisi diğerine göre tesadüf addolunur.
Uygulamaları sulandırılma derecelerine kadar, yaygınlık gösterecek denli sosyolojik grup ve bireyler tutum alanlarına değin nüfuz etmiş bir elastikiyetlik içerir. Bu tür anlama ve yorum gelişmeleri, anlatım konum dışındadır. Ancak totem ve tabu tutumlaştırma oluşturuşlarını bir aidiyetleştirme formasyon ve normları olması bağlamında değerlenir.
Bu açıdan geri düzlem bağlam ilişkisini ve düşünsel anlam ilişkilerini belirtme üzerindeki değerlendirmeler de yerinde olacaktı.
Aidileştirmenin kapalı devre sistem özelliği kazanabilmesi için sistemin entegre ağ ilişki birimlerden (ünitelerden) oluşması, zamanla durumun alacağı hal olarak kaçınılmazdı. Totem ve tabu, sistemin bağ birim yapılarıdır. Araçsal somut kullanımların edimsel anlayış tezahürleridir. Bir bağlaç bir kuplaj bir kazanımı bir diğer kurum ve düzleme aktarma araçsal somutlaştırma seremonisidir.
2-]Yani bana göre ortaklaşa (imece usulü gibi) olan üretim ilk mal birikiminin kaynağıdır. Mal birikiminin ortaya çıkması sonrasında insan eylemleri belki haksız gasplar müsaderelere (mala el koymalara) başladı.
Sosyal birlikler, araçlı üretim üzerinde geliştikçe, sosyal birliklere dek sürekli yeniden ve yeniden olacakla İTTİFAKLARI ortaya çıkardılar. Olasıdır ki ilk ittifak grupları, sosyal birliğin yakınındaki etnik totem aitti kişilerdi. Bunlar kendi doğumlarıyla, kendisinden kopan, benzer dil ve aynı gelenekçi totem bağlantılı akraba kandaş gruplardı. Ana gruptan ayrılan grup, kısmen farklı yollarla tutum aşılmış olsalar da; genel olaraktan, farklı seçenekler de, aynı benzer düzlem üzerinde gelişmişlerdi.
İttifaktı girişmeler içinde olup ta, benzer düzlem üzerindeki, söz gelimi çoban bir grupla diğer bir çoban grup ya da çiftçi bir grup diğer bir çiftçi grupla, yeni yapılaşmalar içine girdiler. Bir çoban grup daha yetenekli, daha becerili olabilirdi. Yine ürün sağlama ve dokumada diğerine göre daha ileride olabilirdi. Ya da gruplardan biri koyun üretirken diğer grup atı ehlileştirmiş olabilirdi. Bunlar ittifakın cazibeli oluştu nedenleriydi. Bu ittifaklar zayıftı, ama olası bir girişme idi.
Asıl ittifaklar girişmesi çiftçi grupla, çoban gruplar arasında idi. Birbirindeki farklı gelişmelerin kopyalanması verimli ve etkili oldu. İttifaka gidişte savaşların da rolü vardı. Kimi ittifakların onayını, galip güçler kendilerine göre organize ettiler. İttifakı mağluplara dayatmıştılar. Aynı kulvarlarda çoban-çoban olan iki grup, yakla şıklıkla, aynı tutumun dayatmaları içine girdiler. Zaten aynı yöntemler de (araç-yol) benzer uygulamalarını ortaya koydurtmuştu.
8-]Halk, tüketim sel görünürken, öznel üretimin ve tüketimin ilişkilenip yaşandığı yer olmuştur. İllüzyondu, sirkti gibi eğlence tüketimliği toplumsal, halk sal üretimin, kaynağı olup, toplumsal üretimi de, ekonomik yapı kapsamı ile değerliyordu. Bir yığın özellikler kazanarak, halk tanımları ortaya konmuştur. Bu tanımlara girmeden, halk oluşumunun genel ilkelerini belirtmeğe çalışacağım. Buralardan da, zaten kavramsal bazı halk tanımları, kendiliğinden konu edilip, esnek bir anlamalar olacakla çok anlamlar aktivitesi oluşacaktır.
Başlangıcın doğal yaşam seyri, gide gide, insanın üretim hareketi ile insansal etkileşim amaçlı ve insan anlayıştı biçimli kılınmıştır. Birey-insanlaşma ilişkisi ve toplum-insan ilişkileri halkı, toplum dediğimiz, ama halkın tam da bilemediği, biçimlenme ve nesnellikti alanına dek kimi yerlere haklı da sokmaya başladı. Bunları demokrasi aracını tutum kılacakla yapıyordu. Söz gelimi seçmen ve seçilir olma gibi.
Sosyal birliğe göre yeni yapı olan toplumda insan, elde ettiği sütü; yoğurt, peynir olaraktan işlemleydi ustalaşırken; bu beceriklilikler yeni insanı da şu şekilde üretip belirliyordu: A) Farklı ihtiyaçlarını, farklı kişilerin üretir olması nedeni ile ihtiyacı olan farklıyı değiş tokuşulur bir girişme başarısı göstermişti. B) Bu nedenle de hemcinslerinin de kendi ürettiği söz gelimi ayakkabıyı tüketmesine de çok gerek duyuyordu.
Kalabalık...
Çok kalabalık...
Kalabalık gelir bunlar
Bunlar, kalabalıklaştıkça gelir
Ve geldikçe, kalabalıklaşır...
Sen hiç yarı özlerken
Hatırlama üşümesini taddın mı can?
Hani acı kusacak iken kusamazsın,
Tam da ateş basıp yakacak da yanamazsın
Bir kuruluğun soğuk terlemesi ve içteki haraptarlık
Özlemin yaktığı değil artık,
Sen beni bayram görürsen
Bayram çok yok
Sen beni özne nesne görürsen
Bayram pek çok (yok pek çok)
Bir, birden gelir bir çok
Yine gönlüme hüzün,
Bana ben kaldım.
Ruhsatı mı yok acep?
Sıkıntıma daldım.
Baharda,
Memleket demeyle
Memleket şairi olunmaz
Be Fesuldam!
Hasret yemeyince
Kargaca gaklayana,
Farece günü birlik dem saklayana
54]Sırf, birinci haldeki eğilimleşme belirtisi olan heves bile, diktatörlüğü ortaya çıkartır. İkinci durumdaki çabuk kararlar alma heves eğilimleşmesi de, iktidarsızlığı ortaya çıkartır. Hâlbuki bu iki alana da ortamda girişim yaptırılmalıdır. Aslında halkınız da, bir önceki alışmalarının duygusal ve psikolojik rahatlığı vardır. Ve bu rahatlığa alışmış olmanın, sürdürülmek isteyişleri vardır.
Bu tür duygucu, psikolojik yönelimler, şimdiki yeni koşulda şartları olmayan bir duruma, halkın alışmasına dirençler koyar. Aynı zamanda da halkın sorumlu yurttaş olma bilinçleri, kişileri; sistemle uyumlaştırıcı olmaya transfer etme gayreti olacaktır. İstikrarlar; siyasi, ekonomik, yönetsel gibi olabilen süreçlerin, daima oluşma, çözülme ve belirmesi ile girişir olmalıdır. Değilse bizim öngörü heveslerimiz istikrar değildir.
İstikrar çıksın diyerekten, bir düzenleşme gayretinizin sonucuda da, istikrardan kaçınmışsınızdır. Demokrasilerde, çoğulcu bir yapılaşma ile kitlesel oylar sizleri, mecliste yürütmeyi düzenler olmanın başına getirir. Tek tip yapılarda, bir örnek yapılarda, nerede ise girişmeler ortadan kalkar. Oysa meclis çok parçalı yapı olursa, yürütme de bu çok parçanın birçok girişmesindeki oluşmayla sağlam olacaktır. Buralarda da, sistemin frenleri çok etkindir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...