Yani ilişkilenme ve girişim zorunlu bir organize olup işlevleşmedir ve tesadüfleşme kaçınılmazdır. Burada tesadüfün bir başka tanımına dikkat çekildiği gözden kaçırılmamalıdır. Bütünün parçadan fala olan kısmı, bütünü akışa olaya süreçleşen bir özelliğidir. Şu da unutulmamalıdır. Tesadüfte bir zorunluluktur. İki zorunluluk karşılaşıp giriştiği zaman, birisi diğerine göre tesadüf addolunur.
Uygulamaları sulandırılma derecelerine kadar, yaygınlık gösterecek denli sosyolojik grup ve bireyler tutum alanlarına değin nüfuz etmiş bir elastikiyetlik içerir. Bu tür anlama ve yorum gelişmeleri, anlatım konum dışındadır. Ancak totem ve tabu tutumlaştırma oluşturuşlarını bir aidiyetleştirme formasyon ve normları olması bağlamında değerlenir.
Bu açıdan geri düzlem bağlam ilişkisini ve düşünsel anlam ilişkilerini belirtme üzerindeki değerlendirmeler de yerinde olacaktı.
Aidileştirmenin kapalı devre sistem özelliği kazanabilmesi için sistemin entegre ağ ilişki birimlerden (ünitelerden) oluşması, zamanla durumun alacağı hal olarak kaçınılmazdı. Totem ve tabu, sistemin bağ birim yapılarıdır. Araçsal somut kullanımların edimsel anlayış tezahürleridir. Bir bağlaç bir kuplaj bir kazanımı bir diğer kurum ve düzleme aktarma araçsal somutlaştırma seremonisidir.
2-]Yani bana göre ortaklaşa (imece usulü gibi) olan üretim ilk mal birikiminin kaynağıdır. Mal birikiminin ortaya çıkması sonrasında insan eylemleri belki haksız gasplar müsaderelere (mala el koymalara) başladı.
Sosyal birlikler, araçlı üretim üzerinde geliştikçe, sosyal birliklere dek sürekli yeniden ve yeniden olacakla İTTİFAKLARI ortaya çıkardılar. Olasıdır ki ilk ittifak grupları, sosyal birliğin yakınındaki etnik totem aitti kişilerdi. Bunlar kendi doğumlarıyla, kendisinden kopan, benzer dil ve aynı gelenekçi totem bağlantılı akraba kandaş gruplardı. Ana gruptan ayrılan grup, kısmen farklı yollarla tutum aşılmış olsalar da; genel olaraktan, farklı seçenekler de, aynı benzer düzlem üzerinde gelişmişlerdi.
İttifaktı girişmeler içinde olup ta, benzer düzlem üzerindeki, söz gelimi çoban bir grupla diğer bir çoban grup ya da çiftçi bir grup diğer bir çiftçi grupla, yeni yapılaşmalar içine girdiler. Bir çoban grup daha yetenekli, daha becerili olabilirdi. Yine ürün sağlama ve dokumada diğerine göre daha ileride olabilirdi. Ya da gruplardan biri koyun üretirken diğer grup atı ehlileştirmiş olabilirdi. Bunlar ittifakın cazibeli oluştu nedenleriydi. Bu ittifaklar zayıftı, ama olası bir girişme idi.
Asıl ittifaklar girişmesi çiftçi grupla, çoban gruplar arasında idi. Birbirindeki farklı gelişmelerin kopyalanması verimli ve etkili oldu. İttifaka gidişte savaşların da rolü vardı. Kimi ittifakların onayını, galip güçler kendilerine göre organize ettiler. İttifakı mağluplara dayatmıştılar. Aynı kulvarlarda çoban-çoban olan iki grup, yakla şıklıkla, aynı tutumun dayatmaları içine girdiler. Zaten aynı yöntemler de (araç-yol) benzer uygulamalarını ortaya koydurtmuştu.
8-]Halk, tüketim sel görünürken, öznel üretimin ve tüketimin ilişkilenip yaşandığı yer olmuştur. İllüzyondu, sirkti gibi eğlence tüketimliği toplumsal, halk sal üretimin, kaynağı olup, toplumsal üretimi de, ekonomik yapı kapsamı ile değerliyordu. Bir yığın özellikler kazanarak, halk tanımları ortaya konmuştur. Bu tanımlara girmeden, halk oluşumunun genel ilkelerini belirtmeğe çalışacağım. Buralardan da, zaten kavramsal bazı halk tanımları, kendiliğinden konu edilip, esnek bir anlamalar olacakla çok anlamlar aktivitesi oluşacaktır.
Başlangıcın doğal yaşam seyri, gide gide, insanın üretim hareketi ile insansal etkileşim amaçlı ve insan anlayıştı biçimli kılınmıştır. Birey-insanlaşma ilişkisi ve toplum-insan ilişkileri halkı, toplum dediğimiz, ama halkın tam da bilemediği, biçimlenme ve nesnellikti alanına dek kimi yerlere haklı da sokmaya başladı. Bunları demokrasi aracını tutum kılacakla yapıyordu. Söz gelimi seçmen ve seçilir olma gibi.
Sosyal birliğe göre yeni yapı olan toplumda insan, elde ettiği sütü; yoğurt, peynir olaraktan işlemleydi ustalaşırken; bu beceriklilikler yeni insanı da şu şekilde üretip belirliyordu: A) Farklı ihtiyaçlarını, farklı kişilerin üretir olması nedeni ile ihtiyacı olan farklıyı değiş tokuşulur bir girişme başarısı göstermişti. B) Bu nedenle de hemcinslerinin de kendi ürettiği söz gelimi ayakkabıyı tüketmesine de çok gerek duyuyordu.
Kalabalık...
Çok kalabalık...
Kalabalık gelir bunlar
Bunlar, kalabalıklaştıkça gelir
Ve geldikçe, kalabalıklaşır...
Seni sevmek demek
Anafartalar'da Samsun'da
Yanmak...
Sivas'ta, Meclisle buluşma
Bacada duman
Paçalardan tutuşmak
Güvenseme minnetimi saklamam
Sualı ter ederde, beni mihnet.
....
Yeni keşfedildi galiba
Hak etmiyordu yanmayı
Hiçbir can
Hiçbir kere.
Cehalet bir kez
Kendi kendinin; algısal, düşünsel
Vehimli
Gerilere gittiğimizde, evrenin öyle sıcak olduğu döneme geliriz ki, işte bu ortamda, fotonların birbiri ile çarpışması ile saf enerjiden sadece maddesel parçalar üretilirdi. Böylelikle yaratılan parçacıklar, evrenin ilk bir kaç dakikasında iki çok önemli etkiyi ortaya koyacaktır.
Bu sıcaklıklar, ilk önce çeşitli çekirdek parçacıklarının tepkimesinin hızlarını belirleyecektir. İkinci olaraktan da evrenin genişleme hızını belirlemede etkili olacaktır. Bunun için parçacık yaratacak evrenin bu durumdaki sıcaklığını bilmek hayli önemlidir.
İki ışık kuantumu, yani foton çarpıştığında, yok olurlar; Yani tüm enerji ve momentumlarını, iki Ya da daha fazla sayıda parçacık yaratılmasına harcarlar. Bunlar bugünkü laboratuar ortamında gözlenebilmektedirler.
Evrenin seyir edişi, insan bilincinin konusu olunca, bir anının, zaman içeriği reçetesini verebilmek de, insanın beceriklilik şevki olacaktı elbet. Zor olan, insanın azminin elinden kurtulamayıp, keyifli bir çözüm olabilme bahtsızlığından kurtulamayacaktı. Bir anın zaman içeriğini söylemek için; 1- O anın sıcaklığını, veri yapmalısınız. 2-Birim hacimdeki elektrik yükü belirtilmeli. 3-Baryon sayısı ve lepton sayısı belirtilmelidir. Bu tür akıl koyuşun gerekli çıkarımı da, yine bir ilkenizden hareketle olacaktı.
Bu akli çıkarım ise; evrenin genişleyen her hacimde, korunum yasasına göre, nicelikler, hep aynı kalır, yasası idi. Foton başına yük ve baryon ve lepton sayısı aynı kalırdı. Foton ve yük ve baryon ve lepton sayısı ancak evrenin küpünün ters boyutu ile değişirler. Yani, aslında burada değişen bunların sayısı değildi. Değişen ortamın ENTROPİ’ SİDİR.
Genelde evren boyunca elektrik yükünün ortalama yoğunluğu sıfırdır. Eğer evren pozitif Ya da negatif yükle baskın olsa idi, elektriksel itme kuvveti kütle çekim kuvvetinden fazla olurdu Ve elektrik kuvvet çizgileri evreni durmaksızın sarar ve bir elektrik kuvvet alanı oluştururdu. Kuşkusuz bu böyle dönemin olayları da, bambaşka olurdu. Şimdiki gibi olamazdı.
Örneğin, yapı içinde, daha önceden, geliştirilen, uç veren ve Kurtuluş Savaşı sonrasının yapılaşmasına ilham olacak bir tutumda, Latin alfabesinin kullanımını yaygınlaştırmak isteyen Abdülmecit’tir.
Görüldüğü gibi çağdaşlaşma, batılılaşma yapının içinde, Osmanlının ağır yenilgili savaşları sonrası süreç içinde, adım adım oluşmuştur. Yapıdan çıkıp yapıdan şekillenmiştir. Birden travma yaratacak, soğuk bardağa kaynar su koyuşun etkisi ile şok bir hareket değildir. Bu, söylemden de halkın bütünü buna mütemayildir anlamı çıkarılmamalıdır. Ama halk da bunları hiç bilinmiyordu, yapı hazır değildi, birden ortaya çıktı demek, hiç tarih bilmemek, gelişi güzel konuşmaktır. Eğer böyle bir tarihi süreç olmasa, halkın yatkınlığı, halkın bilir ve duyar oluşu olmasa idi, bu girişim teşebbüsleri ile ikame edici; tamamen başarısız olurdu. Hâlbuki durum tersine olmuştur.
Atatürk devrimleri olarak bildiğimiz, bir yığın yenileşme, modernizasyon hareketleri olanlar:
1- hukuk; Tanzimat döneminin, en önemli güncel icabı hal meselesidir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...