Savaşın çığlıkları
Beri geldiğinde
Issızlıklar açılırken
Ölümler hep içimize.
Kavranışındır beliricimle
Ben neyim ki
Ahvali duruma diyeyim
Dağ başlarında yol yol kuzular
Neşeyi söylemce sporlarıyla
Yetmiş sene öncesinin raporlarıyla
Gerksiz kılınıpta berdevamla; hayal perdesi bölümler
Yıldırım ve şimşek çakması havadaki azotu, azotlu bileşikler halinde yere indirerek bir nebati beslenme çevrimi ortaya kor. Aynı zamanda bir ağaç bu azotlu bileşiği kullanarak yaşamını oldururken, bir anlamda ve öznel olarak, bir duygu yansıtması olaraktan yıldırıma minnettar iken; kafasına düşecek yıldırımdan da kurtulamayacaktır. Yani yıldırım sayesinde yaşayacak. Buna iyi diyecek. Yine yıldırım sayesinde ölecek. Subjektif kaygılarla buna da kötü diyecektir.
Burada yıldırıma ihtiyaç olmadan azotlu bileşikler bitkilere verilemez miydi? Diye sormanızda absürttür. Sorunu bilmezlikle ve tersten ortaya koymaktır! Çünkü yaşam: kendi çevresinde olan kendisinden önce, nasıl bir ilişkileniş girişimi ile karşılaşmışsa ona göre organize olmuştur. Dağ olan bir çevrede, gitmek ilerlemek için dağı aşmak zorunda olmuşsunuzdur. Azotlu bileşiği ancak, yıldırımla giriştirerek o şekilde var edersiniz. Böyle bir çevrede yıldırımla ilişik zorunlu olarak, hayati olarak, ilişkilenmek zorundasınız, kaçınamazsınız. Biyomerler çevrede azotu bulduğu için, en mahrem yerlerinizde azot bulunur. Bu azotu dışarıdan ihtiyacı olarak enerji girişimi olarak transfer etmek zorundasınız vs; vs.
Değilse başlangıçta ilişkiler ve tüm ihtiyaçlar saptanmışta ona göre biz veya canlılar yol alıyor ya da aldırılıyor değilizdir. Çevrenizdeki canlı cansız ilişkilenme nasıl bir yol ve belirlenim ve kaoslar ortaya çıkarıyorsa, biz de, ona göre işlevsel kılışlar geliştiriyoruz. Hayat illa bu dizim ve dizilim ilişkileriyle var olmak zorunda diye hesaplanan bir olay durum değildir. Tıpkı birçok bilgisayar işlemcisi ve programı olduğu gibi. Ancak hayat bu tür bir bağıntılı ve ilişkilisel çevrede, bunlara ve bunların özelliklerine bağımlı kalarak bir yol alışı, seçip ayıklamaktadır.
Önder ve liderlikler, yönetici tutumlar cazibe merkezi denen çekim alanı olma özelliğine pek uygun bir tutum ve işlevlerdir. Aynı zamanda önder ve liderlik özelliği halka ve topluma mal oluşların çekim alanıdırlar. Lider ve önderin kitleleri sürükleme gücü bu nesnelliktedir.
Halkın egemen oluşu; bu lider ve önder karakterlerin toplum yapılaşmasına verdiği kılgısal uygulamaya yönelik işlerliklerle de yakından ilgilidir. Halkın eylemleri dönüşme koşulları oluştuğu halde siyaseten dönüşemeyen hantal toplumları dönüştürmede etkin ve etkisel egemenliklidir.
Ancak ayaklanmaların sonucunu bir pazarlıkla yönetime dikte ettiremez. Halk eylemlerinin hasadını bir temsilci aracılığı ile temsilcinin yönetimle uzlaşması ile aşılır. Uzlaşmayı halka temsilciler anlatıp benimsetir. Eğer ayaklanma sonunda yönetimde halledildi ise, halk içi uzlaşılar yönetimi belirler. Yani halkın egemenliği yine zorunlu ve şekli temsili olmaktan öte gitmez. Ama denetleme sorumluluğuna sahip çıkarsa soyut egemenliğinin gücü şiddetle artar.
Memleketim
Dağlarım
Bağlarım
Hani benim dem sürdüğüm çağlarım
Günceleri sürüşle
Yaslarım kendimi Çat’a da seyirle
Seyirci gelmiş
Mehirci gider
Başta dururda
Başa giyilmez
Ayakta durur
21]Aksine onlar, yürürde olanlarla beyin fırtınasının olası tahmini simülasyonunu yaparlar. Toplumsal kurumlara projelenecek fizibilite edilecek, rehabilitasyonu yapılacak, önermeler olacaktan şekilleşen tavsiye ve kararlarını ortaya koymaktadırlar. İşte gelişmiş olanla gelişmemişin tartışması ve konuya bakışı, böylesine farklıdır.
Ama varsayalım ki ABD’lerinde de, bizdeki gibi bir eski uygulamaya talep olsun. Müsamaha görür mü? Orada da toplumsal bilinç ve irade, toplumsal akıl; bu istem karşısında, olayı böyle; 'canım evham yapıyoruz. Bu bir haktır. Bu türden bellek çağrıştırıcı hatırlama evhamlarından kurtulalım' denebilir mi? Bir atom bombası atılmışsa yeni bir atom bombasının eski çağrıştırıcıları hatırlaması yanlış mıdır.
Eğer atom bombası atılıyor, eski çağrıştırıcılar yaşanmıyorsa; atılan, atom bombası değildir. Yeni nesil yeni ilişki düzenli bir durumdur. Üstelik de, tekil olmayan bu türden bir egemenci soyut otoriter baskıyı ortaya koyma amaçlı sembolleşmeler; topluma ait bakış iradesi olarak, evhamla bağdaşır mı? Bu ne cüret ve aymazlık? Ki, bu bilginin, bilgisiz kılınışı olup, bilginin dezenforme edilişidir!
Şartları geçti diye, korku cumhuriyeti olmasın diye, köleci yapılanmaların, birey egemenci tutumların, ihyasına, bir haktı, bir özgür isteyişti diye bakmalı mıyız? Üstelik şartları geçti denen, korku olmasın korku yaratmasın, evham olmasın denen bir şey, niye istenir ki? Pek çok düşünsel, sosyal, insansal yaşayış; öz değişmeden var bulundurulup sürdürülebilirdir.
Bir elinde kadeh
Toplumlar arası ilişkileniş
İttifaklık şerefi
Bir elinde sıgara
Barışın çubuğu
Zaman suya düşse
Su dahi; sabah, kuşluk, öğle...
Gibi vakitleri titrer
Sudaki salınım kayıkta
İnsan kayıktaki salınımla ayıkta.
Salınım, nekahetini bilmez,
Kalabalık...
Çok kalabalık...
Kalabalık gelir bunlar
Bunlar, kalabalıklaştıkça gelir
Ve geldikçe, kalabalıklaşır...




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...