Daha zamanı geçmemiştir
Dükkân açmanın
Alış verişi, markete bozar iken
Zamanı geride kalmaktır
Ayağı direyen saçmanın
Daima
Söyleyecek
Sağlayacak
Bir şeylerimiz olduğu için
Tövbelerimiz yitmiş
Arzularımız zaru yardır
Gezgindi
Halk içinde gezerken.
Bezgindi
Halkı aç, çaresiz sezerken.
Yollar onu bilir
Şikar bulupta
Arzunu neyleyim.
Bir cihan parlasa sönse
Küser bu gönlüm
Halimi sunu eyleyim.
Nasıl çıplaklığımız elbise ile giyinik bir girişim ve mesaja dönüşürse; sosyal yaşantımızda totem ve tabu (kutsal-kutsal olup korunanla) girişir enformasyon yayar ve sizi ilişkiler. Nasıl giysiniz çevresel ikimle göre çeşitli ise, totem ve tabu algıları da, sosyal grup ve toplumlara göre çeşitlidir. Ve yine nasıl elbiseleriniz zamana direnemez eskir yeni model taze bir elbise ile değişirseniz; totem ve tabu algıları da zamanla, sosyalin zaruri değişen ilişkilerinden ötürü, yeni ilişkilenişlere (değişimlere dönüşümlere gelişmelere-sosyal evrimlere) yenik düşer ve değişir.
İnsan toplum olmazdan önceki doğal eğilimlerini sürerken de, akıllıydı hiç kuşkusuz. Bu genelleme tüm organiklik için, hatta inorganik düzlem için de geçerlidir. Ancak inorganikler organikteki kadar ağ ilişki bağı ile gelişmiş işlevleşmiş değildir. Bu işlevleşmeler, varlığın eylem koymasıyla iyiden iyiye karmaşıklaşan yapılanışlardır. Temelde inorganik yatkınlığının ilişkileşen biçimlenip düzenlenmesidir. İnorganikten kaynaklı ama inorganik olmayan, inorganikten de tümden gayri olmayan, bir diyalektik devinimdir. İnorganik organiklikle şebeke ağ ilişkisine varmıştır.
Yani akıl, biyolojik düzlemden öncedir. Biraz daha ileri gidelim, akıl organlarımızdan örneğin; beyin, mide, organ eler ve hücreden de öncedir. Eş deyişle akıl (seçme ayıklama, birleşip ayrılma- çekip uzaklaştırma- birleşmeye yatkın olup olmama- fantezi ve deney taslakları oluşturma gibiler) olmasa idi kimyanın evrimi de, olmazdı. Hayat ve de çeşitli inorganikler de, olmazdı. Söz gelimi, hidrojen düzeyi aşılamazdı. Ne atmosfer oluşurdu ne karbon... Ki hidrojen bile oluşamazdı. Sözün kısası hidrojen akıllı idi! Ve hidrojenin belleği, daha alt düzlemdeki parçacık ilişkilerinden geliyordu. Bir alt sistem ilişkileri bir üst sistem ilişki düzenlenişlerini, daha büyütüp gelişkin ve olgun oluyor, yeni olanı bileşenlerinden biraz farklı kılıyordu.
Yani ilişkilenme ve girişim zorunlu bir organize olup işlevleşmedir ve tesadüfleşme kaçınılmazdır. Burada tesadüfün bir başka tanımına dikkat çekildiği gözden kaçırılmamalıdır. Bütünün parçadan fala olan kısmı, bütünü akışa olaya süreçleşen bir özelliğidir. Şu da unutulmamalıdır. Tesadüfte bir zorunluluktur. İki zorunluluk karşılaşıp giriştiği zaman, birisi diğerine göre tesadüf addolunur.
Uygulamaları sulandırılma derecelerine kadar, yaygınlık gösterecek denli sosyolojik grup ve bireyler tutum alanlarına değin nüfuz etmiş bir elastikiyetlik içerir. Bu tür anlama ve yorum gelişmeleri, anlatım konum dışındadır. Ancak totem ve tabu tutumlaştırma oluşturuşlarını bir aidiyetleştirme formasyon ve normları olması bağlamında değerlenir.
Bu açıdan geri düzlem bağlam ilişkisini ve düşünsel anlam ilişkilerini belirtme üzerindeki değerlendirmeler de yerinde olacaktı.
Aidileştirmenin kapalı devre sistem özelliği kazanabilmesi için sistemin entegre ağ ilişki birimlerden (ünitelerden) oluşması, zamanla durumun alacağı hal olarak kaçınılmazdı. Totem ve tabu, sistemin bağ birim yapılarıdır. Araçsal somut kullanımların edimsel anlayış tezahürleridir. Bir bağlaç bir kuplaj bir kazanımı bir diğer kurum ve düzleme aktarma araçsal somutlaştırma seremonisidir.
Hak etmiyordu yanmayı
Hiçbir can
Hiçbir kere.
Cehalet bir kez
Kendi kendinin; algısal, düşünsel
Vehimli
Örneğin, yapı içinde, daha önceden, geliştirilen, uç veren ve Kurtuluş Savaşı sonrasının yapılaşmasına ilham olacak bir tutumda, Latin alfabesinin kullanımını yaygınlaştırmak isteyen Abdülmecit’tir.
Görüldüğü gibi çağdaşlaşma, batılılaşma yapının içinde, Osmanlının ağır yenilgili savaşları sonrası süreç içinde, adım adım oluşmuştur. Yapıdan çıkıp yapıdan şekillenmiştir. Birden travma yaratacak, soğuk bardağa kaynar su koyuşun etkisi ile şok bir hareket değildir. Bu, söylemden de halkın bütünü buna mütemayildir anlamı çıkarılmamalıdır. Ama halk da bunları hiç bilinmiyordu, yapı hazır değildi, birden ortaya çıktı demek, hiç tarih bilmemek, gelişi güzel konuşmaktır. Eğer böyle bir tarihi süreç olmasa, halkın yatkınlığı, halkın bilir ve duyar oluşu olmasa idi, bu girişim teşebbüsleri ile ikame edici; tamamen başarısız olurdu. Hâlbuki durum tersine olmuştur.
Atatürk devrimleri olarak bildiğimiz, bir yığın yenileşme, modernizasyon hareketleri olanlar:
1- hukuk; Tanzimat döneminin, en önemli güncel icabı hal meselesidir.
Gerilere gittiğimizde, evrenin öyle sıcak olduğu döneme geliriz ki, işte bu ortamda, fotonların birbiri ile çarpışması ile saf enerjiden sadece maddesel parçalar üretilirdi. Böylelikle yaratılan parçacıklar, evrenin ilk bir kaç dakikasında iki çok önemli etkiyi ortaya koyacaktır.
Bu sıcaklıklar, ilk önce çeşitli çekirdek parçacıklarının tepkimesinin hızlarını belirleyecektir. İkinci olaraktan da evrenin genişleme hızını belirlemede etkili olacaktır. Bunun için parçacık yaratacak evrenin bu durumdaki sıcaklığını bilmek hayli önemlidir.
İki ışık kuantumu, yani foton çarpıştığında, yok olurlar; Yani tüm enerji ve momentumlarını, iki Ya da daha fazla sayıda parçacık yaratılmasına harcarlar. Bunlar bugünkü laboratuar ortamında gözlenebilmektedirler.
Evrenin seyir edişi, insan bilincinin konusu olunca, bir anının, zaman içeriği reçetesini verebilmek de, insanın beceriklilik şevki olacaktı elbet. Zor olan, insanın azminin elinden kurtulamayıp, keyifli bir çözüm olabilme bahtsızlığından kurtulamayacaktı. Bir anın zaman içeriğini söylemek için; 1- O anın sıcaklığını, veri yapmalısınız. 2-Birim hacimdeki elektrik yükü belirtilmeli. 3-Baryon sayısı ve lepton sayısı belirtilmelidir. Bu tür akıl koyuşun gerekli çıkarımı da, yine bir ilkenizden hareketle olacaktı.
Bu akli çıkarım ise; evrenin genişleyen her hacimde, korunum yasasına göre, nicelikler, hep aynı kalır, yasası idi. Foton başına yük ve baryon ve lepton sayısı aynı kalırdı. Foton ve yük ve baryon ve lepton sayısı ancak evrenin küpünün ters boyutu ile değişirler. Yani, aslında burada değişen bunların sayısı değildi. Değişen ortamın ENTROPİ’ SİDİR.
Genelde evren boyunca elektrik yükünün ortalama yoğunluğu sıfırdır. Eğer evren pozitif Ya da negatif yükle baskın olsa idi, elektriksel itme kuvveti kütle çekim kuvvetinden fazla olurdu Ve elektrik kuvvet çizgileri evreni durmaksızın sarar ve bir elektrik kuvvet alanı oluştururdu. Kuşkusuz bu böyle dönemin olayları da, bambaşka olurdu. Şimdiki gibi olamazdı.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...