Yüreğim ağır
Bir nazlı gibi.
Kulağım sağır
Bir aşk gibi.
Gidince;
Nüfus kâğıdım eskimiş
Eyvah!
Bir içim su geçmiş.
Hep beklentilerim yarınlarda.
Aymazlığım böyleyi seçmiş.
Bir sevdan
Bir özlemin
Bir sözlemin
Yakar beni, yakar beni.
Sevdasına yandığım
Oysa ne salt seçim milli iradedir, ne de salt atama milli iradedir. Milli iradenin gerçeklenen yönleridir o kadar. Hep sapla samanı karıştırma alışkanlığı bunlar. Milli iradenin beliren gerçekleşen bu iki yanını karşıtlaştırmak pek akıllılık olmasa gerek. Saflığa uzanana bir aldatmanın alameti olsa gerek. Yada söyleyenin saf dilliliği olmak gerekir. Atanma ve meclisin kuruluş ve oluşumu, kanunlarla düzenlenir. Siz atama öngörmüşsünüz, meride (yürürde) bu uygulanır. Değişene dek uyulması zorunludur. Keyfilik ve karıştırma ile atanmış, seçilmiş genellemesi yaparlık, burada bir saçma sapanlıkla ortaya atılır. Toplumsal sözleşme değişme gerekliliği içinde de olur. Bu gereklilik ortaya konduğunda, bizde temel 4 değişmeze göre, toplumun örgütlenme yapılanması ile kanaat paylaşımlarının da, uzlaşması ile geniş katılımla biçimlenir oluşudur.
Bazı ülkelerde de, bu toplumsal sözleşme tamamen yapılacaksa, bu kararı alan yürütme; sayı gücünü ve üstünlüğünü asla hesaba almaz, biz çoğunluğuz, biz yaparız mantığına demokrasi denmez. Anayasa gibi bir temelde, bir olgunluğun, parlamento ve sivil örgütlerin katılımı ile parlamentonun biçimleyeceği yolu açmak için, konsensüsle kendini otomatikman fesih kılar. Ve kurucu meclis gibi yapılarla anayasayı yaparlar. Böylece diktaya kayışlar önlenmiş olur.
Aksi halde, yürütmenin bu toplumsal sözleşmeyi, yeniden yapıyor olması demek, bu toplumsal sözleşmenin, bir partinin anayasası olma, hatta o değişen konunun odaklığını sağlarlık olma düşündürebilir ve hatta kendisi böyle olur çıkar. Yürütme kendi sıkıntılarını, milli irade sıkıntıları gibi gösterme aculluğu ile başına her düşen taştan sonra fevri davranıp, feveranla, faşist uygulamaya yönelebilir. Bunu da, kendisisini milli irade sayıp gösterme gafleti ile yapar.
Gezgindi
Halk içinde gezerken.
Bezgindi
Halkı aç, çaresiz sezerken.
Yollar onu bilir
Daha zamanı geçmemiştir
Dükkân açmanın
Alış verişi, markete bozar iken
Zamanı geride kalmaktır
Ayağı direyen saçmanın
Dışın coşmalarında, içte durur bahar
Doygunsuzdur dünlerdeki dem
Şevke gelirde dönmem, dizginlemeyle gem
Azime düşerim yetmezki hiç nehar
Cefaya bin düşsende, namerde bir
Daima
Söyleyecek
Sağlayacak
Bir şeylerimiz olduğu için
Tövbelerimiz yitmiş
Arzularımız zaru yardır
Şikar bulupta
Arzunu neyleyim.
Bir cihan parlasa sönse
Küser bu gönlüm
Halimi sunu eyleyim.
Nasıl çıplaklığımız elbise ile giyinik bir girişim ve mesaja dönüşürse; sosyal yaşantımızda totem ve tabu (kutsal-kutsal olup korunanla) girişir enformasyon yayar ve sizi ilişkiler. Nasıl giysiniz çevresel ikimle göre çeşitli ise, totem ve tabu algıları da, sosyal grup ve toplumlara göre çeşitlidir. Ve yine nasıl elbiseleriniz zamana direnemez eskir yeni model taze bir elbise ile değişirseniz; totem ve tabu algıları da zamanla, sosyalin zaruri değişen ilişkilerinden ötürü, yeni ilişkilenişlere (değişimlere dönüşümlere gelişmelere-sosyal evrimlere) yenik düşer ve değişir.
İnsan toplum olmazdan önceki doğal eğilimlerini sürerken de, akıllıydı hiç kuşkusuz. Bu genelleme tüm organiklik için, hatta inorganik düzlem için de geçerlidir. Ancak inorganikler organikteki kadar ağ ilişki bağı ile gelişmiş işlevleşmiş değildir. Bu işlevleşmeler, varlığın eylem koymasıyla iyiden iyiye karmaşıklaşan yapılanışlardır. Temelde inorganik yatkınlığının ilişkileşen biçimlenip düzenlenmesidir. İnorganikten kaynaklı ama inorganik olmayan, inorganikten de tümden gayri olmayan, bir diyalektik devinimdir. İnorganik organiklikle şebeke ağ ilişkisine varmıştır.
Yani akıl, biyolojik düzlemden öncedir. Biraz daha ileri gidelim, akıl organlarımızdan örneğin; beyin, mide, organ eler ve hücreden de öncedir. Eş deyişle akıl (seçme ayıklama, birleşip ayrılma- çekip uzaklaştırma- birleşmeye yatkın olup olmama- fantezi ve deney taslakları oluşturma gibiler) olmasa idi kimyanın evrimi de, olmazdı. Hayat ve de çeşitli inorganikler de, olmazdı. Söz gelimi, hidrojen düzeyi aşılamazdı. Ne atmosfer oluşurdu ne karbon... Ki hidrojen bile oluşamazdı. Sözün kısası hidrojen akıllı idi! Ve hidrojenin belleği, daha alt düzlemdeki parçacık ilişkilerinden geliyordu. Bir alt sistem ilişkileri bir üst sistem ilişki düzenlenişlerini, daha büyütüp gelişkin ve olgun oluyor, yeni olanı bileşenlerinden biraz farklı kılıyordu.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...