İnsan kolektif grup içinde üretim hareketi ile yavaş yavaş "avcı toplayıcı kültürü" bırakıp; “üreten kültür denen" uygarlığa başlatmıştı. Ama hemcinslerimiz uygarlığı başlatsa da henüz insan değildiler. Henüz insan olamamıştılar. İnsan olma koşulları içinde değildiler.
Süreci ve koşulları olmadan kendi kendisine insan olmak gibi bir anlamaları, insan olmak gibi bir dertleri, insan olmak gibi bir istekleri yoktu. Dahası insan olmak bilinen; hedef bir şema diyagram da değildi. Kimse de şu insanlıktı, şöyle insan olunur demiyordu. Böyle bir şiar da yoktu.
Totem yapı, kendileriyle hiçbir ortak anılı yaşantısı olmayan ittifakı yapı içinde olan grubun adet ve kültürleriyle çatışıyordu. İşte insan olmak bu çatışmayı aşmakla başlayacaktı. Çatışma insan bağlaçla, grupların ortak melezleri üzerindeki aitlik ahdiyle aşılacaktı.
Böylece totemi yasalara göre totemi yasaların hayli değişmiş şekliyle oluşan ilahi yasalar içinde geri bağlaşımlı olan totem yasanın imajı vardı. Totem yasalar, ilahi tanıma bürünen bağlaç imgeleriyle; ilahi grup içine yansıtılacaktı. Artık totem yasalar yerine totem yasalar imgeli ve totem yasalara göre totem yasasının kendi veya zıttı olan durumlarıyla, İLAHİ YASALAR vardı.
Yeni yasa, İLAHİ yasaydı. İlahi yasa totem yasalardaki im, imge ve imajlara göre anlaşılıp; seçme ayıklaması bu temel üzerinde ilahi yasa kodlarına göre yaptıktan sonra, üzerinde ittifak edilmesiyle İLAHİ yasaları oluşuyordu.
Totemi yasalar; sürü kaba kuvvetine göre biçimlenmişti. Kaba kuvvetin yerini günlük tekrarlı ve düzenli çevriyle olan sözlü yasalar almasıyla totem yasa dediğimiz yasalar oluşmuştu. Sürü kaba gücü sosyal birlikti sürecin, zorunlu birlik olucu kaide ve kurallarına göre biçimlenmişti.
Doğum, açlık vs. gibi referanslar temel düzlemdi. Siz acıkmayı ve doğumu var da edemiyordunuz, yok ta edemiyordunuz. İsteminizle ve istemsiz liginizle değildiler. Ne var ki doğum ve acıkma gibi temel referans içinde var olanları sağlatmayı dışta girişen grup veya güç birliği bağıntılarıyla dönüşebilme muktedirliğiniz vardı.
Siz, doğum gibi açlık gibi temel referans içinde var olan bu sağlatmaları ele alacaktınız. Bunları kendiniz gibi ortak özellik empatini kişilerle sağlatma paylaşımı yapacaksınız.
Paylaşım biçimini düzenli, tekrarlı edimlerle sistemin düzeni, kuralı haline getirecektiniz. Bu andan itibaren, sistem girişmelerini oluşan bu türden düzeni oluşan yoğunluğun sistem merkezine çöken büzülmesi, sistemde dönme çevrimini yapmaya başlar.
İttifakın diğer bir ilahi yasası neydi? "Karşı gruptan, ahitle olduğun karşı grup ittifaklı eşlerinle yatacaksın" diyordu. Bir bebek paylaşma yolu ile kendisini doğuran gruba verileceği gibi karşı gruba da verilebiliyordu. Yani çocuğu emziren grup, illa çocuğu doğuran grup olmaya biliyordu.
Öyleyse bu yasaya ve bu paylaşıma göre melez çocuğumuz kendisini doğuran grubun karşıtı olan grup aitliğine (uyrukluğuna) verilebilecekti. Bu durumda çocuğun kendisini doğuran kişi, bebeğin şimdiki aiti olduğu grubun karşısı olan grup içindeki kişi olarak kalacaktı.
İlahi yasaya göre çocuk potansiyel olarak ve kuşak farkı olmaksızın karşı grupla yatacaktı. Yani kendisini doğuranlarla yatacaktı. Bir de bunun tersi vardı. Bebeği doğuran bu taraf gruptansa; ittifak yasasına göre çocuğu doğurtan da karşı gruptaydı.
Birinci bölümde yayınlanan son paragrafla belirtilen; Dünyamız, uygarlık için şimdilik evrensel olan sınırdı. Uygarlık bu sınırla geri yansıma ve geri çevrim döngüsü veren sınırlılıktı. Genel eylemli ve üreten ortak akılla oluşan uygarlık, dünya gibi genel eylemli sınırla ortaya konan sınırlılıktı.
Bu sınırın geri dönüş çevrimi içinde Maveraünnehir, Mezopotamya gibi yerelden genele, genelden yerele doğruydu. Paydaşlı insan olma sürecini ilettirmenin uygarlığıydı. Uygarlığın genel muhatabı insandı ve dönütü de insanlıktı. Diyen açıklamadan itibaren devam edelim.
Bir Roma, Bir Asur, Bir Osmanlı vs. köleci uygarlığından bahsetmek için bu uygarlıkları belirleyen ilk tarımcı, çoban, teknik ve teknolojik üretim ilişkilerini ortaya koyan mutlak bir öncel süreçler olmak zorundadır.
İşte uzaktan yapılan bu temaslar gelecekteki ittifakları başlatacak yol adımı envanterlerini de olacaktı.
İttifaklar uzaktan teması, yakından teması tıpkı totem yalıtımlı dönemdeki gibi dokunmalı işbirliğine çevirdi. Amaçları temas etmek değildi.
Henüz üretmeyi bilemeyen barbarlara karşı üreticiler, önce kendi canını ve sonra da ölülerini yenmekten kurtarmak için barbar yamyamlara tek taraflı yiyecek sunusu yaptılar.
Tarihin ikinci aşamasını ve ikinci büyük dönüşüm noktasını ele veren süreç ön ittifaklardı. Ön ittifaklar gruplar arası üretim birliği olmanın senteziydi. Gruplar arası kültürlerin senteziydi. Biyo fiziki ve biyo kimyasal karakterin senteziydi. Uygarlıktı. Artık süreç günümüze kadar bu uygarlıklar silsilesi içinde gelecekti.
Sentezi veren süreçler sosyal sorunu da kotaran süreçlerdi. Sosyal sorun insan olma anlamını verecek bağlaç ve ahit denen (iman-inanç-ant- ikrar-yemin-deklarasyon-manifesto- beyanname vs. de denen) sözleşmelerle aşıldı.
İttifakı manifestolar ilanen kardeş olan gruplar arasındaydı. İttifakların ikinci bir önemi de kendi totem meslekli tüketim ve kullanım ürünlerini, karşı gruplar sağlaması için de üretecek olmalarının kararını, vermiş olmalarıydı. Kendi totem meslekli ürünlerini karşılıklı ve sürekli üretir olmanın taahhüdünü yüküm eden ahitler, bu tür bağıntı ve zorunlu ilişkiye esas kılınmıştı.
Yeni olanın eğitimini yapmak, suyun ayna görüntüsünün insanda biçimlenmesiydi. Yine insan beyninin hayal etme, göz önüne getirme, kafadan canlandırma gibi yetileri, geçmiş ve geleceği aksettirmesi de bunda çok etkindir. Aynı şekilde gerçekliğin günümüzdeki, mit efsane gibi inançsal söylencelerinin de içinde, geçmişi yansıtan olgular olduğu düşünülürse, muhayyeleler cadı görülerini ortaya atabilecekti.
M.Ö 2500’lere gelindiğinde Mezopotamya’da ilk toplumsal yapıların ittifakı ilişkileri çoktan ortadan kalkmış idi. Daha çok sözlü geleneğin egemen olduğu aktarımlardaki bu insana dönüşen anlatımları anlamak yorumlamak bugünkü gibi olanaksız olmaktadır. Bakınız Bilgamış destanı. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi, içinde doğduğumuz sosyal toplumsal ortamın, ya da benzerinin geçmişten, günümüze değin saltık olduğunu var sayma yanlışlığımızdan kaynaklanır bunlar.
Tarihçiler de geçmiş tarihe, öyle bakarlar. Dinlerde öyle bakar. Bu mantıkla bakınca da eski tarihi hiç anlamıyoruz. Söz gelimi M.Ö 4000’lere doğru bugünkü babalar, bugünkü kardeşler ve bugünkü evlilik kurumları ve ahlaki anlayışların kırıntısı bile yoktu. Bu yüzdendir ki İbrahim’in karısı Sara için neden: ” kız kardeşim” dediği hiç anlaşılamamış. Bu söylem, akıl dışı, masal sayılmıştır. Kimi dem de, ahlaksızca söylem sayılmış ya da hiç üzerinden durulmayarak, es geçilmiştir! Verdiğim tarihler kesin tarih değildir.
İşte devleşme, ittifakların birleşme ile büyümesidir. Yani devleşen bir yapısıdır bu. Onca insanların kurban edilen sunulmasındaki, geride kalmış, sosyal bilincidir. Bir etkilenme ve etkileşimli anıların anlatımlarıdır bunlar. Bu anlatımların ilişki tabanları ortada kalmadığı için olay bağlantıları anlatan ve dinleyenlerce yapılamamaktadır. Dinletileni, anlaşılır kılabilmek için mantık kategorisi oluşturabilmek için; büyüyen, devleşen, olay girişimleri ile aklını karıştıran, kendi toplumsal ittifaklarının aktarılışını, dev imge anlatım biçimine dönüştürmüş olmalıdırlar. Yine bu tür ittifaklar, kurbanlarını zaman zaman öyle alelade kişilerden seçmezlerdi. Yöneticilerden seçerlerdi.
Zaten yönetici kurbanı, kutsal bir gelenekti. Toplumsal ittifaka kurban olarak sunulan o totem aidin yöneticilerine yapılan ağıtlar da, o etnik grubun yası idi. Hatta o kurbanın etini kendinden olanı yememe de bir usuldü. Şölenlerde sunulan, kendi totem ata soy kutsalından olan, birinin kurban etini yememek tiksinmesidir bu. İlk yaratılış anlatılarından biri olan: “ tanrı İgigi’lerden biri kurban edilir. Kurbanın canı ve kanı ile toprak hamur edilir ve bu çamurla insan yaratılır” “Bunun üzerine diğer İgigi’ler yas ve ağıt ederler. Yere tükürürler.” Bu kendinden olan kurbanın etini yememeye giden eylemselliğin oluşması ve sembolizmidir. Kendi kurbanından tiksinme ve iğrenmedir. Eşleyişle kusma eylemidir. İnsanlığın gelecekte yamyamlıktan evirilişin, bir ilk adımı olaraktan da görülmelidir.
Böylesi bir yapıyı altüst eden bir anlayış, ancak yeni ittifakın, birden bire, keskin karar almasıyladır. Şölenler, ittifak içi, devrim nitelikli, keskin kararlı, uygulamaya konan yaşamsalların sözleşmesi isi. Halk bunların sembolizmini belleklerde kutsal gün olarak yaşatır anlatır oldu. Yeni ittifak ve ittifakın katılımcı toplumları, kendi içlerinde sıkıntı yaşıyorlardı. Söz gelimi ittifaka katılan domuz totemli olan katılımcılar, yenileştirici ilke rolü oynamış olabilirler. Yani sorunu çözen bir cevap ve akıl koyuşu ortaya atmış olabilirler. Bu çözümsel olan ve saygı ile benimsenen edim, diğer halklar üzerinde domuzların, kendileri gibi birden prens insana dönüşüp, tıpkı ittifak insanı gibi olması ile simgeleşmiş olabilir. Bu domuz prensin (domuz topluluğun) dev ve ejderhayı öldürmesi demek; devleşen ittifaklara insan kurban etme geleneğinin, artık ortadan kaldırması gerekiyordu, demektir.
Gün biter, dün yiter
Issızlığın rengi kaybolur
Mehtap da düşmez içe
Sevda girince uğur olunan gelmez hiçe
Atarcalar tutuşur




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...