Kolektif inşanın kendisine özgü akıcı bir sistem polarizasyonları vardı. Kolektif alanı özelleştirmeden doğan aksaklıklar, kolektif sistemli sürecin paylaşım ve sahiplik kısmındaydı.
Üreten bir ilişkinin en temel prensiplerinden birisi eksiğini karşılıklı ilişkilerle birbirine bağlı çevrimsel bağıntı üzerinde tamamlama işi olmakla kolektif öz kolektif çekimli nesnel bağıntılı algılarla işliyordu.
Kendi kolektif dinamikleriyle sistemi polarize edemeyen köleci paylaşım biçimi; keyfilikleriyle, varsayım sal yolun açacağı gizemciliklerle, mülkün sahibiyle, keremi bol olanla, rızk verip takdir eden türün zikri söylemli polarizasyonlarla öznel hafıza içindeki algılarıyla kutuplaşıyordular.
Eksik bırakılmak sureti ile yazılmayanları ve es geçilenleri yazıp kendi eksiğinizi tamamlamak gerekiyordu.
İşte devlet kavramını kendi bildiklerim kadarıyla eksik bırakmıştım. Ama hiç bir konu ya da süreç yazılması gerekenleri yazmakla bitmiyordu. Her yazılandan yeni bir alan açılıyor yeni alanda yeni çıvlama ortaya çıkıyordu.
Kartopu yuvarının büyümesi gibi her yazılan konu ile yeni bir yazılmayan bağlam, yeni bir es geçilen konu ya da konular ortaya çıkıyordu. Eksik dediğim yazım olguları bundan ibaretti.
Siz bile kolektif bir miras olmadan Hamlet yazamazsınız. Hamlet'i yazmaya için siz de; mutlak hazır bir ön envanter; yani kolektif mirasın olması gerekir. Şunların olması da gerekir. Düşüncelerinizin ses ve yazı iletilmesi olan tutumlarınız da mutlaka; "kolektif tanımlı öznel anlama olması gerekir. Hamlet’i yazma kolektif lige dönüşen süreçler olukla; sizin "kolektif bir öznel anlayışlı bilinç birliğimizin" olması gerekir. Yazdığınız konu kolektif. Yazılanı iletme ve iletme araçları da kolektiftir.
Bunlar o kolektif ligin kendi referans noktasıdır. Kendi kolektif liginin kendi geri bağlanım yasasıdır. Demek ki söz ve yazı dili o kolektif ligin geri bağlanımla referans ya da dayanak noktasıdır. Yani "Taş" diye seslendiğiniz de ben de (kolektif yapıyı oluşanlar da) aynı şeyi anlamalılar. Aynı şeyi anlamakta aynı şartların içinde olmaktır. Aynı şeyi anlamıyorsak sizin "hamlet" yazmanızın da bir anlamı kalmaz. Ve dahi sizin Hamlet'i yazmanız da geçmiş ve kolektif background üzerinedir (geri bağlanım yasalı ön envanterler üzerindedir). Hamlet’i, hamlet yapan ve yazanı yazar yapan süreçler de; bilinç te; süreç araçları da geri bağlanım olan kolektif oluştur.
Sizin Hamlet’i kolektif mirasla, kolektif tanımlı geri bağlanımlar üzerinde seslenip, yazmanız gerekir. Yani siz kendi düşüncenizi, diğer öznelerin anlamaları için siz de söylem ve yazılarınızı; eylemlerinizi kolektifin kullandığı biçimde kalıp düşüncelerle; kolektif tanımlı söz ve hece cümlesi haline getiren modülasyonlarıyla olma içinde birisi, olmanız gerekir.
Aslan avı envanterleri içindeki hızların ve hız limitlerinin aniden ve birkaç dakikalığına üst sınırında olan bir hıza sahiptir. Daha doğrusu aslan bir anda, ceylan gibi avından çok daha hızlı olan hız limitine çıkmakla, iki üç yüz metrelik bir koşunun anlık takatine sahiptir. Bu eylemle aslan kalp atışını belli bir saniyeler içinde üç beş yüz atımlık değerlere çıkarması demektir.
Bu durum belli ve çok yüksek bir enerji maliyeti demektir. Bu nedenle çoğalan avlanmayla birlikte aslanın üremeyi çoğaltması gibi oluşacak süreçler, aslanda tersine bir süreci başlatır. Su her derecede buharlaşır. Belli bir atmosfer basıncı altında (deniz seviyesinde) suyun sıcaklığı yüz dereceye doğru artarak tırmanır ve su yüz derecede kaynar. Ve su yüz derecede de kaynarken, artık ısısı yüz bir, yüz iki derece olmaz. Su kaynayıp bitene kadar yüz derecede kararlı-stabil-sabit kalır. Bu süreçlerin tek düze olmamasını da, bir örnektir. Sekanslı olan kollu terazi sakala hareketi, kolların düşey konuma gelmesine kadar sürer.
Sizden önceki olayların; kolektif süreçlerin; çevrimlerini tekrarlayan özyineli süreçlerle siz; süreç çevrimlerini yaşayıp algılamıştınız. Uzaklarda değil, geçmiş sizdeydi. Genel olurluk (bağıntı), siz olamayacağınıza göre siz genel bağıntılı geçmişin tümünü değil, parçalı kısmı ve yasal oluşunu taşıyordunuz.
İhtiyacı duyulan istek, şiddetlidir. Ama köleci sistem içinde trampa yaptıracak eğilimler; sadece üretirken ortaktır. Ama paylaşırken ortak tanımaz. İşte köleci sistem bu tür kolektif olmaktan çıkan süreçlerle kontrol edilirler. Paylaşım; kâr, kazanç, ticaret, kira, amortisman, mülkiyet hakkı gibi kişi sahiplikle olan kata külli eğilimleri olmakla; akış ta ön ittifaka göre farklı olmaktadır.
Bir de bu paylaşımcı akışa kazanç eğilimlerinden oluşan karaborsacılığın, komisyonculuğun, psikolojik etkilerinin yapay arz taleple kamçılamaları, eklenirse; süreç akışlı takasın eşikleri hep yükselir düşer. Sistem içinde toplam üretimi yapılan bin çeşit iş varsa: sektör sayısı farklı olmakla bin çeşit te sektör var demektir. Her sektör kendi iş alanında bir birim iş yapıyorsa; sistemin zorunlu değiştirme değeri olmakla karşılanan toplam üretim değeri de bin birim olur. Her sektör onlarca çok kişiden oluşur.
Ama süreç anlaşılır, basit olsun diye her sektör bir kişi olmakla; üretenler de tüketenler de sektör sayısı kadarla bin kişidir. Şimdilik çocukları, eğitim çağını, yaşlı ve çalışamaz olanları hesaba katmıyoruz. Gerekte yok. Her üreten aynı zamanda bir birim bir birim üreten ve bir birim tüketen olukla tüketicidir.
Süreçlerin her biri aynı zaman içinde aynı anda ayrı ayrı zamanlar, entegresidirler. Entegre olan, zaten kolektif olandırlar. Sentez olan, zaten kolektif olandır. İş birliği olanlar zaten kolektif olandır. Bir arada yaşayanlar zaten kolektif olandır.
Nasıl aynı anda hem Ankara da hem Kırşehir de olamıyorsanız; aynı anda çaya girip yıkanırken; aynı anda ameliyat yapamıyorsanız. Aynı anda ve aynı anın, ayrı ayrı zaman kompartımanı içinde de koyun güderken bağda; tarlada; maden ocağında; yün ditme işinde, yün tarama, yün yıkama, yün eğirip; yün dokuma; yün dokuma tezgâhı inşa etme gibi her bir bağıntı süreçler olan her boşluk devinmesi içinde olamazsınız.
Siz Ankara’da iken ve siz Ankara süreçlerini ortaya koyarken diğer biri de Kırşehir süreçlerini aynı anda ortaya koyup entegre etmelidir. Etrafınızı saran hava da ya da mekân içinde sizi birleştiren size bağıntı iletilmesi olan da, kolektif bağ enerjili bu kolektif atmosfer akışlı sinerjidir.
Üretim hareketinin başlangıcında ne El vardır. Ne de para başlangıç koşulları içende vardır Başlangıç koşulları içinde olmadıkları için ne El ne de Para başlangıç koşulu gibi davranan özellik ve bağıntılar gösteremezler. Yani ürettiremezler. İkisi de üretileni sahiplenir sömürürler.
En başta dedik, üreten ilişkili toplumsal başlangıcın içinde kimse atalarımıza “al şu parayı da buğday, süt üret”; dememişti. Para da yoktu. Üretim de yoktu. Para, üretim olmadığı için yoktu. Ama üretim para olmadığı için değil üretim faaliyetinin yeterince deneyim edilmesini bilmemekten kaynaklıydı. Üretim hareketi başladıktan sonra dahi para yoktu. Var sayalım ki en başta para olsun. Birisi de bu parayı atamıza “al bu parayla buğday üret” demiş olsun.
Sanki üretim yapılıyormuş ta, para olmadığı için üretim yapılıyormuş gibi ters yanlış bir durum ortaya çıkar. Üretim ve ürün yoksa para hiçbir işinize yaramaz. Üretim paraya bağlanmış değil, para üretime bağlanmıştır. Parayı ne yapacağınızı bilemezsiniz. Paranın da yapacağı bir şey yoktur. Para üretim hareketi içinde yoktur. Ve para üretmez. Üretim olsa bile takas sürecini bilmeyen kandaş grup içinde paraya işlerlik vermeniz son derece güç ve anlamsızdır.
İlk totem mesleklerini ve ön ittifaklı üretim hareketini de ortaya koyan atalarımız, "Borsa İstanbul hisselerine bakarak" üretim hareketinde bulunup "kâr konsolide" etmiyorlardı. Düşen "New York Borsası ile öküzün boyunduruğunu boşlayıp çift bozmuyorlardı". Sanki erken dönemdeki atalarımız bildikleri bir duruma göre seyreden akışlı süreçle "kazançlı çıkalım diyen bir kafa patlatmanın” içinde olmuşlar gibi süreci söylemek, köleci sistemin ve devamı sistem kapitalizmin insanları afyonlamasıydı.
Borsa İstanbul ve Borsa New York erken dönemli başlangıç üretim hareketinin ne içindeydiler ne de üretim hareketinin bir zorunluluğuydular. Bunlar çok daha sonrası içinde üretim hareketi süreçlerine keneler gibi sülük gibi yapışan ilineklerdi. Üretim hareketi bunlar olmadan; bunların varlığını bilmeden gerçekleşiyordu. Ama kâr gibi, rant gibi, kazanç gibi, kredi gibi karaborsa gibi enflasyon, kur düşüklüğü gibi her biri bir aynı sömürü olan enfeksiyonlar, üretim hareketi olmadan asla ortaya çıkamıyorlardı.
Kâr, rant, kredi, kazanç gibi ilineklerin üretim hareketi içinde değil de üzerinde irade sahibi olukla var olmaları için bunların mutlaka bir üretim hareketi olan ortama ilinekle olmak zorundaydılar. Bunlar üretim hareketinin ne temel nedeniydiler, ne de vesile nedeniydiler, tümden soygun nedeniydiler.
Ne var ki El mana anlayışı içindeki tasarruflarla ortaklığa karşı, kişi sahipliği ortaya konmuştu. Böylece kişi sahipliği ortaya çıkmakla ve devamı olan süreçlerle, kâr olgusu ortaya kondu. Böylece kâr için olan kazanmak için olan üretim hareketi ortaya kondu.
Böylece ilk üretim hareketi içinde veya toplumun yasası içinde olmayan veya başlangıç referansına göre olmayan hesapsız kitapsız süreçler başladı. Böylece kâr hırsı nedenle ürettiğini satma nedenle kâr mantığı on bin kişi yerine 15 bin kişilik kundura; yirmi bin kişilik buğday üretti. Yaşamak için karşılığı olanı üretmek yerine; ihtiyacı üretmek yerine; yaşamı üretmek yerine “tüketim için üretime” kâr yapmak için üretme; kazanmak için üretime geçildi. Kâr yapmak; kazanmak; yaşamın üretim hareketinin kendisi değil sömürünün kendisiydi. Zorunluluğun yerine kazanma kondu. Kâr kondu. Para kondu. Zorunluluk günümüzde kazanma, kâr, ticaret, para gibi çarpık şekilde yansıtılmaktadır.
Tüketimin talepleriyle; tüketim putları oluşturuldu. Kazanmak için üretmek; üretmek için satmak; satmak için de emek gücü içinde olmayanları emek gücü içine salıp kişiyi enek gücüne yabancı kıldılar. Bunu da psikolojik değerlerle, nedretler kuramıyla; arzın talepli olup olmamasından hareketle köprü geçiş garantisine kadar tasarruf ve tedbirlerle talep oluşturmanın türlü ali cengiz oyunlarıyla yaptılar.
Üretilen her bir üretim nesnelerinin farklı kullanım değerleri vardı. Bu o üretim nesnelerinin birbiri ile değişile bilirliği dediğimiz takastı. Büyüme, gelişme sistemin her alanında birlikte ve aynı anda olamaz. Büyüyen ve merkezde uzaklaşan ittifakı coğrafyayla nüfus birden artarken ulaşım, haberleşme, buna göre örgütler kurma işi, alan büyümesi ve nüfus artışına göre hızlı olmaz.
Bu nedeniyle yapıda aksamalar ortaya konacaktı. Özellikle de köleci yapının üretim hareketi içinde üretim sonrası çok parçalı olacaktı. İttifak içinde takaslar grubun tüketmesi olmakla tüketim süreci yeniden üretim süreçlerine dönüyordu.
Köleci El ittifaklı sentezlerle ve oligarşin istilalarla hem takas alanını; hem takas nüfusunu; hem de takas yapılan ürün çeşitliliğini artırmışlardı. Ön ittifaklı yapılar içinde ittifak merkezi olan tüzeli kolektif baştan ayağa doğru büyüyor, gelişiyordu. El ittifaklı köleci grup içinde üretim kolektif yarar gözetilişle değil; sahiplik yararı gözetilerek tabandan tavana doğru anlamla büyüyordu.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...