Bayram Kaya Şiirleri - Şair Bayram Kaya

Bayram Kaya

İlk yaşam biçiminin kendisi için yaptığı girdi çıktı yaptığı seleksiyonları; inorganik doğanın tümel baskı ve basıncına karşı bir var olmanın direnciydi. Bu direnç birçok bağıntı girişme yanında en az dış dünya ilkesi içinde olacak bir biçimlenişin yalıtım içinde olmakla da kendisini inşa etti. Tümel baskı ve basınca karşı, izole bir alanın korunması, tümel olana karşı bir direnç ve bir çelişmeydi. İşte ben dediğimiz korunan ve kendisini bilen inşacı ben; bu özne ve öznel oluştu.

Ben doğada izole edilen bir alan ilişkili inşaydı. Yalıtıma alan dıştaki düzensizlikten kurtulup düzene kavuşmuştu. Kargaşadan (kaostan) oluşan dış dünyanın seçilmiş kimi kesitleri yalıtım içinde düzen vahaları haline getirilmişti. Bu düzenli bağıntı işlev yalıtım nedenle bir korunmaydı. Çevrimleri olan sınırlı sonlu kontrol edilir yapıydı.

Korunan kısım yalıtımlıydı. Yalıtılan kısım dıştaki tüm oluşa karşı parça olan bendi. Bu durum dış tümleşiğe karşı ben deyişçe çelime ve direnç olmakla “ben” deyişti. Yalıtımlı olan ben bilince uygun işlevlerle birleşenlerin senteziydi. Sizde bir de aktif ben olmayan vardı. Sizdi, sizleydi ama aktif olarak siz var olamayıp sizle sürtüşen taraftı.

Devamını Oku
Bayram Kaya

El kişileri, yoksulluk içinde isyan etmeden ve itiraz etmeden kalmalarını istiyordu. El’in sözüne taat ve itaat içinde olanları El, çok çok övüyordu. El kendisine ikna olacak kişileri (kulları-köleleri) kazanmak için El’in kendi siyasetini yayacak olan kişileri, bölge iklimi içine gönderdi. Gönderilen bu El kişileri, fakirleri yoksulluğa ikna ediyordu. El kişilerin yoksulluğunun kutsuyordu. El yoksulluğu yüceltiyordu.

Zamanın akışı mutlak monarşiyi aştıktan sonra oligarşin ittifakların belirmesi yönünde akıyordu. Bay erki tarzı oligarşin ittifakların bir araya gelip, bir oturum yaptıkları her bir seans ile taraflar bir araya gelmiştiler. Bir oligarşi yapı içinde ittifak olacak bu oturumların birinde Yehova eksenli tevhit yapıcılar, sonraki kanlı başarılarına bakınca bir an ileri olan zamanın ruhunu taşıyor olarak görünüyorlardı.

Bir Yahova peygamberi olan İl-ya (El-ya), iki yüz elli tane El Baal’in peygamberi denen bu apilularla tartışmıştılar. Sonunda güya El Baal’in mana yayıcılarının tartışma da başarısız olmaları nedenle Elya grubu da bu apiluları öldürmüştüler. Bu tür tartışmalarla, bir tecelli ya da bir mucize beklemek meşru olan tarafı belirleme mantığıydı.

Devamını Oku
Bayram Kaya


Yeni somutluk kolektif oluşa karşıtlıktı. Yeni somutluk, sahiplerin kendi ile kendi sahiplikleri arasında, kendilerinin sözcü olmakla aracı olmasıydı. Kendilerinin kendilerine aracı olmasıyla “söyleyen kendi iradelerinin meşruiyetiydiler”. Tüm bu gayret, önce olan; somut olan, doğru ve zorunlu olan kolektif sahipliğin gaspı karşısında; kişi sahipliğinin meşru edilme gerekçesinin üzerini, “irade edene tanıklıkla” örtmenin telaşıydı.

Eski olan mutlak monarşin El ittifakı üzerinde, yeni olan Yehova oligarşi ittifakı, diyordu ki; “Biz İbrahim’in de İshak’ın da Yakup’un da peygamberliğine ve Rabbi olan El’ine inanıp şehadet ederiz.” Oligarşiye katılan Yahudi boylar; Yakup ile İshak’a, İshak ile İbrahim’e, İbrahim’le İbrahim’in iradesi olan El içindeki eskinin parça parça süreç bilgisini deklare etmeyi, bağlılaşan tevhidin bir birliği vardı.

Yani kolektif süreci parçalayan ilk süreçlerin bir simgesi olan El Şaddaylar; yine El Şadday ruhu üzerinde birleşmektedir. Yeni süreç, El Şadday birleşimli oligarşin sentez içinde Yehova olarak ortaya çıkıyordu. Artık Yalova’nın eski bir El olması önemli değildi. Önemli olan Yehova birleşimli bu oligarşin sentezin gerçek oluyor olabilmesiydi. Boylar; “Biz İbrahim’in de İshak’ın da Yakup’un da peygamberliğine ve Rabbi olan El’ine inanıp şehadet ederiz” Deme ahdi ile Yehova şahitliğine (tanıklığına) muttali oluyordular. Bu ahdi iman sözleşmesi içinde oligarşin ittifakı inşa ediyorlardı.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Mütekabiliyet esasına göre bir kullanım değeri üretenlere karşı başka bir kullanım değeri üretenler vardı. Buğday üretenlere karşı kundura üretenler gibi. Bunlar üretim hareketi içinde birbirinin tümle yenleriydiler. El mantıklı sahiplik içinde de mülkü olanlara karşı, mülkü olmayan kölelerin çalışmaları; mülke karşılık birbirini tümleyen, sömüren üretim hareketine dönüyordu.

El atfı içinde mülkün (mülk sahibinin) çalışmaya duyduğu ihtiyaç nedeniyle mülk tümlenen, mülkte çalışan köle de mülkü tümle yendi. Çalışacak köle emeğinin de üzerinde çalışacağı bir çalışma nesnesi mülke ihtiyacı vardı. Bu durumda da çalışan emek tümlenen, mülk te tümle yendi. Yani biri diğerinin hem tümleyeni hem tümleneniydi.

Bir üretim hareketi ya da üretim gücü; üzerinde çalışılan ve alet olarak kullanmakla birlikte çalıştığı üretim nesneleri ile üreten emek gücü gibi öznel girişmelerden oluşur. Kolektif sistemde nesnel olan ile öznel olan üretim gücü; kolektif kullanımlı sahiplik olmakla, kolektif bağ üzerinde birbirinin hem tümleridirler hem tümle yenidirler. Böylece kişi çalışacağı emek gücü kadar bir iş bölümünü sahiplikle kendi üzerinde kendisinin tümle neni ve tümle yenidir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

El manalı köleci sürecin ikinci aşamasında “tarihi bir meşruiyet (hafıza) aramayacaktınız”. Meşruiyet ilik ve tüm nedensellik El’den sadır oluyordu! El kendisini tanıtırken ve hem her şeyi kendisiyle eşletip hem kendisiyle başlatıp, kendisi ile bitirirken “çıkış ve dönüş” onaydı. Soru-yanıt; gidiş-dönüş, neden ve oluştu. Sonuç, şeylerin sınırsız olmasını; sınırlanmasını kendisiyle başlatıp kendisiyle bitirmesiydi.

El’in kendisinin neden ve sonuç olması, kendisinin söyleyen; irade eden, kendisiyle ahit yapılan olması durumları; bir sistemin çıvlamadan kaçınması için en temel osilasyon ve senkron kurallarından biriydi.

“Ben El’im diyordu. Ben, Ben olanım. Ben sahibiniz olan El ilahım. Ben El’inizim (sahibinizim) ve El ilahınızım. Ben El malik El mülk olan El ilahınızım” diyordu. Ve devamla “benimle ahit edeceksiniz”. “Benden başka söz aramayacaksınız” diyordu.

Devamını Oku
Bayram Kaya


Herkese göre, herkesin ihtiyacına göre paylaşım yapma işleyişi ittifak tarafından her bir ittifak aitliği üzerine dağılıyordu. Mütekabiliyeti paylaşım ittifak aitliği üzerinden de o ittifakın aitlerinin tüketim ve kullanımına sunuluyordu. Tüketenler üretenlerdi. Yani üretenler mütekabiliyeti pay alanlardı. Hile şuradaydı. Üretenler mütekabiliyeti paylaşanlardı. Yani mütekabiliyet ilik üretmeydi. Üreten de pay almayla sistem sekans hareketli somut ve nesnel bir bağıntılı çevrimdi. Üretme zaten paylaşmanın ittifakın ve mütekabiliyeti oluşun bağ enerjisiydi. Süreç neden sonucu somut birbirini gerektirmeliydi.

Oysa El sahipliğe göre paylaştırıyordu. Hani sahiplik çalışan emeğin olmaz ya oldu diyelim birikimi olsa bir türlüydü. Oysa sahiplik El tarafından sıfırdan bir kişiye daha doğuşunda verilen rızk ve nasipti! Üstelik üretim hareketi ve üretim ilişkisi mal mülk sahiplikti etki ile başlamamıştı. Ve üretmeyen mal, üretimden nasıl pay alırdı?

Bu nedenle El mantığı, sistemi inşa eden gerçek ve doğru bir üreten sistem nesnesi değildi. Sahiplik tescili doğru ve nesnel bağ ilişkilerine göre değildi. Sahiplik kişinin üretmesiyle oluşan bir sahipliği değil hayali bir noktanın takdiri olmakla tarif ediliyordu. Bu nedenle üretmeyen sahipliğin sistem de aslan payı alma hukuku; hayali, afaki, soyut ve sistem dışı iradenin ürünüydü. Üretim ve üretenler; paylaşım ve paylaşımın üreten sektörlere göre olması sistemin içinde ve somuttu.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Kısaca boşluk devinmesi kavramını biraz açayım. Yazılarımı okuyanlar bilir. Süre durumlar üst üste olan zıtlıklarla vardı. Yaşam ölümle üst üste var olmanın zamanı olmakla, hayat ölümün yokluğunu yaşarken, ölüm de ancak hayatla vardır.

Vücut bulan bir var oluş için ölüm ve yaşam bir aradadır. Bunlar yan yana; üst üste olduğu halde, kişi yaşıyorken kişinin kendi öz selinde ölüm yoktur. Ölen kişide de yaşam beliremez. Bu şu demek te olmaktadır.

Ölüm ve yaşam gelip geçici durumlar içinde birbirine dönüşen bir var oluş olduğuna göre; ölen ile dağılma, çözülme yönünde beliren aktif belirleyicilik; ölmeyi belirleyen koşulların tersi olan koşullar içinde ölüm yeniden dirim olacaktır.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Hem baba hem avukat olmanın üst üste süre durumları içinde belirebilen bir sosyo toplumsa statülü sahibi bir kişi düşünün. Bu kişi duruşma salonu ile adliye alanı içindeki statüsü baba değil avukattır. Duruşma salonu içindeki avukat olan kişide baba statüsü yine vardır ama babalık statüsü burada aktif olamamakla yansıyamaz.

Duruşma salonu içindeki ortamda babalığı belirleyecek olan bağıntı girişmeler yoktur. Bu nedenle, beliremeyen bu yansıma biçiminde babalık bağıntısı aktif olamamakla, ortam yansımalı durumdan ötürü babalık statüsü keenlem yekûn olmakla avkat kişi üzerindeki babalık statüsüne yok denir. Yok denen ve beliremeyen bu özellik "çekici, çekimleyici" denen bir karadelik hareketindeki durumsalın boşluk devinmesine dönüşür.

Kişi eve geldiği zaman, kişiyi kendi çocuğu karşısındaki tümlenişe çeken bağıntı girişmesi nedeniyle kişinin babalık özelliği belirir ve yansıma verir. Kuvveti ortaya çıkaran dirençtir. Sizde kuvvet vardır. Ama elinizle boşluğu ittiğinizde, sizin itmenize karşılık oluşacak bir karşıt direnç yoktur. Bu nedenle boşluğu itmenizde kuvvet yansıması görünmez olur. Karşıtı olmayan kuvvetiniz keenlem yekûn olmakla var olan kuvvetiniz yoktur. Biraz sonra size çarpan kişi karşısında kuvvetiniz belirim verir.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Okur şunu iyi bilmeli El anlatımındaki mananın gerçek olup olmaması o dünya insanlarının çok ta inanıp inanmadığı bir özellik değildi. Geleceğe yaptıkları aktarımlarda onlar için anlatılan konunun “nasıl bir önem taşıdığını ortaya koymanın derdinde” olmaları bağlamıyla, gerçekçiydiler.

Anlatılanlarda gerçek bir yaşamın formları vardı. Bir de bu forma uygun o formun önemini anlatmanın öyküleri vardı. İttifaktan çıkmanın ya da ittifaktan ayrılmanın veya ittifak dışına sürgün yemenin karşı tarafa faturası tufanla silinip süpürülmekti. Mısır esaretinde kurtulmanın önemine binaen Mısırlıları, suları ikiye yarılan denizde, boğuyorlardı.

Kolektif hafızanın kaybından yaşananlar nedeniyle travma ve tufanlar vardı. Üreten kolektif gücü, yoksul ve sahiplikten yoksun kılmak için El’in rızk dağıtması vardı. Sonra da din ve El siyaseti içinde yoksulluğa vaat eden algılarla olmaktan kaynaklı ajitasyonlar vardı. Bu tutum tam bir öğrenilmiş çaresizliği içinde olan yoksulluğun, algıda seçmez liginin belirmelerini ortaya koyan süreçlerdi.

Devamını Oku
Bayram Kaya

Ne gün koydum
Geceler beri
Otuz iki kısım tekmili birden
Gündüzler seri

Minerva'nın baykuşu

Devamını Oku