Üreten ilişkiler karınca gibi örgütlenme ve iş bölüşümle parçalı oluşun çalışması içinde mütekabiliyeti esas alan ittifaklarıyla sürece başlamıştı. Bu girişme içinde rızk sahipliği hakkı yoktu. Olması da olası değildi. Çünkü sistem kişi sahipli aç gözlülük değildi. Girişme kolektif sahipli olmakla bu yol sistemin kendilikten tıkacıydı. Yani çalışana boğaz tokluğu olukla rızkını ödeyen rızk sahipleri de yoktu.
Üretim ilişkisinin hak edişi mütekabiliyet (karşılıklılık) olan süreçti. Karşılıklılık ilkesi içinde üretmeyen süreç içinde ne, neye göre olduğu belli olmamakla ücret ödenmesine dönüşmüştü. Bu ücret en temel durumuyla boğaz tokluğuydu. Adına “rızk” denmekle köle dışındaki çalışanlara veriliyordu. Üretim hareketi üretmeye karınca duyarlıklı çalışmasıyla başlanmıştı; ama karınca duyarlı başlangıç; köleci sistemde sürü oluşla devam ediliyordu. Ters olan ve ters giden buydu. Rızk sistemin enfeksiyonuydu.
İnsanları kaygı ya da endişe içinde tutarsanız; o alıcı duruma geçer ve ona her şeyi satarsınız. İşte kazanç ve kâr mantığının temeli budur. Bu nedenle Piyasa ve ticaret, zorunlu üretim hareketinin nedeni olmakla ortaya konmuş ta değildiler. Alıcı ve satıcının buluşması dediğiniz süreç üretim hareketi tarihinden beri birbiri için zaten birbirinin karşılıklı üreten kişilerdi.
Paranın, üretilmiş olan ürünler üzerinde; mütekabiliyet esasına göre “değiştirme değeri karşılığı bile yoktur.” Hiçbir grup karşısındaki gruba; “siz elinizdeki işi bırakın. Biz size buğday üretiriz. Karşılığına siz de bize para üretiniz demez”. Yani hiçbir grup ya da sektör paranın ne üreticisidir. Ne de tüketicisidir. Ve yine hiçbir grup mütekabiliyet esasına göre, karşı grup için para üretmez.
Bir üretim hareketi içinde para hiçbir üretim nesnesinin denkliği değildir. Para üretim alanı içinde sekans hareketi denkliği değildir. Denkliği olukla üretilen en az iki ya da pek çok ürün için her birine kolay takasları için “takas değiştirme değeri” olurlar. Değilse kendisinin bir değişilme değeri; bir takas değeri yoktur. Para, karşı gruba da kendi kullanımı için ‘para tüketimli bir kullanım’ ürettirmez. Üstelik para tüketen kişileri için enerji sağlayan bir kullanım olmamakla da üretim alanı için zorunlu değildir.
Bu nedenle paranın zorunlu üretilen; zorunlu ürünler kullanım kategorisi içinde yeri yoktur. Ve tüketilmesine karşılık ürünler denkliği ile bir değiştirme değeri; bir kullanım tüketim değeri yoktur. Ve yine paylaşımlı bir üretim hareketi içinde karşılık ürün olukla değerlendirilmesi de yoktur. Paraya atfedilen sanal bir saymaca değeri vardır. Her ürün tüketilip yeniden üretilirken paranın bu saymaca değeri ne tükenir ne de yeniden üretilir.
Din adamı, Tanrı adamı; yani Tanrı insanı da değildir. Tanrı düşüncesini ve Tanrı duygusunu yaşamak insanın Tanrı adamları aracılığıyla yaşayacakları bir şey değildir. Aksine Yüce Tanrı düşünceli duygu; kişilerin kendisi ile Yüce Tanrı arasındaki insanca bağlantı oluşla, olasıdır. Yüce Tanrı ile insan arasına kimse giremez, girmemeli. Girmemelidir de. Aracılar peygamber de olsa bu böyledir (istismardır).
Yüce Tanrı ile kişi arası özeldir. Özneldir. Yüce Tanrı ile kişi arası başka kişilere kapalıdır. Bu alan bir başkasının tavassut ve aracılığıyla oluşamaz. Olamaz. Olmamalı da. Oluyorsa bu sizle Yüce Tanrı arasında bağıntı değildir. İşin özüne aykırıdır. Böyle bir durumun bağıntısındakiler sizle Yüce Tanrı arasında, yedeklerdir. Bu, sizin yedekler tarafından senkron anmanızdır. Ayarlanmanızdır. Bu sizle Yüce Tanrı duygunuzun sömürü ve istismarıdır. Sizin istismarcılarla istiskal edilişinizdir.
Yüce Tanrı'yı bilip; duygu ve düşüncesini duymanız yeterlidir. Yüce Tanrı şudur demek veya şu değildir demek tamamen aldatmadır. Yüce Tanrı sonsuz ve sınırsızdır. Başkaca bilip, duymanız gereken bir şey yoktur. Siz sonsuz ve sınırsız olanı duygu ve düşünmeniz olmakla dilediğiniz gibi düşünüp; siz duygu ve düşüncenizle sınırlı olursunuz. Yüce Tanrı anlayışını sınırlamak kimsenin haddine değildir.
Yine bir sistem içindeki tüm üretim hareketini bir birim sayalım. Bu bir birim ürün, karşılıklı denklik oluş gerekliliğine göre herkese yeten bir birim tüketimdir. Çocuk, öğrenci yaşlı iş göremezler vs. bu bir birimin içindedir. Hayırlı kazanç sahibi nemacılar bu bir birim ürüne karşılık bir birim parayı ellerinde tutarlar. Ellerinde tuttukları paranın bir tane olan, zorunlu değiştirme değeri vardır. Değiştirme değeri gereği para; karşılığı olan kunduranın alınmasıyla bitmesi, tükenmesi, işlevsiz kalması gerekir.
Para değişilenle birlikte, para sahibinin elinde bitmesi lazımdı. Ortada hiç kundura yokken de kundura alacak olan para, sanki ortada var olan kundurayı alacak gibi elinizde durup duruyordu. İşte bütün oyun buradadır. Ortada hiçbir üretim ve kullanım değeri yokken para; yeniden üretilecek olan, tüm “bu bir birim ürünü” alacakmış gibi durup durmaktadır. Para üretim hareketinin kendisi olmuştur! Bu tam bir yanılsatmadır!
Para “toplam üretimin; farklı kullanım değerlerinin takasla kolay değişim yapabilmenin karşılığı” iken; para tüm bu durumuyla bir birimdir. Yani her birinin her bir karşılığının olmasıyla üretilen, tüm farklı kullanım değerlerinin üretilmiş olan halini biz, bir birim sayıyoruz. Bir birim üretim, kolay takas olması için para bu kolay takasın içine hiçbir artma ve eksilme göstermeden katılım verir.
Üretmeyenlerin tüketimleri olacak zorunlu ürünler, üretenler üzerinde iki biçimde ortaya konur. Birinci yol üretenler mütekabiliyetleri olan ürünlerini ürettikten sonra; bir o kadar zaman daha (iki kat zaman daha) çalıştırmakla sömürü gerçekleşirdi.
Ya da üretenler mütekabiliyet içinde oluşla yine mütekabiliyet esasına göre bir birimlik zaman içinde üretirler. Ama mütekabiliyete göre yapılan üretimin karşılığı; kişilere mütekabiliyetin karşılığı oluşla dönmez. Mütekabiliyet esasına göre yapılan üretim nasıldı? Bir birim üretirseniz, karşı sektörlerden de toplam da bir birim tüketilecek olan ürün elde ediyordunuz.
Köleci ve kapitalist sistem de mütekabiliyet siz oluş nasıl işliyordu? Sizi daima mal sahiplerine (sisteme) muhtaç olacak şekilde, ihtiyaçlı, eksikli ve etkilere açık olan alçak basınç alanı içinde tutulmanızla işliyordu. İşte bu eksikli tutulma noktasında size dönmesi gereken ürün; hiç bir zaman bir birim olamaz. Size dönecek olan karşılık ürün; eksikli olmakla; sizin hep kontrol altında tutulmanıza yarar.
Bir birim üretime karşı; karşı grubun üretimini yaptığı bir birim ürünün takas olan değiştirme değeri paradır. Para bir birim mısıra, bir birim kundura olukla, karşılıktır. Para bir birime bir birimdir. Üretim karşılığı dolaşımda olması gereken hacimle bir birimdir. Para üretim kadar hacim birim olması gerekir. Kapitalist sistemde bir birim üretime karşı, iki, üç birim üretim varmış gibi para iki, üç birim ürüne karşılık hacme ulaşır.
Ortada iki, üç birim üretim olmamasına rağmen; karşılıksız olarak paranın iki, üç birim para olmakla dolaşımda olması demek; paranın hacminin artmasıdır. Yani üretim, tüketenler kadar; tüketim de üretenler kadar olukla bir birimdir. Pekiyi de bir birim üretim varken; para neden iki, üç birim olur?
Paranın satın alma gücü oyunuyla para iki üç birim olur. Ve üretmeden mal mülk ve para sahibi olup; tüketenlerin tüketimini karşılamak için üretenler üzerinde oynanan oyun nedenle para hacimce artar. Bunu size maliyet ve talep yetersizliği diye yuttururlar. Adına enflasyon derler. Enflasyon ekonominin ya da üretim hareketinin bir sorunu değil, sömürme ve sömürülmenin bir sorunudur.
Av yapmak bir süreçtir. Kolektif oluş bu süreci avlanmak için avadanlık yapma süreci diye parçalar. Gözcülerle geride kalanların güvenliğini sağama sürecine parçalar. Keşif sürecine parçalar. Av yapma sürecine, meyve ot kök toplama sürecine parçalar. Geride kalanların bakım sürecine parçalar. Odun yakacak bulup, sürekli ateş yakma gibi zorunlu süreçlerine parçalar.
Bu süreçler aynı anda olmak zorunda siz avdayken bunlar olmalı. Siz bekçi ya da gözcü iken süreçler bu aşamalarına ayırmaktadır. Sizin dışınızda sizden ve sizin bilincinizden bağımsız olan alan etkisi ile kolektif grubun potansiyel güç girişmesi süreci bu şekilde bir sağlama hareketine organize ediyordu. Bunlar aynı anda bir anda gerçek kılınmakla, kolektif olan sosyal grup size iş bölüşümü yaptırıyordu.
Siz ava çıkarken geride kalanınıza da aynı anda bakılıyordu. Grup merkezi olan toplanma yerinde ateşiniz yanıyor; yiyecek sofranız hazırlanıyordu. Bebeklere ve çocuklara bakılıp kollanıyorlardı. Eğitimleri yapılıyordu. Yine aynı anda toplanma alanının güvenliği; hem yakılan ateşle, hem bekçiyle sağlanıyordu. Bir kişinin aynı günlük süre içinde bunların hepsini bir arada yapması olanaksızdır. Bu zorunluluklarla grup ya da sosyal oluyordunuz.
Her olay, olgu ya da var oluş şekli; hem bir enerji akış düzenlenmesidirler. Hem de yeni bir enerji boşalma türü olmakla "israflı" atık durum gibi olmakla karşımıza çıkarlar. Yani bir olay, bir olgu, bir girişme en az düzensiz dış dünya bağıntısı içinde olurken harcıyor tüketiyor, israf ediyordu.
Yapılan israfa karşın oluşan işin kalitesine (hayata) bakıldığında, hayatla oluşan enerji akışını göz önüne alırsanız; israf yoktu. Ya da israf kaçınılmaz bir meşruiyetti. Yok, eğer enerji entropi olukla kullanılamaz enerji atıklı savurganlık diye düşünürseniz olup biten boş boşuna bir israf gibi yansıyordu. Hatta varoluş o kadar çok israfı göze alır ki.
Varoluş, kendi varoluşunun içine beyin toplacını katmakla ruhsal öznelliğine ulaşır. Böylece, bilen beni ortaya koymuştur. Varlığı oluşan inşa en az enerji kullanımlı düzenlenme olmanın "tutumluluğuyla" yola çıkmıştı. Hayat, zıtların varlığı ve birliği yasası gereği akış yönünde olmaktan çok akışa karşı olmakla yokuş yukarıydı.
Evrendeki temel enerji, çok büyük frekanslarla olan sakalar bir büyüklüktür. Frekans her bir titreşimle her bir farklı enerji düzeyine karşılık gelir. Demir temel enerjinin belli bir düzeyine karşılık gelen sentezdir. Demir vs. böyle olmakla temel enerjinin parçalı durumunu yansıtan masif durumlu bir enerji düzeleninle olan bir durumdur. Temel enerji frekans, hareket, ısı, zaman, mekân, elektrik vs. olukla birçok niceli durumlar olurla belirmedir. Biz hareketi elektrik, renk, ısı vs. olukla yansıtıp bağıntı kılamaz isek bunları anlamanız olanaksız olur.
Kısacası bu çok geniş ve skalar frekansın 4000-7000 angstromlük dilimine karşılık gelen salınım içinde olmanın enerji düzeyindeki görüme tarzına özümleme olmakla; bir hayatla, bir işlevle, bir var oluşla bir enerji düzenlenin şekli ortaya konur. Bir inşanın sadece 4000 angstromlük enerji düzenli işlevi etrafında oluşacak varyasyonları saklı tutarsak; genel anlamda çeşitlenen ve entegre olan bir hayat var bulunamazdı. Var olmak için 7000 angströmün altındaki ve üstündeki enerji düzeylerini kullanımla da, çeşitlilikler var oluyordu.
İşte göz hücreleri bu skalar büyüklükteki enerji düzenli özümlemeyle kararlı olan inşalar oluşmasının sentezi iken, klorofil işlevi de zorunlu olurla, başka bir skalar büyüklük içindeki alan etkili enerji düzen ve düzlemini kullanmakla var oluştur. Ya da hayatiyet bulan enerji; farklı frekansa farklı enerji düzenli özümleme sürecidirler.
Kalıtım malzemesini şimdiki süreç içinde, genelde nükleik asit dizilimi taşıyor. Bu tarz transfer işinin nükleik asit gibi özgün enerji düzeyiyle taşınıyor olmasını görmemiz, bu sürecin kopyalanma, aktarma işinin illa nükleik yolla oluru değil, kanımca. Kopyalama, depolama, aktarma gibi parçalı süreçler geri bağlanım (kontrol) yasası içindedirler. Geri bağlanım süreçleri için asıl olan nükleik asit sentezleri değildir. Geçmişi geleceğe bağlamak; geleceği geçmişin başlangıç koşullarıyla kontrol etmek türü transferdir. Transferler sözle de olur, görsel de olur, elektriklen de olur. Yazıyla, işaretlerle vs. de olur.
Transferler dalga hareketi ile de taşınır. Parçacık hareketiyle de taşınır. Pozitifi olmayanın, negatifi de yoktur. Negatifi olmayanın pozitifi de yoktur. Negatif yönde kaybolan, pozitif polarmayla ortaya çıkar. Pozitif yönde engellenen, baskılanan negatif yönde ortaya çıkar. Firen ile durdurulan enerjinin ısı enerjisi türünden ortaya çıkması gibi
Onun için pozitif olanın negatif olanı, yani DVD olanın nükleik asit olanı ortaya konacaktı. 2600-2800 angström filtre, birçok sentez süreçlerini kesmişse; bunun negatif süreci olukla nükleik asitler ortaya çıkmışsa bu kaybolanın negatifi demektir. Birisi olmayanın, tersi de olmamakla; o şey yoktur. Yokluk denen anlam, akıl dışı ve absürttür. Eğer biz varın yokunu, yokunda varını biliyorsak salt yok, yoktur.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...