Grup temelli davranışlar sonuçta "gruba odaklı" grup yararı olan anlayış ve duygular olmakla; kişinin değil grubun itibarı tartmadan doğan utanma duygusudur.
Bu tutum "mal mülk sahipli, kişisi ahlaki" duygular yerine; "grup duygulu ahlakın" normları arasındadır. Mülkü olan kişi kibre kapılan bir hubris duygusu ile onur bulurken, maldan mülkten yoksun olanlar ezikliğin verdiği utanmayla bir ahlaki duygu içinde olurlar.
Bizler geri bağlanım yasaları üzerine o bağlanıma ilişki imajlardan oluşan duygularımızı da eşletmekle bir bindiriş yaparız. En temel geri bağlanım yasasından birisi gruba bağlılık yasasıdır.
Süreç doğal akış şartları içinde er ya da geç oluşur. Bu demek değildir ki doğal akış önünde hiçbir fren ilişkisi; hiç bir direnççe karşı koyuş olmaz. Aksine sosyo toplumsa süreçler bu konularda çok sancılı çok kes de kanlı olur. Oligarşiye karşı El yapıları, dirençti. Oligarşiyle, oligarşi sentezine karşı da bir önceki oligarşinin kendisi dirençti.
Eski, yeni olmaktan korkar. Bu korkular içine köleci inşa içinde kişinin zenginlik yoksulluk kaygılı statüleri girdi mi; dirençli oluşun kat sayısı yapay olarak artar.
Lugal El Lugal tarzı mal mülk ve meslek sahipliği birleşmesi olan oligarşin yapılar; El tarzı küçük yalıtım içindeki özel mal mülk sahipliği olan yapılar birleşmesiyle oluşuyordu. Yönetim olarak mutlaktan (ortak tanımaz oluştan) yeniden ortak tanırlığın meşruiyetine geçiyordunuz. El tarzı oluşumlara göre bu oligarşin yapılar köleciliği büyüttüler.
"Nemrut gün gelmiş kendisini Allah zannetmeye başlamış! Ve büyük tapınaklar yaptırıp içine de kendi heykellerini koydurmuş" Bu söylem Nemrutlardan en az 3000 yıl sonraki aklın, fikrin, sosyo toplumun, feodal bir El mantığı içinde ki gelişmişlik düzeyi ile söylenmektedir. Bu söyleyişle belirtilen bu tür anlatımlar tarihsel olandan kopan dilin, tarihsel olanı dini bir söylemle ifade etmeleriydi.
Ama dini anlatımlı söylemler içinde belirtilenler de gerçeklikten hareketle oluşanlardır. Anlatılanlar içinde genellikle gerçek öz korunur. Gerçek öze güncel yorumlar ilave edilir. Geçmişin oligarşi sentezlerini bilmeyen, feodal inançlar geçmişin üç bin yıl sonrasının dini mantığı içinde geçmiş birlik ilah temsilcilerini ya Nemrut büyük tapınak yaptı içine birçok heykelini koydu, diye anlatacaktı.
Ya da "insanlar azıtıp sapıttı da Allah diye birçok puta taptı" diyeceklerdi. Bu put heykellerini tapınağa koydular diyecekti. Ve panteon içindeki birçok heykelciği iman gözüyle anlayıp anlatacaktılar. Bunlar tarihsel gerçekliğin üç bin yıl sonrasındaki köleci ve feodal bir toplumun inşa dili içinde ancak böyle ifade edilirdiler.
Bir inşanın İhtiras, görkem için daha büyüğünü yapmak olasıysa da; enerji sarfı ve kullanım gerçekliği bağlamında ihtiyaç fazlasından daha büyüğü veya daha azı, çok çok kural değildir. Bu durumlar sizdeki bu eğilimi kısıtlar.
Söz gelimi İki kişilik savaş arabasını görkemli oluş adına elli kişilik yapmak olasıdır. Savaş ta çok hızlı olma nedeniniz vardır. 50 kişilik savaş arabasının hareket kabiliyeti kısıtlılığı olacağı nedenle siz bu tür savaş arabasının ihtişam diye daha büyüğünü yapamazsınız.
Ama ihtiyaca cevaben büyüyen bir yapıya göre ileri teknik teknolojik koşulları uygulamakla ilk büyük yapıları yapanlar da; geri teknolojiler karşısında bir süre "ihtişam gibi yansımaktan" da kurtulamazlar.
Kodlama hayatın, doğanın, sosyo toplumun; anlama anlatım dili olan mana ilişkisinin temel şekli ve gerçeğidir. Put türü söylemle iletime olan sosyal bir kodlama zamanla birbirinden kopuk, bir biri üstüne birçok kodlamaları içerir. Süreç henüz tam anlamıyla kategori eden süreç durumunda değil.
İşte bugünkü tapıncak biçimli söylenen put kodlaması böyle bir anlama anlatım olmanın günümüzdeki mana sembol şeklidir. Put ilk kişisi sahiplik beratını; kolektiften vaz geçilen feragati kodlayan somut El mana tescilidir. Mana olan soyut mülk tescili söyleyişinin, kanıtla tescilidir.
Put beratla, kanıtla tescil, otoriter bir resmi merkezin berat olan patent tescilini yontu üzerinde kişi sureti olan oyması yapılan biçimle ilişikleyse, aleniyet kazandırılmasının somutluğudur. Böyle bir yontu sahipliği olmayanların, mal mülk ve irade sahiplik ehliyet tescili yoktur ve kişi de kendisini bu tür iyelik beyanlarıyla de açık edemez.
Kolektif olan kişi, kolektif olmayan kişiden çok başkadır. Kolektif öncesi olan kişi de başkadır. Her iki yapı içindeki kişi de biyolojik işleyiş ve madde özümleme süreçleri içindeki kişiler olmakla benzer aynı kişilerdir. Yine bencil oluşu içindeki kişilerimiz de; kolektif öncesi kişi ile toplum içindeki kişimiz de benzer ve aynı kişilerdir.
Ama toplum içindeki kişi, bencilliğini geriletmekle; özgecil olmuştur. Uygar olmuştur. Birkaç on sözcük yerine, on binlerce sözcükle hitap eden kişi olmuştur. Elektronikle, kuantumla; makro olabilen insan olmuştur. Her şeyden önemlisi ve bu tür her şeyi içeren ise kolektif insanın “üreten insan” olmasıdır.
Toplum öncesi kişinin ruhsal yapısı olan özneler dünyasıyla; toplum yapısı içindeki kişilerin ruhsal özneler dünyası başkadır. Toplumun kendi özne ruhlar dünyası vardır. Toplum bunlarla kendi kişileri üzerine belirme olur. Toplumcu ruh, toplumun kişilerine kazandırdıklarıdır. Bu ruhla toplum; kendi kişilerini birincil yapar. Toplum dışında kişinin hiç bir önemi ve birincil oluşu yoktur.
Sevi nedir bilir misin Hena ?
Bir an dediğin; uzay mı, zaman mı?
Sen mi ben, ben mi sen demeden
Zaman ve mesafeye bakmak gibi
Bizim ile iki alakadır bir sevi
Köleci sistemin açık vaat olan zihniyet söylemli, düşüncelerin gerisindeki gizli olanı, kafasının arkasında olan düşüncesi neydi? Hiç kuşkusuz ki köleci ilişkilerdir. Kutsanan, açık olan, adalet diye söylenen sözcüklerin altında güdülen ve sürdürülen amaç köleci ilişkilerle olan sömürünün devamıdır.
1-İslamı vaz edenlerin (İslam’ı ortaya koyanların) şehirlerin anası dediği "ummul kura" sözcüğünün “cürüm alanı” kabilecilik ve kabileci etniklikten öteye gitmeyen bir anlamdı. Bundan ötürü bu vaz edilişin ortaya konduğu alan çok çatışmalıydı.
Nerdeyse tek geliri kervan (tüccar) soygunları ve bir tür ganimet geliri olan (tedip-saldırı-keşif-korkutma yıldırması olan) seriye saldırıları nedenle alanın içi çok kaoslu olan bir durumdu. Yarımada da vekaleti peygamberlikler cirit atıyordu. İşte böyle bir durumda şehirlerin anasını oluşan alanın çevresi içinde, kaostan kaçınıp, düzenli enerji salınımları olan bir yapı içine geçilmek isteniyordu.
Yazınsal alan içinde yapılan çalışmaların, bir sosyo toplumsa belleği ve bir de kişilerin kendi duygusunu yansıtma belleği vardır. Bu tür çalışmalar en az bu iki kategoriyi yansıtırlar. Bu tür çalışmaların bu tür iki kategoriyi yansıtmalarının "yanı sıra" üçüncü bir kategoriyi de yansıtmalıdırlar.
Çalışmacı yazarlar iki kategorik konunun kendi çalışmaları içinde yansıtılması kadardan daha azını üçüncü tür konu ile kendi çalışmaları içinde özgün ve özgür yoğunlaşır olsalar da çalışmacıların üçüncü tür konuyu kendi çalışmaları içine daha bir önemle almalarıyla eserleri kapsamında nispeten bilgiyi ve güncel aktivasyonları da içertir olmaları şarttır.
Bu özellik benim okuduğum şiir ve şairlere de aradığım bir özellik ve dikkattir de. Değilse çala kalem yazılan biçimsellikleri olumlu çalışma olarak görmeyip, bu alanın dışındaki her bir çalışmaları bir hobi olarak görmek olasıdır.
Doğa, keyfe keder çok özel istisnaların olasılığını değil, girişen sürecin “olağan boşluklu tanecikli özel istisna” durumlarıyla olasıydı. İşte kolektif sinerji böylesi girişen ortam boşlukları içinde lak dedikçe et luk dedikçe su bulmanın olanağını ortaya koyan ilk ve şimdilik tek yalıtımlı ortamıydı. Üretim yapacak bir öncellik içinde hazır enerjiyi vermek, entegre bir kolektif alan bağıntısı içindeki çevrimin özelliğiydi.
Kısacası ilk üretim hareketi başlarken “ne kadar ekmek o kadar köfte” ya da al sana köfte ver bana ekmek demenin arz talebini oluşmanızın, öznel bilgisi, özel bilinci ve özel arz ile talebi yoktu. Ya da ilk başlarda sizin köfte sunmakla ekmek ürettireceğiniz bir eğilim içinde olan dünya yoktu.
Üreten üretenin açlığını onun ürettiğinden anlıyordu. Ağaçtan düşen ağaçta düşenin halinden anlar olmakla iletilecektiler. Ama bu iletime üretenin arzı ile ve üretemeyenin de talebiyle ticaret ya da kâr yapma biçiminde oluşmayacaktı. Hiç beklemediğiniz bir süreçle bu iletilme olanağı takasa dönüşecekti.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...