Enerjiyi tutmak istiyorsanız yalıtıyordunuz. Yalıtma git olana karşı geldi. Kaçmak, kopmak isteyeni tersten alan etkisi ile tutmaktı, yakalamaktı. Mahkûm etmekti. Hep aynı geri beslenmeli doğal ilkenin, türlü durumlarla belirmesi ile karşı belirme çelişmesi içinde eylem ve durumlar doğuyordu.
Nasıl manyetik akı azalan elektrik akımına karşı onu tersi yönden, onu devam ettirecek yönde etki ortaya koyuyorsa; aynı manyetik alan devam eden elektrik akımını da yine onun tersi yönden onu durdurmakla bir etki ortaya koyuyordu. Yani devam edeni durduruyor, duracak olanı sürmesi yönünde devam ettiriyordu.
İşte aynı mantık, türlü türlü yollarla karşımıza çıkmakla türlü türlü yollarla bir etki tepki süreçlerine dönüşüyordu. Aynı durum içindeki enerji dolumla olduğu yerde boşalma eğilimi ile kaçmakla, dolmakla artana karşı azalan enerjiye; dolmakla çok olan çoğalan enerjiye karşı azalan enerji ile tepki koyuşu enerjiyi yalıtacağı bir yalıtkan bariyerle durduruyordu. İletme gibi yalıtma da bir özdeksel özelliktir. Dolan enerji duran enerji ile tutulmakla yalıtımlıydı.
Fazla vurgu yapmıyorum diye ters süreçler mütemadiyen ve sadece iki yön hareketi içinde keskin olmayabilirler. Yarı açık kapıdaki, açık olanla kapalı olan durum arasında açık, yarı açık, yarı kapalı, dörtte bir açık, beşte bir kapaılı gibi konum durumlar süre durumun türlü türlü niceli durumlarıyla olasıdırlar. İki zıtlık arasında, türlü renk tonları frekans skalası gibi birçok görünüşle olan enerji durum alanları vardır.
İniş aşağı bir durum, iniş bitmeden bir süre dümdüz gidebilir. Bir ara engebeyi oluşan sürtünmeler içinde tökezlemeler, sıkıntılı yürümeler oluşabilir.
Hatta bir dağın yükselen sürekli boyutu, kendi içinde iniş aşağı alan bitmeden, ara ara kısa fasılalarla iniş çıkış yapmanın kesikli süreklilikleri içinde olabilir.
Sürekliliği içinde sizinle hayat olmayanlar da hayattır. Altı milyon yıl öncesinin evrim koşulları içindeki hemcins insanımsılar; üç milyar iki yüz milyon yıl önceki koşullar içinde yoktu diye, üç milyar iki yüz milyon yıl önceki oluşumlar hayat değil miydi? Kuşkusuz ki hayattı.
Kendi dışınızdaki sürekliliğe, hali hazırda devam edene, devam ettirene göre insan gibi tırtıl gibi tekil kişi, birey olmakla hayatı sürekli kılan, hayatı devam ettiren süreç vardı.
Siz, kesikli sürekli olmuş bireyin ölmüşü ile sürece verdiği katkıyı değil de kendinizdeki birikmiş olan evrimsel gelişmişliğe göre onlara hayattan değil diyordunuz. Şimdi bu söylemlerin anlaşılması biliyorum ki yine çok zorlaşacak.
Tıpkı makro dünyadaki kısıtlı bir iniş ve çıkış alanı içinde olmalarıyla birbirini kontrol eden iniş ve çıkışların, direnci nedenle kontrol süreçleri tersine döner. Bu tersine dönüşlerle düğüm kavşağında karar alan süreçlerin üstdüşümleri aynı anda birlikte ve bir aradadırlar. Kendi kendisini organizeyle Dissipatif ve kendisini yenilemeye yönelik, kendini yaratmakla otopoiezidirler.
Üstdüşüm olanların her birini birbiri ile olmak dışında tutuyorsunuz. Birbiri olmak dışında tutmakla siz üstdüşümü (üst üste durumu) birbiri ile ilişkin ligi olmayan birbirine ilişkin ligi oluşmamış gibi olan bu duruma sizler hayat değil diyorsunuz.
Makro alemde iniş ve çıkışın oluş gerçekleşme süreleri aynı andadırlar. Bir eylemle inilirken, bir eylemle çıkılır. Bir eylemle ölün ürken diğer eylemle doğulur. 500 M bir çıkış 500 M bir iniştir. Çıkışın zamanı inişe göre uzundur. Neden? Alan etkisinden.
Hayatın da kendisine özgü bir çekim yasası vardı. Bu çekim yasasının adı birlikte yaşama (eşleyişle simbiyoz yaşamaydı). Büyük olamıyorsan büyüklüğün etkisine karşı birleşerek büyük olma. Yardımlaşma. Zıddı olma gibi alan durumlardı. Bu süreçler belli bir birim zamanı daha küçük parçalı süre durumlar kılmanın umulmadık avantajıydı.
Yalıtımlı bir inşa içinde parçalı bölüklü olan hayat, dış fonundan ayrıldığı evrensel bütünlüğün eksiğini; bütüne doğru olan imge ve eğilimini, dıştan birlik yapan organizmaların bu tür simbiyoz yaşam biçimi ile sağlıyordu.
Dıştaki olup bitenin girdisi yapılırken hücre zarının tepki koyması, kendi seçme ayıklamasını yapması karşısında yapılan bu tür tekrar ve çevrim yapan süreçlerin tekrarlarını öğrenen baskı ve yansıması vardı. Yansıma karşılığı sitoplazma içinde birçok çelişkin durumlardı.
Toplumsal işlevleri oluşan her bir kurum, kuruluş, iş dalı gibi süreçleri içinde toplum da basit analojilerle kurgularsak bu formasyonlarıyla toplumu sentezlerler.
Toplumsa yapıdaki bu toplumsa kurum, kurallar ve iş kolları da toplum sal yapıyı adeta hücre içi organ eller gibi toplumu işlev durum içinde kılıyordular. Hem de bu toplumsa yapılar hücre içi organ eller gibi kendisinden öncesinin öznel nesnel birikimli birçok dizilimleri içindeydi.
Şu andaki düzlem içindeki canlılıkta nasıl her hayatın bir klorofil hücre organeli yoksa bu gibi bağıntılarla toplum da hücre gibi organizma dışında ama organizmalar arasında bir tür üzerinde hayatın bir parçalı durumlar düzenlemesiydi (manzumesiydi). Kişiler dahi kolektif birim zamanla bu düzenlemenin adeta eş görevli organel analojisiydiler.
"Her can ölümü tadacaktı"; kendisi yaşamadığı halde halk folkloru içinde gözlemsel bir söz.
Unutmayınız ki, inşamız içine giren özdek ve diğer özdek, özelliği olan doğa kuvvetleri; 13,8 milyar yıl önce başka bir evrenin uzantısı olarak dönüştü.
Yani başka şartların ürünü olmakla yola çıkan özdeki inşa şimdiki halimize kadar evirilmişti. Yani ne Dünya ne evren ne de hayat; bizim için değildi. Bizim için evirilmemişti. Aksine biz bu evrimim ürünüydük.
İşlev durumlar hayatın ayak sesleriydi. İşlev durumların başında zıtlıklar gelir. Yani işlev durumların başında tersine süreçler gelir.
Tersine süreçler birbirini belirleyen, birbirini durduran birbirine eğim olan birbirini azaltan etkilerin yanı sıra aynı etkiler birbirine eklenip birbirini devam ettiren, birbiri üzerine modüle olup bilgi taşıyıcı salınımlı olan süreçler ters süreçlerin belirme ve yansıma bağıntı özellikleriydi.
İşlev durumlar olmasaydı hayatın ne ayak sesleri duyulurdu ne de ayak seslerini duyacağımız olası hayat sal durumla olmayacağımızdan, haliyle şimdiki hayattan haberimiz de hiç olmazdı.
Hücresel düzlemde hücre içi simbiyoz yaşam kendi avantajını ve de dezavantajı beraberinde getirmişti. Hücre dezavantaja rağmen simbiyoz yaşamla hücre; "hücreyi, hücre birim zamanına dönüşen hızlanmasıyla hücreye olağan üstü bir yetenek kazandırdı.
Simbiyoz yaşamın getirdiği bu avantaja karşın özelleşen ve özel bağıntı durum içinde olan hücre kendi başına tüm kendi hayat sal olaylarını gerçekleştirme işinden vaz geçmekle hücre; simbiyoz dezavantajı göze almıştı. Hayat olmuş bitmiş bir donanım değil, içte ve dışta sürekli yen donanımlarla olmanın evrimiydi.
Yani simbiyoz yaşam ya da kolektif hücreli yaşam, bir hücrenin hiçbir zaman yapamayacağı umulmadık yepyeni bir yetenekti. Bu durumda simbiyotik yaşam tekil hücrenin daha önce yapabildiklerinden de bir feragat ve kısıtlanmaydı.
Kimi organların iflası ve ölümü esnasında eğer öyleyse kimi doku organ ve hücrelerin geç ölmesi kapsamında geç ölenlerin içinde beyin de vardır. Ölenler karşısında dakikalar ve saat ölçeği ile beyin kısa bir süre sağ kalacaktı. Bedene ya da entegrasyona ait vücudun parçalı ölümü söz konusuydu.
Ölümler karşısında kısa süre sağ kalan beyin, ölüm anını yaşamadığı halde yaşıyor gibi olacaktır. İlki beyin fiili ölmemekle ölümü yaşamış olmayacak. İkincisi ölümlerle beyinin arasındaki bağlantı kesilecekti. Bedene ait durumların tümü arızaya maruz kalacağından, beyin kör ve sağır olarak felç şekilde sağ kalacaktır. Bu durumda beynin yaşadıkları, çevresi ile kopan bağ nedenle, yaşananlardı.
Bu an içinde beyin artık organın ve organların beyni değildir. Olası çalışan yerden gelen veriyi değerlendiremez bile. Beyin vücudun sağlığı içinde bir entegrasyonun ilişkin ligiydi. Beyin bu ilişkindik içinde beyindi.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...