Kolektif alanın üzeri özelleştirmeci parça ilişkilerin mana söylemiyle örtülmüştü. Muhtaçlıkları içindeki kişiler bu mana gücü içinde belirtilenlere göre davranıyordu. Kolektif alanlı gerçek ilişkilerin yerini yapay sanal ilişkilerle imliyorlardı.
Bu imlemelerle kolektif emek gücü, kolektif alanda çalışmak yerine, mülk sahibine çalışmaya ve mülk sahibinin mülkü içinde rızkını aramaya dönüşmüştü! Kolektif hafızalı bilgi inancı ve imanlı bir hafızaya dönüşmüştü!
Mülk çekimli dizaynı anlayışa göre kişi aç kalıyorsa, mülksüz ise, rızkını arıyorsa; bu ilahi takdirdi. İlah söylemi burada ilahlıktan çıkmıştı. İlah: meslek bilir, meslek icra eder, meslek öğretir bir üreten grup gücü olmaktan çıkmış “mülkün sahibi irade olmuştu”. Yani ilah şimdi El rızkul El malikti.
Kişilerin kolektif kapasiteden ve kolektif kapasite sağlaması içindeki aldığı paylarından yapılan birçok eksiltmeler mülkü ve mülk sahiplerini, yoksul kişiler gözünde sanal bir yanılsamayla büyütüyordu.
Bu yanılsama kişilerin kolektif bilinci yerine, kişilerin takdiri eksiğini bilmesi ve eksiğini takdirli iradeye boyun eğme üzerinde tamamlar olma bencilliğini öne çıkıyordu. Kolektif paydan yapılan eksiltme işi kişileri mülke ve mülk sahibine doğru eğim ettirdi. Paydan eksilme demek birilerinin rızkının artması demekti. Bu tuzak mülk sahipleri tarafından bilinçli yapılan uygulamaydı.
Kolektif alan sağlatması temel gereksinmeleri karşılıyordu. Temel gereksinmelerde yapılan eksiltmeler, çoğunluğu kolektif kapasiteden yoksun kıldı. Kolektif kapasiteden yoksun kalma işi kolektif kapasiteyi elinde tutan mülk sahiplerine karşı muhtaç şekilde olmanın düzenlemelerini öngörüyordu. Bu kadarı tuzak bile insanı insana kul, köle yapıyordu.
53 / 46 d
Yine burada, beş parmağın beşinin de eşitsiz olmasıyla ortaya konan yumruk, avuç, kol gücü gibi farklı farklı hünerler ve farklı enerji durumları önemliydi. Bu enerji durumlardan biri de eşitsiz beş parmağın tek tek her birinde bulunmayan bir kol gücünü (kolektif gücü) ortaya koyması önemliydi.
Çeşitlilik, hüner, eşitsiz durumlarla olasıdır. Kulak kaşımak için baş parmağın girmediği yere eşitsiz bir çeşitlilik ve eşitsiz bir maharet olan serçe parmak girer! Beş parmağın “el kapsamı içinde” sağlama yapmayacağı söylenir mi?
Parmaklar öznelerdi. Parmakların her birinin farklı ve eşitsiz becerilerle olması; iş birliği yapması ve iş bölüşümü yapan öznelerin bileşen özellikleriydi. Her bir parmağın ayrı ayrı eşitsiz yetenek içinde kendi ihtiyacı kadar “enerji tüketmeleri de” özneleri birbirine dayanıştıran “ortak özellikleriydi”.
46 f
Emek ve emek gücünüz kolektif bir alan içine de bir değerdir. Emek ve emek gücünüz kolektif alanda komu kaynakları ile girişmekle verimli ve bağıl enerjilidir. Rızk diye dağıtılanlar kolektif kaynaklar ya da kamu kaynaklarıydı.
Kamu kaynaklarının üretim ve tüketim gücü girişmesinden yoksun bırakılan kesimler, emek güçlerinin karşılığında (çalışmaları karşılığında) mülk sahibine teslim olurlar. Dini söylemle mülk sahibine sığınmış olanlar “ben teslim olanların ilkiyim” diyerek iman ve inanç deklarasyonunu açık açık ilan ederler.
47
Her bir kolektif alan kişilerin fiziki kas güçlerinden oluşan rast gele davranışlarını senkronlu bir bileşim bağıntısı içinde olmaya tabii tutmuştu. Kolektif alanlar rast gele olan kişisi kas güçlerini yardımlaşan güç birliği içinde birleştirmişti.
Emek ve emek gücü kolektif alan içinde ortaya konan bir anlama, anlatım ve sistem bağıntısıdır. Tekil kişi eylemleri içindeki çaba ve gayretlerde emek ve emek gücünden bahsedilmez.
Emek ve emek gücün de "karşılıklı bir taahhütle transfer enerjisinin bulunuyor olması, emek ve emek gücünü "kendilik gayretlerden" ayırt eder". Emek ve emek gücü kolektif alanlı bir nitelemedir.
Kimi ilahi grup temsilcileri sırayla yönetime gelseler de sırayı iç sinmeyip kolektif gücün kullanımını yitirmek istemiyorlardı. İlahi dönemin sonuna doğru bu türden vehimleri içinde olan ilahlar, güç zehirlenmesine uğradıkları bu vehimle "kolektif sahiplik" yerine "kişisi sahiplikle"; "kolektif gücü" tümden kendi ellerine geçirmeyi, yönetimlerini sürekli kılmayı düşündüler.
Böylece kimi ilahlar nefis denilen bencilliğe yenildiler. Kolektif sahiplik olgusu içindeki düşünce kişisi sahipliğe doğru parçalanıyordu (indirgeniyordu). Kişisi mülk sahipliği demek; kolektif iradeyi ve kolektif yapabilirliği ve yaptırabilir ligi ele geçirmek demekti.
Bütün planlar ve hayaller kolektif sahiplik içine açılacak olan "mülkün sahipliği" düşüncesi üzerineydi. Mülkün sahipliği düşüncesi üzerine kurgulanan mülk sahibi söylem ve eylemleri bu anlama uygun olarak açılan yeni alanın içinde söze, fiiliyata dönüşecekti.
İlahlar daha mülk sahibi olma tuzağını kurma süreci içindeyken kişileri kolektif paydan yani kolektif üretim gücünün yararlanıcı haklarından yoksun kılmayı hedefliyorlardı. Avcı hemcinsimizin bu türden köleci koşullu ortamları henüz ortada yoktu ki gasp ederek eksilttiği asgarileri kişilere; tekraren sadaka, zekât olaraktan geri verebilsindi.
Yavru bakımı yapma yansımalarıyla olan ilk sel ortam içinde güdüleri giderilmiş kimi öznelerde, bin yılda bir "yardım eğilimi" görülebilir. Bu türden bir "yardım eğilimi" kişilerdeki zorunlu güdülerin etkisi ortadan kalktıktan sonra ancak yardıma dönüşüp düşünülebilecek bir empatidir (iç görüdür. Duygudaşlıktır).
Bu türden bir yardımlaşma empati hareketi düzenli olmayıp her zaman başka-başka fail hüneriyle ortam da görülebilir. Kaldı ki bu türden yardımlar yalıtım koruması içinde olmamakla inşaca organizasyonlardaki gibi sürdürülür değildiler.
6
Feodallerin kendisi için kâr, ticaret kazanç dediği olay, faiz oldu mu kâr kazanç olarak anılmıyordu bile! Çok sıkışılırsa söyledikleri kâr değil kâr payıydı. Pes doğrusu. Sistem nasıl tıkır tıkır işliyor görüyor musunuz? Ne nesnellik var. Ne ölçü var. Ne inşa temeline referans var. Sadece günü kurtaran, efendi yararını gözeten soyut ve keyfi bir söylem vardı
Para adamlığı olan Mamondu burjuva, feodal beyleri (mülk sahibi El’ li), kâr karşılığı para vermenin, esiri etmiştiler. Ticaret, kâr yapma, işini bilme, boğaz tokluğuna emeği sömürme gibi eylemlerle insanı aldatıp soyan köleci sistemin kazancı yerine konan şimdiki yeni "kâr" mantığının adı, faizdi.
Lümpen sınıflar genelde tarımcı ve çoban olan feodal efendilerinin; burjuvazi elinde (şimdilerin faizci-tefeci dedikleri efendiler elindeki) faiz kıskacı altında inim inim inlemeleri nedenle bu alışverişe "faiz" demiş ve faize karşı çıkmışlardı. Şimdi köleci lümpenlerle burjuvazi lümpenleri karşı karşıyaydı.
Sistem bir kere inşa olduktan sonra özne ve özneler inşa mantığını, üretim mantığını, kolektif aklı ve kolektif kapasiteyi hıfzederler. Koruma eğilimiyle bellekte tutup saklar. Özne veya özneler saklanan bilgiyi yeniden ve yeniden ortaya koyar.
Özneler inşanın oluş seyrini kısmen ya da tümden hıfzederler. İnşa seyrini kısmen hıfzeden ya da hiç hıfzetmeyen özneler, kolektif depo hafızaya ulaşır.
Bu hıfzı durumdaki kişiler ancak şimdiki gibi köleci bir sistemi, köleci bir ahlak üzerine veya köleci öğüt üzerine inşa eder olurlar. Kolektif bilinç olmadan bırakın inşayı sürdürülebilir köleci inşa da kurulamaz.
Kolektif alanın ağırlık merkezi yüksek basınçtır. Ağırlık merkezinin çevresel yüzeyi de düşük gerilimli indirgenen nötr alandır. Nötrlük kişisi yetenek ve kişisi ihtiyaçlarla bozulur ve kolektif alana doğru yükseltgenir. Yüksek potansiyelli kolektif alan da kişi ihtiyacına kişi yeteneği dirence göre indirgenir.
Kolektif alan içinde yüksek basınçla, alçak basınç arasına; kolektif bir güç direnci konur. Kurallar, neyin nasıl ve nice olacağı gibi kolektif akla dek amaçlı eylem ve düşünceler. Yani modülasyon direnci konur.
Modülasyonları kolektif işleyişe tabii olduğunuz ortam ile her bir kişiler bu bilgiyi taşır. Yani kişilerde ve kişilerin dışındaki ortamda kişiye kolektif bir modülasyon etkisi vardır. Sizi kolektif göreve çağırır.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...