Bir şeye göre salt olan ana eksen durumu başka bir şey için aynı benzerlikleriyle salt değildir. Yani salt olanın boşluk devinmesi olan içerikleri de, farklı farklı olmaktadır. Evrensel tümeliniyi salt kılsak bile evrensel tümelini, kesikli sürekli durumuyla bir karar olamamaktadır.
Güç kendi tümel durumu içinde ısı, basınç farklı girişmeler oluşuyla, firen etkili vs. türü niceli oluşların kesikli sürekli zıtlıklarıyla, akış yapmaktadır. Böylece varoluşlar ve girişmeler daha çok ve akıl almaz denli çeşitlilikte olmaktadırlar. Enerji oluş saltsa, enerjinin niceli oluşuyla; özel bağıntılı giriştirilen süreçleri de, kesikli sürekli durum olmakla salt değildirler. Anne ölür. Anne salt değildir. Kesikli sürekli birbirinin yerini alan çocuklu akışta, diğer annelerin varlığıyla, anneye göre annelik, saltıklığa dönüşür.
Bu kesikli sürekli oluş ta, salt gibi olanlar bir başka bağıntı ve girişmenin ön referanslarını (belirleyen) durumu oluşmakla o şeyin salt durumunu oluşmaktadırlar. Başka deyişle, kendisini kesikli sürekli yapan durumların akışına göre annelik olan sürecin ömrü anneye göre uzun olup, bu türden ileri akan imleyenler (geri beslendirenler) bize salt algısını verirler.
Köleci sistem içinde paylaştırma işi şartlı yeterli nedenli yükümlülüğe göre pay edilmezler. Köleci ilişki günümüzde dahi kendi paylaştırmasını bambaşka nedenlerle aldatan put oluşuyla, size pay ettirirler. Günceli sistemdeki ürettirme sürecini paylaşma işi içinde size, ali cengiz oyunu oynanır. Sizleri emek gücünüze göre çalıştırırlar. Ama payınızı verirlerken ancak iş gücünüz karşılığı olabilen payı verirler.
Geri beslenin yasasına göre şartlı yeterli nedenin zorunlu oluşu sonunda üretilen şeyler paylaşılırken; şartlı yeterlilikle olması gereken ortaklaşmayı yapmazlar. Paylaşma aşamasında süreç ortaklaşışla bağ ve bağıntı olmaktan çıkar. Eşitsiz, sömüren paylaştırma birden özel mal mülk edinmenin (rızk olarak verilmenin) kira, irat, gelir kutsallığına dönüşürler. Ortaklaştıran bağ ve bağlaç; üretim işi sonrasında kırılır.
Yani köleci sistemde emek gücünüzle üretirsiniz, ama emek gücünüzün değil de, iş gücünüzün karşılığını alırsınız. Şartlı yeterlilikle üretilen şey 5 saatlik iş gücünüzün karşılığı olması gerekirdi. Oysa asgariden 24 saatlik çalışmayla sınırlı olan emek gücünüzün karşılığına dönüşür. İşte olan biten kızılca kıyamet koparan sömürü noktası burasıdır. Bu, “artık zaman” olaraktan fazladan çalışılan zamandır.
Kişiler yavaş yavaş kendi parça kalıp bilgilerinin bağıntılarını birleştirecektiler. Parçaların birbiri ile olan iletime bağlarını kurup, aksamların eşgüdüm dediğimiz koordinasyonlarını kuracakdılar. Bu koordine ile bütünlüğün dinamikleşmesi sağlanacaktı. Öznellik şahlanacaktı. Öznellik; İleride pusu atma denen durumuyla, bizlerin zekâ düzeylerimiz olmasıyla, ortaya çıkacaktılar.
Dini ve imani argümanların, genel duruma götürülmesi; ya da genel durumdan kimi çıkarımları yapılan anlam ilişkilerinin; dini imanı özel durumlara doğru getirilmesi işi, sosyal sürecin işleyişi ve doğanın işleyiş diyalektiğinin içindedirler. Yani geri beslenin yasası, kendisini ileri süreçler içinde bile genel ya da özel bağıntı referans noktalarına göre ayarlatır. Süreç böylesi bir devinme sürecidirler.
Dini ve imani argümanlar da, her şey gibi kendi dışlarındaki bu öznel yasalara uymak zorundadırlar. Bu o sistemin doğru olduğu anlamına gelmez. Doğru işlediği anlamına gelir. Siz, işleyişi olan boşluk devinmesinin içini, bu devinmelere uygun oluşuyla dolduruyordunuz.
Benci ya da bencil var oluş, "en az dış dünya ilkesi" içindeki bir "yalıtımla" belirim verdi. Bu belirim içine aldığının tasavvur edilemez kadar daha çok kısmını dışta bırakmıştı. En az dış dünya ilişkisi dıştaki enerji çevrimli bilinci kendisi kadar bir kısıtlılık içinde kendisiyle birlikte içe almıştı.
Böylece yalıtım, kendisine büyük baskısı olan dış dünyanın kaosundan az çok kurtulmuştu. Yalıtımlı ortam, bu yalıtım içinde kendi enerji düzenli süreçlerini ortaya koymuştu. Bu durum o yalıtımın bilinci ve korunan yasasıydı. Bu yalıtımlı ortam inşası dış dünya ile çelişen bir diyalektiğin, zıtlıklarıyla var olan bir inşaydı.
En az dış dünyaya sahip olmanın yalıtılması; dış dünyanın daha fazlasını, daha çoğunu daha büyüğünü vs. yalıtımın dışında bırakmasıydı. Bu çelişme de yalıtım içindeki daha azın; yalıtım dışındaki daha çoğa (benin-ben olmayana) eğimiydi. Ya da daha çok olan dış dünyanın daha az olana (yalıtımlı ben olan bencil bilince) tazyik yapmanın (basınç yapmanın) baskılar efektiydi.
Ortam ve çevre
Ortam farklı farklı belirmeler olduğu gibi aynı özelliğin niceli durumlarıyla da doludur. Nicelik birbirine göre bir baskı, basınç, firen ilişkisi veren yansıma ve bağ ilişkisi girişmesidirler vs.
Sıcaklık, devinim, kısa- uzun, az-çok, mekân, zaman, yükler vs. bu niceli durumlardandırlar. Biri değişir diğeri olur. Ya da kendi üzerine ve çevre etkileşimi içinde biri diğeriyle eş zamanlı vardır.
Demek ki çevre, kabaca; azın çoğa, çoğun aza; büyüğün küçüğe, küçüğün büyüğe, uzunun kısaya, kısanın uzuna; sıcağın soğuğa, soğuğun sıcağa; yoğun olanın az yoğun olana doğru, için dışa, dışın içe doğru vs. türünden olan niceli durumlu eğilimleridirler.
Örneğin dış olan yüzeyin iç olan hacme göre iki kat boyutla artması dış yüzeyin iki boyutla değişken olma çelişkisine karşı; için üç boyutlu üç katlı değiştiricileriyle değişken olması karşısında oluşan bir baskı, basınç, direnç belirmesi girişme ve girişmeme eğilimini aynı anda oluşur.
Üç kat ilişki ile beliren durum, iki kat ilişkiyle beliren duruma boşluk doldurma devim olanağı olurken bir çekim ve yer açma belirmesidir. Yine aynı anda iki kat durumla beliren olanak durum da hacme karşı yer darlığı olmakla itilme olacaktır. Bu için dışa; dışın da içe olan eğilimidir. Bu eğilimler nedenle unsurların birbirlerine olan bu zıt durumlu baskı basınç etkileşimi kadarla unsurların birbirine karşı tavır ile yönelen bir alan etkili durumları ile vardırlar.
Ortaklık demek (sosyal demek), tek durum içinde oluşun yabancılaşması, dışlaması yerine; kişilerin birbirine yaklaşması, kişilerin birbirine paydaş bileşen olmasıyla yakınlaşmasıdır.
Bu nedenle toparlarsak sosyal olan zamanı, mekânı, değer yargılarını ve yaşamı ortaklaşmadır. Ortak oluşun gerçek harcı aşağıda da sayılan bir kısım örnekler gibi birçok alanların içindedir. Alanlar içinde kolektif miraslı, kolektif birim zamanlı, kolektif güç bileştirenle ortaya konan yoğun paydaşlıktır.
1-Çevrenn alan etkisini ortaklaşmadır. Aynı çevre etkisine uğramanın (maruz kalmanın) bilincidir.
2-Anlama anlatma kalıpları olan işaret dilini ve söz dilini ve aralarındaki iletişim dilini ortaklaşmadır.
Bir değişme içinde değişmezlik; bir değişmezlik içinde de bir değişmenin olması, zorunludur. Bunlar birbirinden ayrılmaz bağıntılı yansıma oluşlarıyla durumlar olup, var-yok ve kesikli sürekli özel bağıntı olurlar. Gücün özü budur. Zaman böyle akar. Devinme böyle oluşur. Kavramlar da böyle oluşur.
Aitlik: şahsi olan temel gereksinimleri, yardımlaşarak ortaklaşmayı grup özeğinde karşılamayı; kurucu ve kutsal kılmanın bir mudi (emanet, güvence bırakır) oluşudur. Aitliğin kendisi bir güçtür. Güden güç, yani boyun eğilen güç olmasıyla kişiseldir. Kurucu (müesses) ve inşacı güçtür. Bu güce ram oluş kişidi gereksinimleri, sizin de katkınızla o aitlik içinde sağlatılmayı sizlere ortaklaşa sorumluluk kılmaktadır.
O aitti bütünlüğün bir parçası olmanın kod açılımı içinde temel gereksinimleri karşılamanın yanında öz olarak aktif, bağıntılı eylem birliği vardır. Eylem birliği size ait olan bir tek olan yanında birlikte olandır.
Bir düne küserim
Bir güne.
Sevda gibi eserken
Define bulmuş ser zade arzunun
Haritası gibi seni ezberletişine
Ve cennetin insanı
Gözünü açmış
Hava, Adem'e sözünü saçmış
Yasağı bilmişti
İnsanın kaderinde vardı
Kaderine yürürken




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...