Kişiye göre kişinin kendi gayretleriyle kişinin besin bulması ve kişinin güvenlik önlemleri içinde olması kişinin yakınsadığı bir yönelim ve eğim alanıydı. Çevrenin kişiye süreklilik algısı var. Kişi besin bulurken ve kendisine doğru olan tehdidi savuştururken çevreyi kesikli parçalı süredurumlar entegresi yapar.
Kişinin çevreye yönelimi ve kişinin diğer kişilerden kaçınması hayatta kalmanın kendisine doğru olan alan açmanın yakınsamasıydı. Bu yakınsanan alan içinde kişinin besin bulmada, tehdide karşı koyma gayreti zorluklara tabi olmakla enerjinin yokuş yukarı durumu olmakla ıraksanan durumdu.
Kişiye göre yakınsama ve ıraksama seçiciliği olan alan, diğer kişileri tehdit gören bir ıraksamaysa da Kişideki dış çevreye yönelme, dış çevre tehdidinden kaçınma eğilimi diğerlerinin de aynı kuvvet etkisine uğradıkları bir eş yönlülük senkronuydu.
İstihsal nedenleydi kolektif yararı
Her bir özgürce aldığı kararı
Eğer varsa; aç, açıkta kalmamaktı zararı
Üreten totem mesleği ile yoktu infak
Ne vardı özneliyle şeytan ne de nifak
Üretim gücünden gelen
Katılımcı toplumdan yana
Karşılıklı transfer emekten bana
Üreten ilişkiler üzerinde sana
Aitlik ilkin katı yalıtımlı bir alan ile az çok düzenli ve kontrollü enerji salınımı veren bir sağlatan kolektif hareketin içinde olmaydı.
Aitlik ikinci aşamada yine sağlatan yalıtımlı bir alandı. Ancak yalıtımın katılığı ilk duruma göre az biraz esnemişti. Ve bir alan içinde kolektif sağlatanla olmayı üretim ilişkisi ve üretim hareketi üzerinde dönüşmeydi.
Aitliğin kolektifçe belirlenen temelleri üzerinde kolektif oluşa ağırlıkla ve sıkı bir katılım sorumluluğu vardır.
Rüzgârın, rüzgâra karşı yürüyen, koşan kişi üzerine de farklı; duran kişi üzerine farklı bir alan yüzey etkisi vardır. Aynı rüzgârın, aynı rüzgâr alanı içinde koşan kişi üzerine olan etkisi koşmayı durdurmak isteyen alan etkisiydi. Direnç veya dirençsizlik eylemlinin alan yönüne bağlı bir davranışla belirir.
Eylemli kişi alan yönünde hareket ediyorsa rüzgârın etkisi, eyleme eklenir. Eylem esen rüzgârın alan yönüne göre zıt bir durumla gerçekleşiyorsa; rüzgârın o eyleme karşı koyan, o eylemi durduracak olan karşı bir direnç etkisi vardır. Bu durumda rüzgârın alan etkisi kişinin eylem enerjisinden çıkarılır.
Rüzgârın alan etkisi kişinin eylem direncinden fazlaysa o eylem durur. Hatta rüzgârın etki kuvveti, eylemli kişiyi; kişinin eylem yönünün gerisine doğru sürükler. Yani rüzgârın esiş yönü, alan yönüdür. Kuvvetli olan rüzgârın alan yönü kuvveti, alan yönüne ters olan eylemi alan yönüne doğru sürükler.
El; kolektif alan gibi üreten derinlikle hacim sel, üç boyuttaki boşluk devinmeli eylem alanlarının içine yerleşti. Üretim alanı ve üretim gücü sahipliği söylemiyle ve eylemiyle ile kendisine hareket alanı açtı. Böylece El ‘in mülk sahipli, üretime bağlı boşluk devinmeleri içinde asalak oluşu, bir yangıyı oluşacaktı.
Yağmur suyunun, çukur alan ve hacimleri doldurması gibi El de mülkün sahibi olmakla açtığı hareket alanların içini takdir etme iradesi ile söylem ve eylem gücü ile doldurmuştu. Sistem dışı anlayışla ve sistemin geri beslenim koşulları içinde olmayan yaklaşımlar sahipliğiyle sistemde muktedir oluyordu.
El kendisine tanınan, kendisine biat edilen bu muktedirce tutum içinde mal sahibi olmakla takdirde bulunan efendi ile maldan yoksun, boyun eğici kulluğu ortaya koymuştu. El in içinde olduğu hareket alanı, takdir etme yetkisi ile boyutlanmıştı. Bunun her ikisi de kolektif alanın gücüydü.
El yarattı. El verdi. Takdir olan gelir başa vs. demek en temel öğrenilmiş çaresizliğin göstergesidir. Gerçek ve temel işleyiş içinde olmayan çaresizlik, aksine kolektif oluşun kendisi çaresizliğe çare olmakla kişide olamayan kolektif güçtü.
Kolektif durumlu gücü, kişisi duruma indirgemekle ve kolektif gücü kişide aratma yanılsatmasıyla her çaresizlik göstergesi olan öğreti, gelenek, görenek ve yaşanmalar, DİN olarak söylenip vücuda getirilip vaaz edildi.
Böyle olunca tüm dinler ağız birliği etmiş kişisi tamahça düşünce ve fiil karşısında "Ben takdir ettim. Rızkları ben verdim. Kaderleri ben belirledim. Mülkümden payınızı ben belirledim. Size takdirden daha fazlası ve daha azı yoktur" diyecekti.
Geçmiş te tekil yaşamlı grup eğilimli süreçlerin yardım ve paylaşımının en az durumdan yardım ve paylaşımın tedricen daha pozitif bir tırmanışa geçtiği zamanlarda kişiler, şimdiki kolektif kuvvetten ve kolektif güçten yoksundu.
Yani totem dönem öncesinin hemcinslari kolektif havuzun kapasitesi olmadan çok kısıtlı bir yetenek kullanıyorlardı. Elbette El bu dönemlerde hiç yoktu. Olamazdı da. Her şeyi bilen El bu dönemleri bilmiyordu da.
Aslında El ismiyle tezat olmanın imgesiydi. Bilmez ama bilir. Gücü yetmez ama yeter. Adaletsizdir ama adalet timsalidir vs. İşte bizler şimdiki El ‘i o bilmediğimiz tüm zamanların da El 'i olarak konuştururuz.
Dahası her bir dinler geçmiş totem dönemin ve ön ittifaklı dönemin kardeşlik bilinci olan mirasın hafıza uzantısına dayanakla "kendi müminini, müminin kardeşi yaparlar". Dinler mümin kardeşliği ile totem kardeşler ve ön ittifaklı ilah kardeşler hafızasına gönderme yaptırırlar. Bu mantık sosyolojik bir tekrar ve yeni yorumdur.
Erken dönem kardeşlikleri temas etme, dokunma, birlikte yaşam ve ortak anı oluşturmayla; hepsi biri, birinin de hepsi olmanın kardeşliğidir. El mantıklı kardeşlik inanç üzerinde soyut absürt, kardeşliktir. El mantıklı kardeşler erken dönem kardeşleri gibi yaşama, gerçeğe dayanmaz.
Köleci mantıkta ön ittifaklardaki gibi “insan kardeşliği” yoktur. “Mümin mümine kardeştir”. Efendi ile köle kardeş değildirler. El ‘in deyimi ile “efendi ile efendinin elinin altında çalıştırdıkları bir olur mu?” Köleci mantıkta efendiye itaatte kardeşler kulluğu vardı.
Kolektif yapıların ancak ve ancak kolektif yetenekten doğan; kolektif birim zamanlı alan açmaktan kaynaklı; bağsan bir üreten ilişkisinin tanecik boşluk devinmeli hukuku vardı. Hukuk burayı dolduran difüzyonlardandı. Değilse eşitliğin kaynağı, kişisi yetenekle, fizikle, biyolojiyle, mülkiyette eşitlik ile ilişkili değildi.
Bugün kullanılan android telefon kolektif birim zamanlı kolektif yetenekle ortaya konmaktadır. Kişisi yetenekle kullanılıyor. Kişiler, kişisi yetenek ile eşitlenmiyordu. Aksine ortalama ve soyut bir kolektif yetenek ekseninde olmakla, kişinin ihtiyacına, yeteneğine göre tüketen bir pay almasında eşleşiyordu.
Doğanın beşinci kuvvetinin toplumsal kapasite, toplumsal yetenek, toplumsal akıl ve toplumsam devinmeli alan açma olduğunu bilip, düşünüp; bellemedikçe; bu kuvveti anlamak olanaklı değildir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...