Tırmanırken gerinizde iniş bırakırsınız. Giderken gerinizde aynı anda dönüş yolu bırakırsınız. Yaşarken (tırmanırken) mutlaka ölü olduğunuz bir an (iniş anı) vardır.
Kuantum yasalara göre yaşayan anınıza, ölü anınızın eşlik etmesi; ölü anınıza da yaşayan anınızın eşlik etmesi gerekirdi. Makro boyutta diğer an varken anın biri, diğer an nedenle gözükmüyordu (kayıptı).
İp üzerinde bir cambaz düşünün. Cambaz ip üzerinde yürür ama cambaz ipin çevresini dolaşamaz. Fakat bir karınca bir böcek o ipin çevresini çok rahat dolaşır. Size kapalı olan boyut karıncaya olasıdır.
Temel değerler paylaşımı içinde olukla hiçbir işin nitelik ve niceli farkı diğer işe üstünlük değildi. Temel değerler paylaşımı içinde olan organize işler sonuç yarar olan hayatı yaşatan işler olma bağlamında ortaklaşışla olan işlerdi.
Bilim, bilgi üreten koşulları daha kolay daha paylaşma yapmakla kas gücünü en aza indirgeyen kolektif güç içinde olmakla hayatı yaşatan kolektif etki olmakla herkese göreydi. Bir tarağın üretilmesi, manikür pedikür vs. gibi kullanım ve tüketimler yaşamın kalitesi olukla gerekliyse de “ kolektifi oluşan, hayatı yaşatan ve sürdüren mutlak değerli paylaşım” değildiler.
Toplum bunları düzenlemede sömüren bir baskı ve basıncı ortaya koymadan, mutlaka değil ama isteyen herkese farklı mesai ile farklı kullanım ve tüketimim düzenlemesi içinde olabilir.
Totem mesleklerinden ötürü ön ittifaklı, üreten ilişkiler içindeki ilahi grup kişilerinin bir toplum içinde ne yapacakları bellidir. Koyunu gütme, koyunu kırpma, koyunu sağma, koyunun sütünden süt ürünleri elde etme gibi süreçlerdi. Koyunyününden yün eğirip, dokuma yapma gibi işler temel şablon işlerdi.
Üreten ilişkiler dışındaki insan kişilerinin ve köleci sistem içinde de kölelerin; üretim yapar olmaları dışında da bir yaşamları vardı. Kölelerin boğaz tokluğuna olur çalışmaları dışında kendi sağlamalarını, tüketip; yaşantı aştığı toplumsal alan dışında zar zor da olsa; bir de kişilerin sosyal evlilik alanı daha vardı.
Yaptıklarını, olup bitenleri düşündükleri, sosyal ilişkilerini ayarladığı; dünyayı yaşantı aşmaya çalıştığı groteski olmaktan az çok çıktığı; birbirini gezip ziyaret ettikleri birbirine konuk olup anılar hikâyeler anlattıkları, adabı muaşeret öğrendikleri; dostluklar kazanıp dostluklar kaybettikleri bir yaşam oluşun; özneler dünyası vardı.
Kolektif irade, üreten irade ve toplumsaldır. Kolektif olan ön ittifaklar özel mülkiyetçi köleci sistemle beraber parçalanmıştılar. Bu parçalanma içinde her biri bir yerler sahibi olan El ve birçok El’lerle, mal mülk sahibi oldular. İlk başlarda El; bu tarz kaynağı belirsiz malın (kaynağı ön ittifaklı kolektif zenginlik kolektif birikimler olan), mülkün temsilci olan irade olmakla; ortaya konan mana anlayışıydı.
Hâlbuki kolektifin sahipliği içinde olan malı mülkü EL kendi üzerine zimmet etmişti. Böylece ön ittifaklı üreten ilişkiler girişmeli grup emekleri denkliği içinde olan alan etkisi düzenlemesi yerine köleci sistem mal sahipliği girişmeli; sahipliğin ürettirmesi oluşla süreç alanını düzenlenecekti. Sinear bölgesi köleci tevhit etrafında Sümer adıyla henüz bir birlik oluşturmamıştı.
Bu aşamadaki üreten ilişkiler alanını mal sahipliği üzerinde düzenleme işini; kerametlisi de kendisi olukla, kendisinden icazetli birçok bay (bey) erki olan El oluşturmuştu. El; mal mülk te benim. Malı mülkü olmayan kişiler de benim diyor; üreten ilişkileri düzenliyordu. Henüz emek sahipliği olan mal mülk dışında her şey benim demiyordu.
Kolektife oluş bir tarih bilinci olan diyalektik bilgidir. Sosyal, toplumsal ve öznel oluşun ortaklaşan güç dediğimiz kolektif hareketin üzerinde başlatıp süreç ve inşa olmasının türlü aşamaları içinde bu güne gelmesi bilincidir. Kapitalizm dahi hala bu bilincin eseridir.
Doğada yapılan ilk sağlama hareketi kolektif sosyal bilinçtir. Kolektif sosyal bilinç giderek grup gücü ve grup bilinciyle kolektif totem meslekli üretim harekettir. Gruplar arası totem meslekli kolektif üretim gücü; yeni bir grup kolektifi içindeki entegrasyonla ön ittifaklı üretimin kolektif sentezidir.
Yani üreten ilişkiye gelen ve üreten ilişkiyi ortaya koyup bugün de yarında sürdürür olanı kolektif bilinç, kolektif sahiplik ve kolektif üretimdir. Süreç bu referansa geri bağlanımla değişmeler verip adaletini inşa etmelidir. El Malik’in böyle bir referansı olmamakla adaleti de geri bağlanım referanslı diyalektik bilinç değildir. Bu nedenle El adaleti insana ve insanın üreten bilincine, insanın kolektif hareket içinde oluşuna bir yabancılaşmadır. El Malik; malik oluş üzerinde (ürettirme, üretim aracı ve üretim gücü sahipliği üzerinde) ortaklar tanımaz. Bu üç somut olgu El malik ile soyut bir ihsan oldu.
Aklım, fikrim
Varoluşu sorgular
Bilmeyi mutluluk bilir
En akıllı deli sevdam
Beni sensizliğe alıştırma
49
Ve bizler kaldıramayacakları kolektif yükü kişiler aileler omuzuna yüklediğimiz halde bu gerçek karşısında bile kişilere iyi ahlaklı ol diyorduk. Tüm mesele bu çıplaklıkta olmakla, buydu. Bunları kolektif tutum içinde çözümlemek yerine biz kişilere iyi ana baba olacaksınız diyorduk.
Doğrudur kişiler iyi ana baba olacaktı. Ama kolektif yükten olması gereken sağlamaları üslenerek iyi ana baba olmayacaktı. Kolektif sisteme zıtlaşan köleci sistemle sana taş atana ekmek at; diye erdem öğretisini pekiştiriyorduk.
Dikkat ediniz köleci sistem size taş atılıp atılmamasını sorgulatmıyor. Yoksulluk sorgulayıp açıklamıyor! Doğrudan konuya giriyor. Sanki taş atılması zorunluymuş, yardım almanız zorunluymuş algısının bilinç altı göndermesi karşısında sizi ekmek atmaya, iyilikle güzellikle yardım yapmaya çağırıyor!
50
El mantığı kolektif işleyiş üzerinde kişisi sahiplik iradesiydi. Bu irade ko-lektif iradeyi susturmuştu. El mantığı başta olmayandı. Ama başta ola-nın yerine kondu. Ne getireceği ne götüreceği hesaplanamayandı. Bi-linemeyendi. Gerçek olanın yerine kişi özneli anlayış ve anlatımları ko-yan tuzak söylemlerdi. Ancak vaatleri ile kişilere cazip gelen anlatım ahitleriydi.
El ile yapılan ahit demek, kolektif irade yerine özelleştiren kişi sahipli iradeyi koymak demekti. Kolektif sistemi enfekte etmekti. Kolektif mülk, kimi kişilerin mülkü olmuştu. Sahipliği olmayanların yoksulluğu açlığı sefaleti ortaya çıkmıştı.
Sefaleti olanlar çalışıp ürettiği halde sırf kolektif üretim aracı sahibi ol-mamaları yüzünden insan bin bir hal içindeydi.
51
Dahası köleci yabancılaşma içindeki yaklaşmaz lığın analitik düşünceden yoksun yobazlığını sürdürmek için "cenneti anaların ayağının altında" sayan zorlama ve güzel söz oluğun söylemleriyle bu anlayışlarımızı bir iyice pekişiriz.
Neden analık babalık hakkı vardı? Bu hak nereden geliyordu? Doğal ve verili düzen içinde üreme, yavru bakımı ile kısmi bir tür bilgisi aktarma işi ortaya koyan duygu içinde de bu tür hakkın ve böylesi bir iyi ana iyi baba olma türü anlayışın temeli, hiç yoktu.
İşte biz de köleci öğreti içinde sınırları belli olan, somut olan, iyi ana iyi baba olma gibi köleci öğretili adresleri belli, bilinen bu tür köleci temel durumları kendi kendimize şiar yaparız. Düşünmek için, analiz yapmak için bu şiarı kendimize referans ederiz.
52
İşte temel referanslar bunlarladır. Doğurma, doğurtma, üreme, yavru bakımı, kendisini tekrarlama ve görüleni tekrarlama temel referanslar içinde görülendi. Ama temel referans içinde iyi bir evlat olma iyi bir ana baba olmanın yetişme ve yetiştirmesi içinde olma yoktu. Kolektif yüküm, köleci sistem içinde ana baba omuzuna yüklenirken iyi ana iyi baba olma diye ajite edilerek yansıtılmıştı.
Üstelik köleci sistemde her şey satın alınıyordu. Bilgi de satın alınıyordu. Sefalet içindeki ana baba satın alamadığını istese de iyi ana baba olukla evladına veremeyecekti. İyi ana babanın satın almadan evladına vereceği iyi analık ve babalık şuydu; Kendisinden çalınırken, kendisine yalan söylenirken iyi ana baba evladın kendisine; hırsızlık yapma. Yalan söyleme, denmesi içinde olacaktı.
Yani iyi ana babanın parasız alacağı şey köleci öğretiydi. Dindi. Kısaca ne kimse ben hayırlı ve iyi bir evlat olacağım diye doğar. Ne de kimse iyi bir ana baba olmak için doğurur ve doğurturdu. Tüm bunlar doğuran, doğurtan ve doğanların bilincinden ve istemesinden bağımsız durumla zorunlu olarak toplumsal etki nedenle vardır. Köleci ortamda kişileştirildi.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...