Genel olan alan etkisi ile özel olan alan etkisini ya da genel olanla, göreceli olanı ayırmak; farkına varmak gerekir. Özel olanlar da görece bir seçicilik ve seleksiyondurlar. Havanın soğukluğu, yer çekimi gibi alan etkisi çevredeki her şey üzerine bir baskı basınç olmakla “genel bir alan etkisidir”.
Çevrenin genel benzerliği içinde benzemez iliklerin de bir baskı ve basıncı vardı. Ya da çevrenin genel benzemez ilik içinde benzerlikler vardı. Bu benzerlikler çekimiydi. Ya da benzerlikler içinde benzemez olanların itmesiydi. Kısaca alan etkisi çevredeki olgu, olay, süreç ve her bir var oluşlara farklı farklı etki ve yansıma olmakla bir benzerlik seçilimi de ortaya koyuyordu.
Bu seçilim nedenle benzerlikler çekme birikme ve kümelenmeydi. İtme, ayrılma ve seçilmeydiler. Kısaca benzemezler arasındaki benzerlikler, ‘aitlikti’. Aitlik duygusuydu. Sosyal oluşun birinci adımıdır. Ben nerden geliyorum? ben neyim? Ben neye aitim? demenin groteski anlaması böylece benci aitlik duygusu ve aitlik dayanışmasıydı. Aitlik duygusu bir yapı inşa biçimi değildir.
Bir etki ve bir iş, oluş türü sonuç ortaya koyan anlamın kendisi, o ilişkileriyle akışta olurdu. Her enerji biçimi her durumla bir sonuç ortaya kor ama inşacı bir iş oluş ve sonuç ortaya koymaz. O ilişkilersen yansıma bağıntısı içinde olmayan sanal enerji türü de sonuç ortaya kor ama bizim anlam edeceğimiz bir inşa ile düzenli bir iş oluşun nedeni ve sonucu değillerdir. Her bağıntı kendi ilişkin ucu ile çekilir zıt uç ile itilir.
Bir gerçeğin ilişkin sanal anlamı içinde olmayan enerji düzenleri o gerçekliğin asalak var oluşudur. Sömürü böylesi sanal ilişki tipi olmakla üreten emek üzerinde asalaklığa dönüşür. Yani sömürü üretim hareketinin nedeni değildir. Sömürü üretim hareketi üzerine çöreklenen insan mantığının sömürü yönünden akış veren sürecin sömürü düzen ilişkisi kılınmasıdır.
Üretim hareketi ne kâr yapmak için ne sömürü için var değildir. Sömürüyü de kârı da üretim hareketi içinde sonunda çekip alsanız; lav etseniz dahi insan yarın yemek için buğdayı, giymek için kundurayı, hastalığını tedavi için ilacı vs. üretmek zorundadır. Görüyorsunuz ne kâr ne ticaret (tüccar), ne sömürü, üretimi üretim yapan neden ve asıl olan olması gereken hiç değildir.
Etkilenme yoluyla oluşan tepkileriyle benzer ortak özellik gösterenler alan içinde benzer davranıyorlardı. Benzer tekrarların çevrimini yapabiliyorlardı. Bu bir seçilimdi (seleksiyondu). Dıştaki sosyal olucu ilk seleksiyon bu tür seçilimle kümelenmedir.
Alan etkisini (alan efektini) ortaya koyan temel belirleyiciden biri açlık gibi olan ihtiyaçlarınızdır. İhtiyaçların karşılanması enerji sağlamadan geçer. Enerji sağlar olmanın yolu beslenmedir. Günümüze gelen süreçte beslenme eylemi üretim nesnelerinin üretilmesinde geçmektedir.
Beslenme nesnelerinden elde edilen enerji; barınma, korunma, güvende olma duyulama, amaçlı eylemlere yönelme, dinleme, anlama, konuşma, düşünme mana ortaya koyma gibi diğer İhtiyaçları karşılanma ihtiyacına dönüşmektedir.
Böylece önce sağlatan ve sonra üreten kolektif yapı ile beraber hemcinsler sosyo toplumsa düzenlemenin gücü etrafında bir alan etkisi ortaya koydular. Güç alan etkisi ortaya koyuyordu. Alan etkisi güce katılıyordu. Hemcinslerimiz bu alan içinde sosyalleşti. Toplumsallaştı. Uygarlaştı. Hemcinsler giderekten üreten bu alan içindeki, üreten ilişkiler girişmesini, üretim hareketleriyle de bağdaştıran sosyal anlayışları içinde insanlaştılar.
Alanın yönü, kâh kolektif üreten ilişki içinde olmanın yönü ile sosyal sağlatmayı ve üretim ilişkisini ortaya koyucu, sosyal duygudaşlığın alan yönüne göreydi. Kâh özel mülkiyetçi yapı içindeki mülk sahiplerinin mülk hakkı nedeniyle paylaştıran olmaları, yöneten olmaları nedeni ile oluşan “bu öznel ve keyfi olan alanın yönü, kolektif ilişkiler modülasyonu üzerinde sistemi enfekte etmeye ve sömürü yapmaya” uygundu.
İstismarcı nedenle, istismar edilmelerinin bilincine varan üreten kolektifi güç, zaman zaman sömüren alan yönüne göre zıt bir yön direnç akışını veren sömüren irade akışına göre ters yönde çatışmacı bir akımı da oluşturuyordu. Bu dirence emek ya da üretimden gelen gücün, sahipliği ortaya koyan güçle mahsuplaşması denecekti. Yeni dil sömürü ilişkili çatışmacı dildi.
Tarihi süreçte inşaca olan kolektifin malına el koyucu türlü mütegallibelikler sonucu yaşanan efendi-köle ilişkili ikili bir sürecin arasındaki boşluk devinmeli mücadele, yeni bir mücadele alanını ortaya koymuştu. Bu alanın bir ucu mal mülk ve irade sahibi efendilerdi. Bu uç yüksek basınçlı uç olmakla enfekte eden, ezen, etki eden, karar veren ve sistemi yöneten, gaspla meşru olan bir alan gücüydü.
Efendi köle ilişkili bu alanın diğer bir ucu edilgen uçtu. Maldan, mülkten yoksun kölelik emek gücü temsilcileriydi. Alçak basınçlı uçtu. Bunlar günümüz şartları içinde emek gücünü satanlardı. Ezilenlerdi. Pasif olanlardı. Her an emre amade muhtaçlıktılar.
Bu çelişkin iki uç arasındaki alan içinde oluşup girişen olayların, yüksek basıncın baskısına karşı koyan her bir dirençle olan mücadelesine demokrasi mücadelesi denmişti. Direnç ve demokrasi kişi sahipli mütegallibe sınıfa karşı oluşmuştu. Sömüren güce karşı oluşmuştu. Zorba sınıf kolektife ait üretim gücü ile üretim araçları üzerindeki kolektif sahipliği hileli meşruiyetle sahiplenen baskıya karşı doğmuştu.
Demokrasi bir mücadeleler tarihidir. Kişisi mal mülk sahipliği gibi bir alan gücünün ortaya konması üreten inşacı bir yapının ürünü olmayıp yapının gelişmesinden epey sonra muktedir olucu eğriliği gözeten düşünmenin zor kullanmasından ortaya çıkmıştır.
Demokrasi mal mülk ve üretim gücü ile üretim araçları sahipliğinin ezen, zor kullanan gücene karşı direnç olarak doğmuştu. Zor kullanan gücün bir kendisinden kaynaklı kendi üzerine kendi etkimeli direnci yani fren etkisi vardı bir de karşıtı olan üreten kolektif emek gücüyle girişmesinden ötürü direnç koyan firen etkisi vardı.
Mülk sahipliğinin mülkünde çalıştırabilmek için emek gücüne köle gücüne (şimdi robotlara yani yine kolektif gücün ürünü olan akıllı robotlara) ihtiyacı vardı. Yine mülk sahibinin kendi servetine servet katması için emek gücünü sömüreceği bir kula (köleye) ihtiyacı vardı. Bu da kölenin ürettiği değerden köleye yarın yeniden çalışma yapması için zorunlu bir pay verişti.
Hayli gelişen ön ittifaklı sürecin içindeki kimi insanlar kolektif sahipliğin akışını tersine bir hareketle, kişi sahipliğine çevirmenin eylem ve mana anlayışını tartıştırmaya ve tartışmaya yönelici yeni bir mana oluşun düşünce ve uygulama alanı içine girdiler. Bu yeni mana alanı sahipliğinin tavrı, kolektif alana kaybettirerek kişisi kazanmanın ana esasını ortaya koyucu anlama ve anlatımların mana düşüncesiydi.
Tersten çevrim ile kolektif sahiplik olanı, özel mülkiyet sahipliği yapmanın unuttuğu bir şey vardı. Özel mülkiyet yapılan her şey, kolektif emek gücünün eseri olmakla ancak ve ancak kolektif oluşla, kolektif bir süreçten sonra ortaya konan geçmiş, ilk oluşla biriken değer ve zenginliklerdi. Köleci tutum kolektif değerlerden sapıştı. Bunun yeni ahlaki yansıması kolektif zenginlik içinde, kolektife göre olan genel yararın, genel değerlerin ve özgeciliğin kaybolmasıyla yitirilen şeyde anlaşılacak olan tek şey de ERDEMDİ. Tarih boyunca 35 bin El hem bu ihdası ortaya koyacaktı hem de bu ihdas sonunda yitirilen erdemi düzenlemeye uğraşacaktılar!
Edem, kolektif ligini yitiren kişilerin kolektif bilinçle, kolektif güçle kolektif iliğin içinde olmasından kaynaklı durumlarıyla, kolektif ligin kişilere yansıyan özgecil bir kolektifi olgunluk içinde olmasında ön ayakla depreşecekti. Kişi yalnız kaldığı köleci sistem içinde yiten kolektif değerleri nedenle; köleci sistem içinde kolektif hafızadan hatırlanıp, bilince yansıyan kolektif değerlerin olası olduğu kadarla mücadelesini oluşan depo hafızadan kaynaklı kolektif ruhlu davranıştı.
Bu akla ziyan istismarcı mantığa GÖRE sanki karın doyurmayı var eden de bizi kıpırdatan da aynı enerji gücünün büyülü dönüşüm bağıntıları değildi. Halbuki karın doyurmayı var etmek demek akış içinde besine dönüşen enerjiyi, kişiye topluma, toplumsal harekete dönüşmekle yine bir enerji ve devim olan kıpırdanmaydı.
Beslenme ve besin enerji akışı içindeki enerjinin bin bir tür dönüşme yolu içindeki değişme yollarından sadece biriydi. Siz enerjiydiniz. Beslendiğiniz şey de enerjiydi. Enerji (besin) zaten dışta vardı. Kimse size rızk diye vermiyordu. Bunların enerji düzenlenim süreçleride devim ve hareket kıpırdamasıydı. Bu süreçler enerjinin niceli durumlarıyla kesikli sürekli devim olmasıyla birbirine bağıntılı olan olgu ve olayla zaten zorunluydular.
Yani sizin rızk dediğiniz besin ne lütuftu ne sizin içindi. Zorunlu olandı. Unutmayın siyona bakteri meyva yemekle beslenmez (enerji dönüşmez). Sülfürlü bileşiklerde besin ve enerji düzenli enerji dönüşme yollarıdır. Beslenme değişme dönüşme ve eylemdi. Enerji varsa, akış varsa, meyve de var. Siz de varsınız. Akla hayale gelmeyen şeyler de var. El kıpırdatmasa üretemezdiniz demek, berhavadır.
Kısaca köleci sahipli mantıkla ortaya konan El türü mana anlayışına göre yapılan anlama ve anlatma kalıplı süreçlerin kendi anlamsal meşruiyetçe söylenişi içine giren özel mülk sahipli tutkular haldeki borsaya katılmanın vaadi gibi çok cazipti.
Cazip olmak (çekicilik) aklı işletme, akla seslenmeden çok bencilliğinize ve bencil tutkunuza sesleniyordu. Ne tür bir anlamın anlatımı içinde yükselirseniz, diğer yandan anlatım zıddı olan karşıtları da alçalır. Akılsızlığınız ve akıl perdelenmeniz böylesi durumlarda yükselen yere yapılan vurgular nedeniyle oluşur.
Yani bencil cazibeye yoğunlaşırsanız. Cazibenin çekici olmayan zıtlığına karşı az çok ya da geçici bir süreliğine veya aklınız başınıza gelene dek kadar çok daha uzun süreler boyunca, olumlu tarafı yükseltilen anlamaların olumsuzluğuna kapanırsınız. Düşünmenin alan yönü yükselen cazibe eğimi üzerinde, akışçı olur.
İletkenlik (akışlı oluş), yalıt kanlık ve di elektrik; kendisi enerji olan enerjinin çeşitli enerji düzenli niceli durumlarla belirişinin, birbirine bağıntı girişme durumlu enerji düzenleri içinde olan bu yansımaları özdek sel özelliklerdendi. Bu yansımalar nesnel oluşla, akan enerjiye dek büyülü olan enerjinin nesnel kurallardırlar. Enerji bu nesnel ve kesikli sürekli olan bağıntılarsan ilişkileri nedenle büyülüydü.
Bizler bilerek ya da bilmeyerek alan etkisi nedenle bu yasa kurallara göre taat, itaat etmenin zorunluluğu içindeyiz. Bu taat ve itaat anlaması içinde yasa size “bir yalıtkanla izole edilmemiş iletkendeki akan enerji sizi çarpar” diyorsa bunun aksi olası değildir. Bunu kimse dilemiyordu.
Eşyanın (enerjinin) tabiatı (ırası- ana karakteri) böyle. Bu temel düzlemle beliriştir. Bu böyle. Bunu bu durumla kendimize referans edip, bilinenden bilinmeyene yol alacaktık. Buna göre ön deyiler ortaya koyup sınayacaktık. Var oluş ta, bilgi de bir girişme türü olan deneyden gelirdi.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...