Ön ittifakı sürece gelindiğinde totem dönem anlayışı giderek artan önemde etkinliği gerilemeye başlayacaktı. Totem dönemin sonunu getiren süreç; üreten ilişkilerdir. Yapılan gruplar arası ittifaklar, totemin üstesinden gelip; yapamayacağı bir süreçti. Totem yol, yalın ve yalıtılmış olan izole de dediğimiz gruplar inşası üzerine olan bir mana devinmesiydi.
Totem meslekli üreten ilişkilerin gelişmesi giderek totem grupların arasında yapılan ön ittifaklarla, totemi olan sosyal işlevini bitirmiş oluyordu. İlahi olan sosyal işleviyle yola devam ediyordu. Bu bitme işi bıçakla kesilir gibi olmakla ortaya konan bir işlev bitirme değildi. Sosyal olaylardaki bu kabil süreçler hiç bir zaman böyle birden bire bitmezler.
Totem; yalınlık üzerine olan söz ve davranışların değer yargılarını kotarırken; süreci gruplar arası sentez aşamasına kadar getirmekle totem; sentezi değer yargısını ortaya koyamazdı. Totemin inşa çapı buna yetmezdi. Böyle bir şey totemin kendi eliyle kendi ipini çekmek olurdu.
Artık mamondu sahiplik olan köleci mülkiyetçi alanda temel oluşla iki tip biz vardı. Birincisi özel malı mülkü olanların yapı dayanışmasına "biz" diyen bir manaydı. İkincisi mamondu sahipliğin mal mülk gibi rızk (kader-kısmet) olan paydan vermedikleri kesimlerin kendi aralarındaki yoksulluk olan yapı dayanışmasına “biz”, deme vardı.
Mal mülk iyelikle olan süreç giderek Mamon da denen birincilerin "biz" demeleri içinde istemedikleri kadarı malın mülkün zimmetiyle, himmet etmeleri vardır. İyelikle olan süreç oturmaya başladıkça himmet etme işi zenginlikle, fakirlik arasında gözü açık oluşun ikamesi olacaktı.
Gözü açıklar, iki sınıfın arasında rüşvet, hediye, irtikâp gibi yeni bir soyma ve soyguncu tutumu oluşturacaktılar. Bu yeni bir ikinci asalak tabaka olmakla lümpenlikti. Mamon himmetli anlayış ta, bu lümpen yapı içinde dilencilik gibi yeni bir asalaklığın doğmasına neden olacaktı.
Bu değer yargılarına karşı gelmenin bedeli eski anlatımdaki tufanın yeni anlatımda karşılığı olan su basmasıyla söyleniyordu. Kral Ziusudra inanırı olmakla, eşitsiz mülk ediniş biçimine iman eden kişi (sözleşme eden kişi) ve Ziusudra’ya boyun eğen kişi şakirtler; bu boyun eğen imanlarının karşılığında Ziusudra ile birlikte su boğmasından kurtulur oluyorlardı. Bu yansıma köleci “kurtuluşçu dinlerin” doğması olacaktı.
Geleneği (meşruiyetleşmes) olmayan mülkiyetçi süreç kendisinin meşrulaşmasını bu şekil hikâyeleştirmeler üzerinde faş ediyordu.
Bu tarihsel sosyo-toplum ve düşünce evrimini bilmezsek Hristiyan dünyası içinde var olan kiliselerin bakire Meryem'ini ve kutsal doğumlarını; şarlatanca anlatmalar dışında bilmeniz olanaksız olur.
Lümpenleşme, mal mülk sahipliği ile maldan mülkten yoksun kölelik arasındaki boşluk içine kendisini modüle etmiştir. Sınıflar arasına modüle olan tabakalar, her iki keskin sınıf arasındaydı. Tampon işlev olmakla her iki sınıfın keskin basınçlı etkisine karşı direnç olup kendi varlığını ve varlık ortamını korumak isteyen lümpenleşmeydi.
Mamon’dan zimmetli olanlar, aynı zamanda himmet edenlerdi. Mamon kimi kez ezen ezilen çatışması karşısında öfkeye gelip kızıyordu. "Bunca himmetimiz rağmen mi, hala mı şükretmiyorlar? " diyordu. Gazaba ve öfkeye gelip; “nankörler” bile demekle sövecekti. Neden nankördüler? Mamon’un mal mülk dağıtma iradesine ve bu irade yüzünden köle olmaya; sadakaya, dilenciliğe mahkûm olmaya karşı çıkıp; çalışmalarının karşılığını istedikleri için!
Mamon nedense şükredilmesini pek istiyordu! Ezilen isyankârlara; "siz hala şükredenlerden, (köleci düstura) iman edenlerden olmayacak mısınız? " diyordu.
Bu yazı bir uygarlığa bakış yazı dizimin içeriğinde olup ta, yayınlanmayan kısımlardan birisidir.
Şimdiki süreç; sizin gerinizde olan süreçle, içinde olduğunuz konjonktür girişmeli süreç bileşimidir. Bireşim; geçmiş olanla haldeki yeryüzü efektli süreçlerinin ortam karılaşması girişmeli bireşimdir. Haldeki sentez sizi geliştiren süreç olmaları nedenle geçmişle çelişirler. Frenlenirler ve seçme ayıklamaları yapılır.
Yani totem dönem, atalar deneyimi oluşun uzak geçmiş anıları (arkaikti) olmakla gerilerinde gelen tek yanlı bir süreçti. Bu nedenle totem yapı, atalar deneyimine sıkı sıkı bağlıydı. Şimdiki deyimle, totem dönem de sıkı bir muhafazakârlıktı.
6. yüz yıl Arap Yarımadası klik bir tarihi yaşam dilimi oluşla gelenekleri bağlamında, neredeyse özel sosyal yaşamlı insan gruplarının faunası olma durumundaydı. Özel yaşamlı insan faunaları; bir kesim sınıfın ticaret yolu ile ticari girişmelerinin karşılaştığı kültürleri, bu izole duruma getirip az çok eklemlediler.
Ne var ki ithali olan kültürler karantina yaşamlı bu duruma; uzun vadede pek bir etki edemedi. Bu fauna petrolün üzerinde oturmak kadar çok çok zengindi. Ama üzerinde oturulan şey kullanılamıyordu.
Kadınların çok eşliliği, soy totemciliği, panteon sergiciliği vs. gibi bir yığın konularıyla çoğu gelenek, tutum ve yaşantılımaları bağlamında Arap Yarımadası; kendilerinden önceki 2000’lerin adeta sosyal jurassic Parkı durumundaydı.
İşte Sevgili Muhammed'in asıl işi buydu. Ticaret yoluyla gittiği gördüğü sosyo toplumsa yerlerle kendi aralarında çok fark vardı. Çelişki tıpkı Afganistan'la ABD arasındaki sapma ve kırılma açısı gibiydi. Aynı düzlemde bağıntısı olmayan, Jurassic Parklık! Ortada dönüp duran tersliği günlerce; aylar ve yıllarca; hem kendi kendine hem de diğer kişilerle mütalaa etmişti. Duruma, emsallerinden daha çok angajeydi.
Durum şuydu İç Araplar sanki millet olma, devlet olma, vs. gibi örgütlenmeler ortadaymış gibi davranıyor olmanın sosyo-toplumsa olan kurumlaşıcı gelenek göreneklerini taşıyorlardı. Lakin kurumlaştırıcı gelenek göreneğin üst bağıntı ve örgütlenmesi yoktu. Millet, devlet olmaktan yoksunlar. Bir ortak maliye dahi kuramamışlardı. Ama bir yandan da sanki millet devlet olmuşluğun siyaseti, görgü ve göreneği ile sahnedeydiler.
Yani İç Arapların durumu yalancı bir gelişmişlik kültürünün baharıydı. Bir kere cumhuriyet seçme seçilme işi değildir. Araplar çadır reislerini seçiyorlardı diye ve birbiri ile aşiretler arası meşveretleri de vardı diyerek, Arapları cumhuriyetin beşiği yaptınız mı, bütünlemeye bile kalamazsınız.
Seriye kültürü düzenli devlet ve imparatorluk kültürleri karşısında verimsizdi. Bir çete kültürü olma durumuyla, kendisinden sonraki gelişmelere göre, ortamına basitlik oluşla yansımaktaydı. Ne var ki devlet ve günün imparatorlukları da bu gerilla tipi çete hareketinde yararlanırlardı. Çete tipi gibi olur yapılanmaları öncü birlikler denen disiplinci örgütlenmenin içinde oluşlarıyla kullanırlardı.
Günümüzdeki özel timler gibi. Bunun Osmanlıdaki karşılığına akıncı birlikleri denebilirdi. Ama devlet içi yapılar ve imparatorluktu akıncı kültürü ya da uç beylik oluşların kültürü, ganimet paylaşan kültür gelişmesi içindeki şartların, düzey ve düzleminde kalıp yaşanılamazlar. Sadece bir kısım unsurlarını hızlı, vurucu, yıpratıcı ve haber sağlayıcı olmanın, hız ve süratinden yararlanmaktı. Düzenli ordu onca kusursuzluğuna rağmen, hayli hantal olabiliyordu. Akıncı birlikler düzenli yapıyla düzenli yapı yavaşlığı arasındaki boşluğu dolduruyordular.
20. Yüz yılbaşlarındaki Osmanlı İmparatorluk bilinci, bilinen mücbir nedenlerle; İmparatorluklar öncesi yapıların bu kabil seriye denen çete savaşları tipine dönüşmüştü. Bunlar gerek işgale direnen çete ya da seriye savaşlarıydı. Gerekse kendi kanun ve söz olan yasalarıyla bir meydan okuyuşun çapulla var olmasıydılar. Ta ki düzenli birliklerle bir kurtuluş savaşı verilene dek bu böyle sürmüştü.
Bir polis evi, bir öğretmen evi, bir adalet mensupları evi, bu mensuplar için nasıl bir bağıntıya dek ilişki ve ilişkilenmelerini ortaya koyuyorsa, güncel totem kültürünün taşınması sizi nasıl giriştirirse; tıpkısını boyunda aynı totem muskalı olmanın anlaşılma kapsamı da sizi dağda bayırda şehirde öyle giriştirirdi.
Yine Kabil Habil’i öldürdüğünde, Kabil kendisinin de öldürüleceğinden korkmuş ve Tanrıya yalvarmıştı. Tanrı da Kabil’in üzerine (başının arkasına, başının ön kâkül yerine) tanrılık işaretini vurmuştu*. Yani Kabil Tanrıya ait bir köleydi. Köleye, sahibinden başka kimse dokunamazdı. Bu kabil anlayıcı totemi düşünce kurallaşması köleci düzenle birlikte, ittifakı dönemden beri oluşturulan bir kültürdürler.
Damganın ya da dövmenin; köle üzerine yansıyan algılatmaları da vardı. Söz gelimi köle bu kölelik işaretini kutsamalıydı ki, hem köle olduğunu unutmasındı. Hem köle olduğunu bilsindi. Bunun yolu da bu dövme ya da damga yerlerini sıvazlamaktı. Ya da mesh etmekle onu kutsayıp, bu totem düşünceyi kendisine hipnozca oluşla, totem tesir dediğimiz etkiyle, kendi kendisini edilgen kılmaktı.
İç Arap ittifakı, 6. Yüz yılın geldiği düzlem envanterlerinin Araplarca tepe taklak kullanılmasıydı. İnanç üzerinde inançların meşrulaştırmasının ittifakıydı. Bu tutumda Mekke odaklı kutsal yerler buluşmalı bir teyellenmiş ittifak söz konusuydu. Üreten ilişki olmadığı için tam bir organizesi olamıyordu.
Mekke odaklı ittifak Hübel’in tevhidi (birleştiriciliği) etrafında olacaktı. Diğer totemi grupların bu birliğe katılımı, grupların kendi totemleri eliyle olacaktı. Grup totemleri, gruplarını Hübel’e (birliğe) yaklaştırıcı bir misyonla panteon görevi yapıyorlardı. Totemler Hübel'le grupları arasında aracıydılar.
Gruplar, birliğin sesini Hübel'den davetle, kendi grup totemleri aracılığıyla anlayıp, meşrulaşıyorlardı. Bu grupların en gözdeleri; çağrıya amade olan Lat, Menat, Uzza gibi temsilcilikle olan sağcı gruplardı.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...