Konusunu etmekle söylediğim El, ne bir uzuv olan elimizdi. Ne de bize göre bizim andaki yaşamımıza yabancı olan eldi. Kimse bu tavırlar üzerinde lafazandı sözcük oyunlarıyla teşriki mesai etmemeliydi. Arabesk yaşamlar, El takdirli fatalite olur, mana anlayışıyla başlamıştı. El mana anlayışı insanı ve insanlığı giderek iyice arabesk yapmıştı. Hem de maden kazalı 301 ölüme fıtrat der denli arabeskti.
Tarih derslerinde derse konu oluşuyla işlenen Sümerler ve çağdaşları, köleci ittifaklı Sümer devletleri olan köleci ve örgütlü yapılardır. Ve de köleci sürecin zirvesinde olan imparatorluklardı. Sümer devleti ve Sümer dili önceleri Sümer sözlü edebiyatı içinde aktarılır. Bu süreç içinde anlatılan yaşam, ilk köleci dönemden daha çok adeta köleci olmayan bir dönemi anlatıyordu.
Bu döneme ilişkin anlatılanlar içinde mitoloji denen materyaller çoktu. Buna rağmen bu materyaller içinde olunan ve arabeske bağlanan köleci dönem ile erken dönem hiç anlaşılmıyordu. Köleci dönem mantığıyla, köleci dönem öncesini anlatan pazılın parçalarını açıklayıp söylemeye sanki hiç izin yoktu.
En önemlisi de göçerlerin ilahi meslekleri bilen bu yetenekleriyle göçtükleri bir alan içindeki ham bir araziyi, bir tarla, bağ, bahçe haline getirip; araç gereçlerini hazırlayabilir olmanın uzmanlık kapasitesi içinde olmalarıydı. Bir kır denen yazıyı, yaban olan savanı; otlak alanı bağ, bahçe, tarla gibi mülk yapabilirlerdi.
İkinci bir en önemli yan da böylesi donanımlı bu kişilerin El adaletine fikren iman bağlılığı içinde inanmış inşacılar olmalarıydı. El tasarruflu özel mülkiyetçi söylem içinde; El söylemli vaatler, hayli albenili söylemlerdi. Bu söylemler içinde ittifakı zenginlik kaynakları üzerindeki bir hesapla çalışmadan takdirle mal mülk sahibi olunacağının telkinleri, vardı.
Telkin edilenlerle kavranır olan şey; El vaatli rızk verme kavramı üzerindeki sahiplik içinde kazanılacak, muktedirlikti. Ön ittifak içinde kovulup göçenler bu muktedirliğin cazibesini kendi üzerine yansıtmanın büyüsüne kapılmış olan kişilerden oluşmaydı. Bu tür manaya iman (ahdi kavil-sözleşme- bağlılık yemini) etmiş kişilerdi.
El düşüncesi tarihe, travma etkileri üreten bir dönüm noktasıdır. Bu travma tik etki, katlamalı şiddetle günümüzde dahi sürmektedir. İnsanın psikolojik bozukluklarından tutun, ben bozukluklarına; öznel bozukluklarından tutun, adalet duygusu ve sağduyu bozukluklarına kadar süreçlerinin imal edicisidir.
Hiçbir şey mutlaklık (kendi dışında bir şey bırakmama) içermez. Aksi halde olgu ve olaylar kesikli sürekli ve özel bağıntılı iliş kinlikle olamazdı. Önce olan (neden), sonra olanı (sonucu) belirlemiştir. Önce olan sonrası olanla vardır. Sonrası olan da öncesi olanla, tamamdır. Yani biz sonra olan sonuca bakarak, şimdi ortada olmayanı; şimdi içinde, bir başka ifadeyle, şimdi içindeki farklı bağıntı tekrarı olan sonucuna bakaraktan da; önce olanı söyleyip anlam ediyoruz.
Daha açığı bir Mısır tanrısı Amon Ra; bir Yahudi Tanrısı Yehova’daki anlam ve anlatışlar olan tanrı kavramındaki içlemlerin önce olanları, sonraki anlam ve anlatım olanıylaydılar. Yani ilah sözü de El sözcüğü ile El, Al, il, Il türü kullanımları olmakla önce olanın, sonra olanı Ellahtı. Sonra olandaki tekrar olanlar ( kendi kendini oluşan, rekursif olanla) ortaya konmasına kaynaklık gelen bir sözcüktür.
Köleci sistem öncesinin (El öncesinin) meşrulaşma derdi yoktu. El, ilahi olmayan bir meşrulaşma şekliydi. İlahi olmayan anlatımlara izah olma şekliydi. Kaos ve kavga buradan çıkıyordu. İlahların oluştura geldikleri gelenek tutumların meşruiyet olduğu, El karşısında göze sokulur olmuştu. El de işte bundan; kendi meşruiyetsizliğinden rahatsızlık duyuyordu.
İlahi durum karşısında El, kendisini meşru etmenin gayret ve hünerini sergiliyordu. Bay erki dediğimiz ilk El hünerli mülkiyetçi parça oluşumların her bir El'i, kendisine farklı seslenilen El'lerdi. Söz gelimi Awram'ın El'i, Awram'a; "Ben El Şadday" diyordu.
Ve hemen sahiplik sıfatını vurguluyordu. "Dağlar sahibiyim (Tanrısıyım)" Çoban mesleği için hayli etkili bir sahiplikti. Dağ sahibi olma nedeniyle çoban Awram üzerine bir etki ve alan basıncı olmaktadır. Awram'da kendi mal-mülk sahipliğini, çevresindeki hizmetçi, asker, çoban ve aile efradına izah etmenin gayretindeydi.
Bu olgu içinde henüz köleci sisteme geçmemiş olanlar da vardı. Köleci sisteme geçme arifesi içinde olanlar da vardı. Ön ittifaklı sistemi El ittifaklı köleci sisteme geçenler de vardı. Köleci sisteme geçen süreç, kendi olguları içinde; kendi öncesi sürece ilahi dönem denmesine, tanıklık ediyordu. Kolektif dönemde çıkan köleci sistem Lu’ları, kolektif geçmişlerine müminleri ağzında “tuu” diyorlardı.
La, El la ya da tersten okunuşla La El olmakla; ilahi döneme işaret ediyordu. La hem bir dönem adıydı. Hem de El’in la olmadığını olumsuzlaşan; la dönemini reddedişe hayır diyendi. El olmayan demektir. El olmayan kim? La. Yani ilahi dönemdi. Kolektif ligi olmayan demektir. Kolektif olan birliğin tevhidine karşı kolektif ligi yadsıyanların sentez ya da birlik olma tevhidiydi.
Tarihin seyrede gelen bilinci ( karşılıklı etkileşme içinde değişip dönüşerek gelmekle tarihin diyalektik bilinci) buydu. Tarihin özne nesnel diyalektik dili bu. Bunu sübjektif değerleriyle sosyal anlayışın mantık dili içinde mana edip okumalar yapmak ta başka şeydi. Sosyal anlayışlı öznel dili, tarihin özne nesnel diyalektik diline çevirme işi olan çözücülüğü (dekoderi) yapmak ta bambaşka emek ve hünerdi.
Ön ittifaklar, İlahi yapılardı. İlahi yapılar erken dönemin sonuna geldiklerinde El mana düşünmesini taşıyan benci tartışmaların duygu ve hayalleriyle fıkır fıkır kaynıyordu. Kaynayan düşünce som insan bencilliğine hitap eden düşünceydi. Hayata bakınca hayat bencillik üzerineydi ama özellikle de bencil olmak için doğmuş gibiydiler.
Hayata baktığımızda, korunması için öküze boynuz, file hortum, aslana pençeyle yırtıcı diş, ceylana çevik bacak; bakteri ve mikroplara organizma bedenine eklemlenme; virüse başka DNA’lar üzerinde kendi formunu inşa ettirme vs. türü yetenekleri verilmiş gibi olmakla da bunların ara boşluklarını dolduran akbaba, çakal, sırtlan türü çürükçüllere; atıkla beslenme yaptıran zincirleri de görürüz.
Organizmalar bu tür farklı korunma yöntemlerini, olası kılınabildikleri kadarıyla koloni, sürü gibi sosyal oluşun durumları içinde de oluşurlar. İnşa sosyal oluşla kalmaz. Arılar gibi karıncalar gibi maymun gibi Afrika kargasında olduğu gibi alet kullanıcı ve iş bölüşümü içinde olmalarıyla; kimi süreç ilişkileri işini insan gibi olamamakla birlikte, kendi süreçlerini üreten ilişkilere kadar götürebilmektedirler.
Bundan ötürü ön ittifaklı ortaklaşan yapılı alanlar içinde onlarca El toprağı ve her bir El toprağı içinde de onlarca El düşüncesi bağlıları (köleler) oluşmuştu. Böylece kuvveden fiile geçen EL mana anlayışlı düşünce içinde El; somut olarak EL-MÜLK olmuştu. Artık El topraklarına izinsiz girmek olası değildi. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı. Hayat takdirli, taksirli, kaderci, acılı, merhametli oluşla da sadakaca hayatla, hayatlar arabesk bir yaşam olacaktı.
Ortaklaşmacı ilahi sistem eskiydi. Ortaklık tanımaz olan özel mülkiyetçi köleci El düşüncesi, yeniydi. Eski ile yeni çatışıyordu. Yeniye taraf olanlar gibi yeniye karşı olanlar da, vardı. Eski direniyor; yeni yol alıyordu. Yeniye karşı olan totem meslekli gruplardan biri de tohum ekiciler dediğimiz tarımcı ya da çiftçi gruplardı.
Yenileşme içinde olan (köleci inşa içinde olan) gruplar daha çok çoban gruplardı. Çoban gruplar kendi içinde hızla, daha alt meslek gruplarına ayrılıyordu. Daha çabuk ve daha hızlı nicelim veriyorlardı. Bu demektir ki çoban meslekler hızla düşünce, anlam ve dil üreten meslek grubuydu.
Açlığın karşılanması türünden bilincine vardığınız kimi zorunlulukları buğday olarak kundura olarak siz üretip; yıldırım gibi zorunluluğu da paratoner ile siz engelleyip; siz kendinize göre olumsuz durumları ortada kaldıramayıp ama hastalıklar nedenle ölümü istediğiniz de geciktiriyorsanız; özgür iradeniz var demektir. Kendi kararlarınızı kendiniz alıp üreten ilişki üzerinde özgür irade kullanıyorsunuz demektir.
Üretemiyorsanız eğer bilgisayar yapma ve bilgisayar kullanma; hava yastığı ile kazalardan korunma, kuluçka makinalarında istediğiniz zaman istediğiniz kadar kuluçka civciv üretip üretmeme, seralarda her mevsim sebze yetiştirip, yetiştireme; apandisitten kurtulma türü iradeleri kullanamıyorsunuz demektir. İrade zorunluluklara karşı değildi. Zorunluluğu yok etmeye yönelik değildi.
İrade üreten ilişkiler üzerindeki sahiplikle; zorunluluğun bilincinde olmakla; zorunluluğu üreten ilişki üzerinde toplum sal hareketle; istediğiniz zaman çabuklaştırmak. İstediğiniz zaman yavaşlatmak, istediğiniz zaman bir süre geciktirme durumuyla ortaya konan kolektif bir üretim ve kullanım ruhunun, kişiler üzerine dağılmasıyla olasıdır. Aslında El üretemiyordu. Üretememekle özgür ve özgür iradeli değildi. Benim dediği üreten ilişkiler ürününe sahip olmakla sanal bir sahiplik iradesi vardı.
Otlaktaki güdülen sürü ve çoban ilişkisi içinde sanki sürü çobanın özel sahipliği içindeymiş gibi bir algı ile yansıyordu. Bu algı nereden geliyordu? Ön ittifaklar içinde totem meslekli gruplar sahipliğinin diğer grupları nasıl davrandırdığını görüyorlardı. Bu süreç ittifak dışında grupların göremediği bir durumdu. Ola gelen sahiplik anlayışına göre kafasında sahiplik bir başka şekilde yanıp sönüyordu.
Çoban gruplar sık sık sürüyü otlatma ve sık sık otlak alanlara göçme eyleminde de bulunuyorlardı. Bu nedenle bu eylemler tekrarı ittifakı bir arada tutan kuvvet bağlarında gevşeme yapıyordu (birlik yapıcı bağlarında tavsamalar oluşuyordu). İttifakın kült merkezinden uzaklaşmakla; ittifak kazanımı olan donanımlarla grup sahiplik ve kişi sahiplik duyguları arasında savrulmalar oluşuyordu.
Pekiyi de bu düşün sel savrulmalar nedendi? Çoban gruplar ittifak içinde gelmekle kazandıkları alan etkisi, ittifak öncesi gibi değildi. İttifak içine gelenler üzerindeki alan etkisi ittifak öncesindeki gibi bir düzeyde kalmadı. Meslek erbabı grupların ittifakın içine gelmeleriyle totem meslekli grupların ve kişilerin dünya görüşlerinde, yaşama dek düşünce ve algılarında pek çok değişmeler, olmuştu.
Üreten ilişki ve irade; doğaya rağmen, yine doğa içinde olmakla bir eylemdir. Üreten ilişki nedenle üreten iradeniz vardır. Üreten irade nedenle, özgürlüğünüz vardı. Bunların temelinde de zorunlu olurla karşılıklı bağıntı ve bağıntılı oluşlar vardı. Yani temelde özgürlük değil, bağ ilişkileri vardır.
Çoban sürüyü ot olan yerler içindeki her hangi bir tarafa götürür. Çobanın gideceği yer sürü nedeniyle otu olan yerdir. Çoban sürüyü otu olan her hangi bir yere götürmekle öznel iradesini kullanır. Çobanın ya da eş deyişle yönetmenin sürüyü kuzeye götürme esnasında, çobana; kuzeye değil de güneye gidelim diyecek bir sürünün irade ve istek tepkisi de yoktur. Çünkü irade üreten ilişki sonucudur.
Ne var ki sürünün eğilimi de, otlağı olan alana doğru güdülmeye olanak verir. Çoban sürüye göre, sürünün sahibi olmakla, sürünün eğimine (zorunluluğuna) göre olmanın da, sürü sahipliğidir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...