Kolektif alan içinde kişi üzerinde bulunan beş baskı kolektif kuvvet tarafından ayrıştırılır. Ayrıştırma işi kişi ve kişiler üzerinde 4 tane oyuk gerilimi ortaya çıkarır. Ayrıştırma işini yapan bu kuvvet temel baskıları ayrıştırır. Parçaları gerer. Sündürür.
Gerilen sündüren etki hem kalan oyuk alanı üzerindeydi. Hem hareket edip giden yük hareketi dediğimiz yükümlülükle, sorumluluk taşıyan organisasyon içindeki kişiler üzerindeydi.
Eylemin yönü bir organisayondan diğer her bir organizasyona doğru, kolektif alan içindedir. Kişi üzerinde alınıp organizasyonlar üzerine bindirilen her bir parça, suya hasret hayat gibi geride kalan oyuk alana doğru uyarılmış; geri gönderili bir polar yük eylemidirler.
Kolektif alan içinde kişi güdülerinden oluşan çakılı bir öz vardı. Kişi özü içinde ayrışıp, uyarım enerjisi alan talep eğilim dışa gider. Dışa giden uyarılmış, güdülü eylem; uyarılmış enerjisini uğraşı, iş, üretim olarak dışta bırakır. Dışa bırakılan enerji, enerji dönüşümleri üzerinden kendi eksiğini sağlar.
Eksiğini yüklenmiş olan (sağlamış olan) talep eylemi; oyuğun isteğiyle örtüşen ve oyuğun isteğiyle tamamlanan bir geri dönüşe doğru çekilir hareketiyle geri düşen bir enerji seviyesidir. Böylece transferlerini yapan uyartım enerjisi (enjeksiyon enerjisi) geri çağırılır.
Kişinin içte beliren dışa yönelen sağlamalarını yapan duygu veya istek eylemleri doğal süreçler içinde sürtünme yoluyla birbirinden ayrılan oyuk dediğimiz proton ve elektron hareketli iyonik süreçlerdir.
İlk yaratma süreci kolektif bileşimli sağlasan şimik hareketler üzerinde "ayrışan-bileşen" süreçler, doğada sağlama yapan süreçlerin tasnif ve isimlendirilmesiydi.
Kolektif alan içinde ayrışma bileşme ve isim verme üzerinde gerçekleşen ikinci şimik hareket olan yaratma süreci de "üreten ilişkiler üzerine sağlamalardı". İkinci yaratma şimik hareket üreten ilişkiler olmakla şöyleydi.
Kolektif bir alandaki üreten ilişki eğer buğday yetiştiriciliğiyse, bu durumda kendilikten şimik gelişme ve karşılığı olan bir konum eylem olarak şöyle sonuçları ortaya koyacaktı. 1-Buğday yetiştiriciliği bitişik zamanlı süreçti. Bitişik zaman içinde önce tarla ekime hazırlayacaktı.
Böylece yükseltgenmiş yani eşiği yükselmiş durum içinde ayrışan enerji paketleri veya yöneylem hareketi, iş yaptıktan sonra indirgenir. İndirgenen bir yöneylem ya da yük hareketi ilk nötr haline döner (geri bağlanım yaparlar). Ayrışan süreç oyuk ve yük hareketlerinin tekrar birbirini tamamlamasıyla sonuçlanır.
Bileşenle kolektif alan içindeki kişi kolektife göre düşünüp, kolektife göre hayal eder (tasarım eder). Kolektif özne de kişisi özne gibi nötr alan içinde ayrışan kuvvetler üzerine kolektif istemi, kolektif hayalleri bindiriyordu (modüle ediyordu). Ortam modülasyonlaydı.
Uyarılmaya hazır durumu içindeki modüle edilecek bileşimler kolektif modülasyonlarla olan eylemlerdi. Kolektif modülasyonu olan eylemler de, bu bindirişlerle ne yapacağını nasıl davranacağını bilen bir kolektif özneli kolektif aklı doğuyordular.
Boşa bu caka, suçluluğun telaşı, tasa
Nebiyi nübüvvetle çıksan, tarihi hasa
Sen garip bir tarihin ürünüsün Süleyman
Bu çarpığı düzeltmenin telaşıyla feyman
El’in getirdiği düzen daha monarşi döneminde yetmemeğe başlamıştı. Nasıl yetsindi ki... El'in getirdiği sistemde görüldü ki biri yiyor yüz biri bakıyordu. Mülkü olan balın da sahibiydi. Balı kovandan çıkarıp kaba koyan köle parmağını yalıyordu. Buna karşın El sistemi seçilmiş olan şanslı kullara yetiyordu çok şükür... (!)
Bu ikilem (dilemma) karşısındaki parmak yalayıcıların; çok heyecanlandıkları yerde de avantacılar tarafından kendilerine yapılan vaadi hatırlıyordu. Vaadi anımsamasıyla birlikte hiddetini sınandığına, sınava çekildiğine verip estağfurullah çekmesi ile şeytan iğfalini bastırıyordu!
İnsanın düşünmesi her yerde kıskaca alınmıştı. Her şeyi bir başkasının avantacı mülk sahibi olma, kurgusuna göre düşünüyordu. Böyle durumlar içinde kişi düşüncelerinde kırpma ve süzgeç devreleri düşünce sistemi içinde devreye giriyordu.
Yeni düzen, mülk sahibi olanlara göre (ekmek sahibi olanlarla göre) bir ilişki düzeni olmayı öngörüyordu. Ya da ters tarafta söylersek El; mülk sahibi olmayanların (ekmek sahibi olmayanların) mülk ve emek gücü sahibi olmamaları durumuna göre bir ilişki düzenini öngörüyordu.
Süreç; ekmek verme sahipliği olmanın (ne demekse), iş verme sahipliği olmanın (ne demekse), iş nesnesine sahip olmanın düzeniydi. Süreç ekmeğe, iş vermeye, üzerinde çalışılacak ve el ile çalışılacak iş nesnesine sahipliği olmayanlara karşı basınç yapmanın teveccühüydü. Güçlünün basıncını ve basınca hazır oluşu düzenliyordu.
Ya da süreç sahipliği olmayanların, sahipliği olanlara doğru akış (ekmeğe doğru akış) etmesi olunca; efendi için kölenin efendiye biatinde bir sakınca yoktu! Dahası efendi gözdağı yoluyla kölelerini çalıştırmak için efendinin kölesini sorgusuz sualsiz öldürmesinde de şaşacak bir şey yoktu.
Sahiplikti, aitlikti
Herkesle... herkese göre
Ortak üretimindi mal mülk
Zorunlu girişmeydi tüzelisi
Kararları ilahtandı ilahtan
Bu seyreden tarihi anlatım ve yazım sürecine göre göre Enmarker'de geçen şu bir iki ifadeyi nasıl anlamalıyız? "göğün yüce kraliçesi". "Göğün ve yerin kraliçesi". "prenslik kudretiyle dolu koç". "Sümer'in baş yılanı". "Ey ortaya çıkışı güneş gibi olan evin kutsal 'göğsü'. "Eridu'yu bir dağ gibi arıtsınlar benim için”.
"Dağlık ülkenin koyunları gibi diz çökecek önünde". "Krallık gökten Kiş'e (ağacın adamına) inmişti". "Onun kudretli ineğine". Tohumu Aratta'nın tozunda saçılmış olana". "Sadık ineğin ahırında sütle beslenmiş olanına" gibi ifadelerdeki kelimelerin çoğu bugünkü anladığımız kelimeler olmasa gerek.
Kuşkusuz ki bu tarihin yazıldığı dönemdeki inek bugün bizim anladığımız anlamla inekti. Ama anlatıma konu olan inek, yazılı tarihten bin yıl, iki bin yıl önceki anlamla inek olup, bildiğimiz sütüyle beslenilen inek değildi. Karşı grup insandı. Karşı grup inek insanın sütünü emmekle o aitliği kazanıyordunuz.
El, süreci kendi hevesi doğrultusunda başarılı kılamadığı durumlarda; köleci, El ittifaklı yeni sentezler ortaya koyuyordu. Sentez içinde El'ler; dönüşümlü (münavebeli) olmakla yönetimde bulunuyorlardı. Dönüşüm çevrimleri mevsimden mevsime; altı ay da bir gibi durumlarıyla El’ler ittifaklı köleci inşayı yönetiyordular. Hatta kimi kes yapılan müsabakalar sonunda yönetimin başına geçiyordular.
El'in El olma iddiası birçok yeni salınımlara neden oluyordu. Bu salınımlardan biri El iktidarının veya El tahtı olan arşın ya da El saltanatının; tagutluk iddiasıyla sallantıda olup; sık sık el değiştirir olduğunun görülmesiydi. El kavgaları, hem El'ler arasında bir kavga; hem El ile köleler arasında entrika, dalavere ve suikastlardı.
İşte bunlar El desisesi olmakla; El kavgaları bir taht kavgası; bir güç kavgası; bir egemenlik kavgasıydı. Bir El’in, diğer El üzerinde de El olma iddiası olan tagutluk; güç ve iktidar sahibi olmakla bir sentez, bir tevhit ve giderek te bir teklik kavgasıydı. Birbirine göre farklı durumları içeren bir birleşme; çözülme; yeniden birleşme süreçleriydi. Failler ve faul durumlar hep farklıydı. Ama süreç imleyeni hep sahipçe egemen oluş ve saltanat kavgaları olmakla hep aynıydı.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...