İlk sel atalar görülen evreni öylece geçmişten beri var olagelen sıralamalı bir durağanlığın, değişmezliğiyle anlıyorlardı. Ceylan kaçıyor aslan kovalıyordu. Gök gürlüyor kendisi titriyordu. Bu sıralamalar ilk sel atalar için durağan ve değişmezlikti
Kendisinin korkması ve titremesi nasıl yıldırımı şimşeği gök gürlemesini vermiyorsa, teolojik basıncı oluşacak çevresel etkiler de dini ve tanrı anlayışını vermiyordu.
Kolektif güç dışında ne arabayı siz yapıyordunuz. Ne de arabayı yapan güç evrene teşmil edilir tek güçtü. Arabayı yapan güç, evrensel işlerge üzerinde fizik, kimya, kuvvet yasalarıyla kolektif özneydi.
Var oluş dış dünya ile yalıtımın birbirine karşılıklı oluşuydu. Suların karalara düeti gibi. Dağların düz alana karşıtlığı gibi. Ormanın ağaçsız bozkıra karşıtlığı gibi. Çölün vahaya karşıtlığı gibi. Bataklığın açık alana karşıtlığı gibi bir yalıtımın (ortamın) dış dünyaya ve yalıtımların yalıtımla birbirlerine düetiydi.
Organlar iş birliği gibi devasa bir bedene daha çok enerji bulup harcamaktansa; en az dış dünya ilişkisi içinde olan virüs gibi bir var oluşun; bu devasa organizmanın DNA'sını kontrol edip kendisine uygun enerji sentezleri yaptırması daha avantajlı bir düet ve niş alanını doldurmaydı, belki de...
En az dış dünya ile olma yalıtması inorganik bileşiklerle atom düzeyinden hücre düzeyine geçmişti. Böylece en az dış dünya ilkesi hücre düzlemiyle de kişi özneli (bilen ben olan) sürece gelmişti.
Totem meslekli süreçler birçok ön ittifaklı girişmeler sentezini ve birçok da sentez ayrılıkları yapmakla süreç kendi gel git eylemlerini yapan salınımlarını veriyordu.
Kolektif süreç ilk kes birçok totem mesleklerini bir arada entegre ediyordu. Gruplar arası kolektif ilik entegrasyonlu bileşik algılar; ittifak basınçlı baskı ve etki ile ittifak entegrasyonlarını kişilere yükledi.
İttifakı kolektif etki ve kolektif gücün donanımı sayesinde kolektifi oluş kişiler yeteneği haline getirildi. “Kişiler de bir kolektif güç” gibi davranır oldu. Ayrı ayrı gruplar süreci; teknik teknolojik deneyle olan aktarımlar üzerinden kişi becerili süreçler gibi davranışlar ortaya koymaya başlamıştı.
Eksen çağına ilişkin birkaç sosyal ve toplumsal anlayışla olan süreç olaylarını belirtmeden önce sürecin geri bağlanımı olan ön mantığını iyi kavramak gerekiyor.
Başlangıçta insanımsıların (humanoidler) kendi sağlama zorluğu nedenle; sağlanıştı düşünce ve eylemlere yönelir olduğu kendi süreçleri vardı. Bu süreçler içindeki zamanın çok büyük bir bölümünü açlığın karşılanmasıydı. İnsanımsıların davranışları, dinlenme, uyku, oyun, yavru bakımı vs. dışında kalan kısmı açlığın giderilmesi olan gayret tabiyesi tutumlara endeksliydi.
Bu süreç açlığı, karşılanma zorluğu nedenle de en temel sağlama düzeyine de indirir. Çünkü düşünce eylem ve diğer kaygılarınızın hepsi de birer enerjidirler. Bu düşünce ve eylemlerin hepsi de bir enerji sağlamasıyla karşılanırlar. Bunlar enerjinin kaygı şekline, algı ve düşünce şekline dönüşmüş biçimleri olmakla hepsi de birer enerji halleridirler.
İnsanımsılar feno tip olarak benzerimiz olmakla, yüksek sosyal yaşamları ve yüksek soyutlama güçleri yoktu. Bu toplumsal yapı kuramamış olmalarından kaynaklanıyordu. İnsanımsılar ilk groteski mana anlayışının sahibi olan kuşaktı. Groteski bir ruh dünyası içinde sağlama yapan bizimle hemcins olan tiplerimiz insanımsılardı.
İradeleri yoktu. İradeyi istediği zaman ağaca çıkma, çıkılmış kayadan istediği zaman inme gibi yönelimler olarak anlamayınız lütfen. Bu irade inşacı ve doğayı değiştiren bir irade olmamakla kolektifi değildir.
İnsanımsılar çeşitli salınım veren türlü gelgitlerden birileri ya da birkaçı nedenle kendilerini bir bölge yalıtması içinde kıldılar. Bu doğada sağlama yapma dışında, sürü hareketi içinde olmamakla ve diğer insanımsılarla olacak temasları olabildiğince kesmekti. Bu türü koruyan ama hızlı gelişmeyi önleyen bir yansımaydı. İyi özellikler de kötücül özellikler de korunuyordu.
Ön ittifaklı süreçlere gelene kadar mana anlaması, animizm karakteri içinde ve içinde asla din ve Yüce Tanrı anlayışı olmayan groteski bir mana anlamasıydı. Bu mana anlamasının temeli akıllarında bile geçmeyen asla ve asla Dünyanın kökenini açıklamak değildi.
Yine groteski mana anlayışı olmayan bir ahlakı açıklamak; ahlaka bir temel bulmak niyetiyle hiç değildi. Arzusu çevredeki olgu ve olaylara bir açıklama getirmek te değildi. Zaten dünyanın kendisi ve çevresindeki kararlı olay süreçler insanımsıların verili bir temel düzlemi olmakla; onlar öyle olduğu için insanımsıların kendisi de böyle oluyordu. Totem, İlah, El, Mamon ve Yüce Tanrı anlayışı; animizle (her şeyin canlı sayılması-canlıcılık) olan groteski mana anlayışından çok farklıydılar.
Bu nedenledir ki ön ittifaklar tarihin ola gelene karşı ilk kırılma ve miladı ya da Rönesans’ıydı. Temas eden yapılardı. Uygarlığı başlatanlardı. İnsanı inşa edenlerdi. İlah mesleklerini öğrenenlerdi vs. Bu öyle bir travmaydı ki en güzel şekilde şu Sümer ilahisindeki gibi anlatılırdı.
Şimdi yine Enuma Eliş’teki ilahiye dönelim.
Apsu (An) –Göktü. Tatlı su yöresi olan yer ve o yerdeki gruptu.
Tiamat (Ki) Aşağı yer olan tuzlu su ile bataklık yöresinde oturan gruptu.
Mummu; sentezdi. Sentez ürünüydü. Doğan melezlikti. Birleşmeyle melez iliğin doğumu olan ilkeydi.
Bu hem yeri gökten ayırmanın mana diliydi. Kendi bölgesi dışında olanı tanıma ve girişme olmakla olay latan gelecek oluştu. Bu sözcükler hem ittifaklı olanı, hem sosyal mantığın anlama şekli olması ile
Tanrı ilah olmadığı gibi İlah ta, tanrı değildir. Bu hastalık her bir mana anlayışını, her birinin toplumsal girişmeli süreçler içindeki kırınımlarla farklı düzey ve düzlem ilişkilerini izafe eden anlamlar olduğunu bilmemekle anlatım ve çeviri yanılgılarına düşerler. Farklı bir toplumcu düzey ve düzlemin mana anlayışı olduğunu, kategori etmezler. Toptancı mantıkla hepsini tanrı ve tanrı gölgesinde put sayma hastalığıdır. Bu nedenle ilahilerdeki okuma ve anlamalarda pek çok çeviri hataları yapılmaktadırlar.
Çeviriye konu olan sözcüklere bu günkü sözcüklerin anlamları verilmekle o çevirilerde çok büyük yanılgılar ortaya konur. Buna rağmen geri bağlanım yasalı temel referanslı bağıntılardan hareketle; doğal olandan yansımalarla, tarihi sürece dikkatli bir bakış yaptığınız zaman durum anlaşılırdır. Nesnel ve öznel süreçli anlayışıyla, aktarımlarda oluşan kara deliklerle olup biteni söylediğiniz zaman; olması gereken en yaklaşık en doğru anlatımı ortaya koyabiliyorsunuz.
İlahide geçen Apsu ya da An veya Anu, bir grubu ve bu grupların oturduğu yeri belirtmekte olan bir isim ve mana anlayışının kendisidir. Hem de ittifak eden üretici totem grup olmakla eski totemi mana üzerine bir yeni manası irade eden ilah olmakla bir inkişaftır (gelişmedir). Tatlı su Anşar ilahı ile Tuzlu su Kişar ilah grupları birleşmesi söylemi birbiriyle ilk kez yüz yüze eden ilk temaslar olmakla duyulan tedirginlik ve zorunlu ilişkiden bir araya gelip müşterek kararlarla birleşen bir senkronize oluştur.
Ön ittifaklar içindeki bir ittifak kendisini Apsu ve Tiamat birleşmesi olukla söylüyorsa; bir başka ön ittifak ta kendisini aynı mantıkla "lahmu ve laham" birleşmesi olmakla tanımlıyordu. Akabinde ve aynı düzlem içinde Anşar ve Kişar birleşmeli birçok değişik ilahi ittifak isimleri ortaya çıkacaktı.
Tarih te ve mitoloji de; totem, ilah, El gibi mana anlamaları arasında pek çok zaman farkı vardır. Bu zaman farkı içinde farklı gelişme düzeyini içeren sağlama-sağlatma ve üretim ilişkileri farkı vardır. Kimi tarih tanımında ve mitoloji anlatımı içinde bu ilişkiler ayrımına vurgu yapılmamaktadır.
Bu tür özensiz söylemler içindeki groteski olan, totem olan, İlah ve El olan mana anlayışlarının hepsi aynı bir anlam gibi söylenir. Böylece totem, ilah, El mana anlayışı birbirine karışır. Bu tür belgisiz söylemler içinde kim nedir? Hangi mana ile nasıl oluşuyor? Gibi söylemlerde bunları anlamak kolay kolay olası olmaz.
İnsanlar karşı grup ilahların birleşmesi olan Kinguların veya Anunnakilerin canından ve kanından yoğrulacaktı. Bataklığın çamuru; göğün melezi olan Anunnaki diye bilinen melez ilahlardan birinin canı kanı ile yoğrulacaktı. Canı kanı veren melez anlatan gruba göre Kingular, İggiler vs. olacaktı.
Biyolojik tanım ve anlatımın bilinmediği bir dönemdeyiz. Sadece totemi mana aitliğinin aktarımı vardı. Gruplar birleşmeli melez aitlik, etnik totemi mana aitliğiyle açıklanamazdı. Ön ittifaklar tarihte ilk kes yapılan bir sentezi dile getiren bir yeni tanımın aitliği olmakla; gök, yer söylemiyle karşı karşıyaydınız. Etnik totem aitliğin yerine konacak olan bir yeni anlatımlı süreci siz; yeri ile yönü ile grubu ile mesleği ile ortaya karışık böyle söylenmek zorundaydınız.
Anunnakiler yukarı topraklarda ya da gök yerli olmakla, tatlı su civarında oturan çoban gruptu. Canını kanını ittifaka harç olarak veriyordu. Anunnakilerin canı kanı bataklık çamuruna ya da kara balçığa katılıyordu. Anunnakilerin canı ve kanı kara balçıkla beden bulup, insan olan şekli alıyordu. İnsan bu hamurun yoğurulmasından oluşan bir mücessemasıydı (somut durumla kendisini göstermesiydi).




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...