Alan fiziki bir tanımlamadır. Çok kaba bir biçimle yüzey gerilimidir. İki boyutun üçüncü boyuta evrilmesiyle alan hacim ilişkisi ortaya çıkmıştır.
Atomlar üç boyutun ortaya koyduğu bir alan hacim bağıntısı olmakla, kimyasal bağıntının da ortaya çıkmasının nedenidirler.
Sonuçta alan hacim gibi kavramlar enerjinin kılıktan kılığa dönüşmesidirler. Kolektif yapının temelini kavramadan kolektif yapı hakkında bilgi sahibi olmadan; ağzı olan konuşuyor veya Allah rızası için konuşuyor bağlamıyla fikir sahibi olmak, bom boş bir bilişse davranıştır.
Kolektif alanın üretim gücü sistemin öznelerinin ve sistemin kendisi için tükettiğinden fazlasını üretir olmakla kolektif sistem birikimlidir. Kolektif birikimli depo enerji nedenle kolektif bir yapı çevrimli ve sürdürülebilir olmaktadır. Buna sistemim “sürdürülebilirlik enerjisi” diyoruz.
Demek ki kişi davranışı kolektif depo enerjiden karşıladığı maliyetle enerjiyi yokuş yukarı yapmaktadır. Bir alan iniş ve çıkış yönüyle polarmalıdır. Yani bir alan en az iki kutuplu ve farklı gerilimlerledir. İniş aşağı olan yön düşük potansiyelli bir gerilim kutbu iken, tırmanma eğimi, yükselen gerilim kutbudur.
Kolektif alanın çevresi gibi düşük gerilimle, kolektif alanın çekim merkezi gibi yüksek gerilimlidir. İki polarma (kutup) alanı arasındaki akış, "kolektif direnç ve öznel direnç ile kontrol edilir. İki kutup arası polarma gerilimi taşıyıcı dalgadır. Kolektif sistemin bu taşıyıcı dalga üzerine modülasyon alanı olması sistemin öznel kontrol edilirliğidir.
Mülkün sahibi tanımlı El mana anlayışı tamamen yalan üzerine kuruluydu. Köleci El anlayışı nereden ileri geliyordu? Kolektif alan içinde kolektif işleyişin servet birikimine göz dikmiş kişisi tutkulardan ileri geliyordu.
Kimi bencil kişiler kendi bencilliklerinin peşinde gitmek için mülkün sahibi söylemini kurgulamıştılar. Aklı içinde "mülkün sahibi" tasımına alanı açan, fakat mülkün sahibi türü bir mana anlayışını da ortaya koymayan kişiler de bu tür mana anlayışına hayli yakın kişilerdi.
El mana anlayışı içi ve açılımı kodlanmış (şifrelenmiş) mülkün sahibi söylemindeki bencilce düşünme ve bencil eylemli iştahtan ileri geliyordu.
Kolektif bilinç içinde ilk tuzak mülkün sahibi söyleminde gizlenmişti. Kolektif alanı mana alana çevirmek için “mülkün sahibi” söylemi icat edilmişti. Mülkün sahibi söylemi kolektif alana karşı ve kolektif alan kişilerine karşı kurulmuş tuzaktı. Bilge Enki kurnazlığıydı.
Mülkün sahibi söylemi; “Sizin sahibiniz de El demek" anlamına bir söylemdi. El’ in ilk taayyün ediş söylemi içinde El kolektif ortamın öznelerine “yerin ve göğün sahibi olanım” diyordu.
El 'in, sahibi olduğunu söylediği Yer ve Gök sözcükleri kolektif alanın kolektif özneleriydi. El bu sözü söylerken kolektif alanın hiç farkında değilmiş gibi söylüyordu. Kolektif alanı görmezden gelişle söylüyordu. Kolektif alanı muhatap almazmış gibi söylüyordu. Aslında görmezden geldiği "şey" görür olduğudur. El 'in hitabı görür olduğu şeye göre zıt söylemdi. Kolektif alanın zıt yüzüydü.
Tuzak da buradaydı. El geçmişte olup biten ve olmakta olanı hıfzeden kolektif hafızayı kendine göre söylemlerin; insanlar üzerinde ağırlık etkisi yaratacak anlatımlarıyla ifade ediyordu.
Yer tanımı Akatlı gruba göre aşağı toraklarda oturanlardı. Genellikle tarımcı ve balık üreticisi gruplardı. Yerden göğe, yukarı topraklara çıkanlardı.
Gök te Sümerlere göre yukarı topraklardı. Yukarı toprakta oturanlardı. Yani Göklülerdi. Gökte oturanlardı. Gökten yere inenlerdi. Gök yerliler genellikle çoban toplumlardı.
İlk ittifaklar yapılana kadar Yer Gök ittifakı o güne kadar bilinen hafızalarda olan bir anlam ve anlayış değildi. Hiç olmayan yeni bir oluşumdu. İttifaklar birer üretim ilişkisi ve üretim hareketiydi.
Üreten ilişki ve ittifaklar doğa karşısında bulduğu ile yetinen bir çaresizlik değildi. Yer ve Gök ittifakı üretim gücünden kaynaklı olan nedenlerle “bağıl kararlar alıyor, hükümler veriliyordu”. Bunlar inanılmazdı!
İnanılmaz olanların tümü Yer’in ve Göğün iç içe olan kolektif ve ittifakı üretim güçleri ile kolektif özneli kolektif irade gücünden ile ileri geliyordu.
Unutturulan kolektif gerçekler kurgulanmış sanal bir El mantığıyla hatırlattırılacaktı. Ya da kolektif bağlamıyla unutulanlar El mantığı bağlamıyla hatırlanacaktı.
“Rızkımı veren Hüda’dır kula minnet eylemem”. Rızk ve kul söylemindeki kolektif geçmişli hafıza yeni biçimiyle hatırlanıp, özelleştiren mantığın direncine dönüşecekti.
Özelleştiren “kolektif mülkiyet içinde”: kişinin temel ihtiyaçlarıyla belirli ve yönelimle olan davranışlar, dışta karşılıklı ve bağıl enerjili transfer enerjilere dönüşmüştü. Kişi üzerindeki transfer enerji, başka kişi üzerinde bir enerji türünden diğer bir enerji türüne dönüşüyordu.
Rıza gösterilen teslimiyet de kolektif paydaşlı kişilerin kolektif haklarını mülkün sahibi denen iradeye teslim etmesiydi. . Artık kavmin kolektif haklar üzerindeki iradeleri, karar vericilik katılımları, İbrahim ve Musa’ya geçmişti. “Mülkün sahibi”; “mülküm olan yeri göğü size verdim” diyen söylemdeki modüle edilen kodlama buydu.
İbrahim ve Musa söylemli bencil ve vaatçe teşvik, inanıcıların kendi üzerine kendi etkime büyülenmişi olmakla, inanıcılar “çöpsüz üzüme uzandıklarını” sanıyordular.
Arzı mevut çöpsüz üzüm bağlamla; başka kolektif alanların emek ve bilgi birikimi olan kullanımları Musa’nın El ‘i tarafında; Musa’nın eli ve Musa’nın yönlendirir olma teşvikiyle Musa’nın kavmine vaat edilmiş topraklardı. Musa’nın kavmi bu hukuksuzluğu El ‘in bu vaadi ile kendilerine meşru kılıyorlardı.
Birikim gibi kolektif bir alan etkisi ortaya çıkana kadar El; “Mülkün sahibi benim” demedi. “Ben mülkümde dilediğime dilediğim kadar veririm” demedi. Dilediğime de kıt veririm. Dilediğime de hiç vermem” demedi. Bu cümleleri söylenene kadar hemcinslerimiz ne gökte uçana ne yerde kaçana ne denizde yüzene benim demiyordu.
Fırsatını bulduğunda orada burada avlanıyordu. Ot, kök, meyve, kurtçuk, böcek vs. topluyordu. Ne ödünç alıp, ödünç veriyordu. Ne borç alıp, borç veriyordu. Ne de gökteki (uzaydaki) yıldızlar groteskti yalın düşünüşle dikkatini çekse de “yıldızlara sahip olmakla emrine verilmesini dileyip istiyordu”.
İlk yaratılış anlatımı totem alan içinde “üretim ilişkisi nedenle” ortaya çıkmıştı. Yaratılış o şeyleri, o üretim ilişkisine göre olan bağıntısıyla anlatıp adlandırmaktı. Tasnif edip, kategorize etme işiydi. “Daha hiçbir şeyin adı yokken/ Ne demet edilmişti ot/ Ne biçilmişti kamış…” diye başlar “Enuma Eliş” denen ilk yaratılış destanı.
“Üretim hareketi” gruplar arası üretim ilişkisinden doğmuştu. Her grup farklı kullanım ve farklı tüketim tarzının üretim alanıydı. Kolektif alan artık sağlasan bir üretim alanıydı. Kolektif alan sosyal ilişkiyi üretim ilişkisiyle koruyordu. Totem meslekleri farklı kullanım ve farklı tüketimlerin değiştirme değerini ortaya koyuyordu. Bu değiştirme değeri nedenle “üretim hareketi gruplar arası fark olan girişmenin ürünüdür”.
Gruplar arası tarımcı meslekler, madenci meslekler, çobanlık gibi fark yaratan meslek ilişkilerinin her biri farklı işlev, farklı iş türü, farklı düşünce ve uğraş aşamalarıydı. Farklı isimlendirmelerdi. Farklı tür iş ortaya koymalardı. Farklı kullanım ve farklı tüketim değeri ile farklı düşünme mantığı ortaya koymanın cazibesiydiler.
Yine üretim ilişkisi “Farklı işe göre farklı düşünme ve farklı düşünce ortaya koymanın mecra girişmesiydiler” vs. Yani bir çoban tarımcı gibi madenci gibi düşünemediği gibi bir madenci de bir tarımcı bir çoban gibi mantık dizgesi oluşturamıyordu. Görülen işler düşünce dünyasının içine yansımıştı.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...