Mezopotamya Sinear bölgesinin kuzeyi, yukarı yerin gök toprağı olmakla; Kalde, Akad yurduydu. Gök yurdu olan Akad daha çok gök ehli çobandılar. Gök yerlerin aşağısında kalan Sinear bölgesi daha çok tarımcı olan yer ehli gruplardı.
Totem meslekli grupların ön ittifaklı temasları yapabilmek için iki grup kendi bölgelerinin sınır değinişlerinin yapıldığı yere geliyorlardı. Bu temas yerleri bölge içi hareketliliğin en aza indiği değinim yerleri olan kesim noktasıydı. Kesim noktalı, kutsal tapınak alanları yukarı toprakların aşağısında; aşağı toprakların da yukarısındaydı (gökteydi).
Aşağı yerdeki totem gruplar kesim alanına gelmek için göğe (yukarı topraklara) çıkıyordular. Yukarı topraklar da olan göktekiler de kesim alanına gelmek için aşağı topraklara doğru yere iniyorlardı. Göktekiler yerdeki makamı takdis ederlerken yerdekilerde göğe miraç ediyorlardı.
El'in anlam olukla oluşturulan tartışmaları kendi kotarıcıların dışında herkes için aynı şekilde açık ve anlaşılır değildi. El'in mana anlaması yeni olukla ortaya konsa da kolektif sahiplikle anlaşılıyordu. Bu nedenle El'in toprak, mal, mülk, sahipliği; çok kişi için ha kolektif olan toplumun sahipliğiydi. Ha El'in sahipliği olmakla da dile getiriliyordu. Anlamlar net değildi. Böylesi tartışmalar içinde olmak, kimi ön ittifaklı tartışmacılar için sürecin içine balıklama dalış olmaktı.
Ön ittifak içinde kolektif emek ve kolektif emek gücü organize olup, inşaca oluyordu. Henüz ön ittifak içinde kişisi emek inşacı değildir. İlk kolektif çaba olan sosyal sahipli gayret, emek ve emek gücü; kolektif grup emek gücü olukla; totem grupların içindeydi. Totem gruplar ilk kez kendi totem mesleklerini organize edene kadar; içinde oldukları organizasyonda sosyal kültürleri daha ağır basmakla; davranışları daha çok "sosyal birlikler" dediğimiz yapı davranışlarıydı.
Sosyal tutum içinde olmakla birlikte totem yapılar, totemi süreç sonlarına doğru üretim hareketini de başlatmışlardı. Sosyal sahipli totem meslekli yapılar, ilk üretim hareketini başlatır olmalarından ötürü, toplum karakterli yapılardı da. Totem meslekli grup yapılar; ön ittifaklı sentezler içinde karmaşık organizasyonların entegresi oldular. Böylece totem yasalara karşı ilk kez; "üretim hareketi içinde irade kullanan ilahi dönemli sentez yapılar" vardı.
Artık El ile birlikte El iradesine teslim olmak vardı. Üstelik El iradesine ilk teslim olmanın da kişiler arası haz yarışması vardır. "El der ki; "De ki ben ilk teslim olanlardanım". Yani irade olan kadere iman vardır.
Toplumun gücü, kişilere özgürlüğün kullanımı oluşla yansıyordu. Özgürlük toplum sayesinde ortaya konmuştur. Kişisel özgürlükler, toplumsal sağlanışla olan özgürlüğün üzerine inşacıdırlar.
Yani üreten toplumsal gücün bizi özgürleştirmesi olmasaydı kişisel olurla otomobile binen; Ay'a giden; kışın sera karpuzu yiyen özgürleşmeler oluşun getirdiği özgürlükleriniz de olmazdı. Ya neyiniz olurdu? Güce biatiniz. Toplumsal güce, El adı altında tapınmanız olurdu. Bu güç doğal güç değildi. Doğada kendiliğinden olan güç te değildi. Bu güç kolektif emek gücüydü.
Siz bugünkü süreciyle olan hale gelmezden önce, geçmişte de bugünkü gibi değildiniz. Geçmişiniz, bugünkü yapısal durumunuzladır. Sizin bugünkü pek çok haliniz, geçmişle; geçmişin inşası ile açıklanıp anlaşılır olur. Bugünkü haliniz de geçmişin içinde yoktur.
El ve hak sözcüklerinin "şimdiki kullanılan anlamı", geçmişte yoktur. Ön ittifakı süreç içinde tartışılan El ile oligarşiyi inşa eden El başkadır. Oligarşin olan El, ilk El’in sosyo toplumsal yapılı üretim tüketim olan paylaşımlar ilişkisine bağıntılı değişime dönüşmelerle oluşan, düşünsel evrimle olan El’in emperyalist şeklidir. Yani ilk inşacı El, şimdiki evrensel bilince uzanan olan El ile aynı El değildir. İlk inşacı El, şimdiki El'e gelişme referans olan El olmakla, kendisinin ileri sürecidir. Haldeki El, geçmişin konturları dışında, şimdiki zamanını da kapsar.
Şimdiki kendi zamanı içinde tanınmış olan El'in, inşası içinde El'in oluşma zamanı dediğimiz çocukluk hali varsa da; o çocukluk şartları şimdiki ortam içinde yoktur. Biz genellikle şimdi olup biteni geçmişle; geçmişte olup biteni şimdiye aynı kılarız. Şimdiki El şahsında, geçmişe dek bu süredurumların koşulları bilinmez, görünmez olurlar. O eski koşulların anlamı şimdi yeni söylemleriyle anlaşılır edilirler.
“Kişisel sahiplik” kapsamında "hak olan sahiplik"; rızk saçılması olukla kime isabet edeceği bilinmeyen bir “rızkın ya da nasibin beklentisiydi”. Durum bu olmakla o şans piyango çekilene kadar veya nasipler pay edilene kadar sizleri de; bize de çıkabilir ya da bu nasipten bize de bir pay (ikram) düşebilir, mantığı içinde tutmaktı. Bu “size de çıkabilir” vaadi kişileri yanılsatan ve kişilerin beklenti içinde olmalarının; vaadiydi. Bu bağlamla gerçekten de bu söz iman, inanç ve ahit belirten; kalubela sözüydü.
El kavramı her şeyi kendisi ile başlattığı için önüne geldiği kavramları da kendisi ile başlatan bu anlam içerikli anlatımla pekiştirir. El'in toprağı, El'in adamı, El beyt, El ehli beyt, El Amran, El Lat, El Uzza, İsma El (il), İsra-El, İsra-İl, Cebra-El (İL) mika-EL vs. söylemleri El ile başlamak ve El ile “tanımak” ve El ile “tanımlamak” için köleci sistem sahipliğine damgasını vuran anlama ve anlatımlardır. He şey El ile El’in sahipliğini takdir eden bu ulama ek ile anlam alır. Anlamını bulur. Her şey El ile bilinir olur.
Bu niye böyle? “Ya Malik El Mülkül Zül celali vEl ikram” ile öyledir. El kendi zül celalini (ulu olma ya da azametli olma veya büyük olma yahut ta malik oluşun (sahipliğin) “nasıl olduğunu” ikramla (rızkla, rızk saçmayla vel ikram ile) açıklıyor. Çünkü El hak; öyle buyurdu, öyle irade etti. Çünkü “El Şadday dağı gibi” söylemin başındaki ya da sonundaki veya söylem içindeki El söylemli takı, bir yerin sahipliğini ve kişiye ikram oluşunu tanımlar.
Daha önce, ön ittifakın son dönemi içinde kendisinden bahsedilmiş; kendisi tartışılmış olan El; kolektif olana karşıdır. Kolektif olmayanı söyleyen bir tanımdır. El bu anılma ile belleklerde yer alan kelimedir. Giderek El kavramı içindeki kolektif olmayan durum açıklanacaktı. Böylece El daha belli konturlarına kavuşacaktır.
Yani siz El sözünü söylediğiniz de karşınızdaki ön ittifak aiti bir kişi El’in tartışıldığı bu ön ittifakı dönem sonunda ve köleci dönemin başlanışı içinde olan (Nuh grubu gibi ön ittifak aiti) kişiler; hem ön ittifaklı olan belleklerin; hem de köleci eğilimli olur düşünceci anlağın içinde olmakla El sözcüğünün belirttiği bu iki durumlu olan anlamı çok iyi bilinmektedirler. Oysa Yehve ne ön ittifakın içinde bilinir. Ne oligarşin yapı ortaya çıkana kadar da monarşi olan, El tipi kölecilik içinde hiç bilinmezdi. Ancak milletleşen oligarşin yapılarla anlaşılır bilinir olandır Yehwe.
El hak sözcüğü kolektif olana karşı böylesi bir belirlenimdir. Eğer el hak sözcüğü diri olanı hep var olanı ifade ediyorsa bu belirleme daha sonra olan bir belirlemedir. Bu söz kolektif olandan önceyi ifade ediyor gibiyse de uydurmadır. Kolektif süreçlerin ve kolektiften önceki süreçlerin diri olan, hay olan hep var olan gibi bir tartışma ve anlayışları toktu. Çünkü özel sahiplikleri yoktu. Özel sahiplikleri olmayınca, özel sahiplikleri olacak “rızkı” onlara verecek olan da yoktu. Mana düşüncesi vardı. O da diri olan rızk olan, sahipliği olan mana anlayışı değildi.
Yeni oligarşin süreçle oluşturulan milleti lafızla olan hafızalar totemi olan etnik hafızaya ya da totem yasalara aykırı oluşlardı. Üstelik te oligarşi sentezli milletin içindeki söylem lafızları da; totemi yasalarla, ilahi yasaların içinde hiç bilinmeyen sözlerdi. Örneğin; “çalmayacaksın, zina etmeyeceksin, yalan söylemeyeceksin, tapmayacaksın vs.” gibi çalmak, tapmak, zina gibi ahlaki kurallar totemi dönemle ilahi dönem içinde bilinmiyordu. Böylesi ifadeyle söylenen totemi ve ilahi yasa, yoktur.
Oligarşin milletler ve oligarşinle taleplerle oluşan dini yasalar bazen ilahi dönemde kullanılan sözcüklerle de hitap etseler lafızlar anlamca birbirine aykırıydı. Örneğin dini terminolojiler de, İlah sözcüğünü söylerler. İlah izole yapıları ittifak haline gelmesi için karar alan totem grubun tüzeli olan üreten grup gücü iradesiydi. Kolektif oluşun uzlaşı senteziydi. Oysa dini terminolojilerde geçen ilah ortaklığa karşı olup ortakları olmayandır. Grup iradesi değildi. Neden göstermeden keyfi olan kişisel irade kullanandır. Kronolojik sıralamaya göre ittifaklar ilah sözünü, daha esamileri bile olmayan dinlerden çok önce kullanmışlardır. İlah sözcüğünün patenti dinlerden önce ittifaklardaydı.
Kişisi sahipliğin kuralları, El’in kendisinden önce yerleşik bir gelenek halinde bilinen bir şey değildi. Oligarşi içinde süreçlerin yaşanmasıyla “dini gelenekler kutsamalı” kurallar inşa edilecekti. Bu kurallar On Emirde de belirttiği gibi “Çalmayacaksın, Zina etmeyeceksin. Yalan söylemeyeceksin. El İlahınızın yanında başka ilahların adını ağzına almayacaksın…” diyen yaşanmışlara göre söylemler olacaktı. Çağlar boyu günümüze kadar da devam edecek olan oligarşin milletler, El süreçleri içinde ahlak anlayışı olan bu kuralları biçimleyecektiler.
“Rabbinin adını boş boşuna söylemeyeceksin” diyordu. Bu söylemle Rabbinin adı dediği, zaten herkesin “kişi El ilahı” olan dönemin El’leriydi. Süreç on iki boyu millet yapmanın ülküsü olan süreçti. 12 sıbt (boy) demek her biri 12 tane bay erki demekti. Köleci yapı çekirdeği olan, 12 tane ayrı ayrı El demekti. Her bir El kendi şanslı kişisine malı, mülkü vermişti. Bu El sadece o kişinin El’iydi. O kişiye servet vermişti.
Ama servet verilmeyenlere de vaadi de vardı. İşte bu “vaade dayanakla” mülksüz kişiler (İbrahim ya da Nemrut’un veya Firavunun vs. El’ine biat ederek; inanıp iman (sözleşme-ahit) ederek; El öperek itaatle İbrahim ve Nemrut’a verilen “dünyalıktan” dünyalık bekler oldular. Dünyalık diye kavramlar bile değişip kişileri gerçek olan nesnel ilişkilerden ve nesnel anlamalardan koparır olmuştu. Bu verilen mal mülk gibi malın mülkün kendisine verilmesini isteyip umanlardan da köle inanırlarını oluşturmuştu.
Firavun, Nemrut, İbrahim, Lazzar vs. niye İbrahim, Nemrut ve Samiri’dirler? Çünkü her biri başka bir El himayesi olan bay erki, monarktır. Her biri farklı bir ittifakı yapının içinde boy veren ya da ittifakı yapı içinde İnanırlarıyla sürgün yiyen; aynı düzlem içindeki farklı farklı anlayışlı mal sahipliğinin anlayışıdırlar. Kendi kotarmalı El’i olan mana algı gücünün, ona rızk-nasip verdiği kişilerdirler. Ayrı ittifak kültürlü oluşmanın mal sahiplikleri içinde olamamakla; Sana veren El, bana da verdi diyemiyordular.
Burada bir şeyi daha vurgulayıp konuyu kendi sınırları içine çekeceğim. On emir şimdinin söylemi içinde “Allah’ın adını boş yere anmayacaksın. Allahtan başka ilahın olmayacak” şekliyle ifade edilmektedir. Bu ifade şekli şimdiki anlamıyla Yüce Tanrı’nın tanınmışlığı olan söylemdir. MÖ. 1200’lerde henüz Yüce Tanrı telaffuzu yoktur.
El; Tanrı ya da vacibil vücut, ya da vücudu bari gibi canlı oluş, diri oluş, hay oluş düşüncesiyle ortaya konmadı. Var olan kolektif sahipliği kişisi sahiplik kılma adına sahiplenmeyi; kolektif olandan kişisel olana ‘geçişi ritüel’ eden geçiş ritüeli, bir anlayıştı. Allah yerine geçen bir söylem olukla ortaya konmadı.
Yehwe oligarşisiyle El oi (Elohim olup ruh -o dur anlamına) olan bu söylem tek Tanrı’lı denen dinlerde zamanla eski söylemlerden El le-Al la-El il la-El il lah-Al al lah-Li il lah gibi bir yığın tekrar heceli yansıma isimle çok sonraları bu yeni anlamlarına kavuşacaktı. Yani Allah söylemine dönüşmüştür.
Ön ittifakı yapan gruplarla, grupların kendi kişileri şunu iyi öğrenmişlerdi. İttifakı yapan güç, totem mesleği olan üretim hareketi içindeki kolektif gayret ve çabalarının takasıydı. Gayretin, çabanın veya şimdiki emek gücü dediğimiz sürecin önemi, grup ve kişi ve ittifak hafızalarını kazınmıştı.
Bu şimdiki toplumun ve devletin devamlılığıdır. Kişi unutsa devlet ya da toplum unutmaz. Toplum, toplumsal hafızayla çalışır. Bu toplumsal hafıza kişisel değil, kolektif hafızadır. Kişiye bağlı değildir. Kişi ölse bile kişinin kendisinden ve bilincinden bağımsız oluşla kişinin dışındaki özne nesle koşullardan ötürü toplum hiç bir şey olmazla yoluna devam eder.
Totem mesleği olan gayret, çaba, gruplar arasında takas oluyordu. Ki bu taraftaki grubun gayret ve çabası karşı totem grup eliyle kundura, kumaş oluyordu. Bir grubun "totem meslekli emek gücü" karşı grubun farklı kullanım değeri olan totem mesleğine karşılıktı". Kimi kişiler; bu çaba ve gayret olan çalışmanın iyice farkına varmışlardı. Totem mesleği olan bu kolektif işi iyice düşünme etmişlerdi. Üzerinde kafa yorup, fikir jimnastiğini yapmışlardı. Çalışma ve çalışmaları kutsaldı. Bu tarz anlamayla kutsal oluş her şeyi açıklıyordu aslında.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...