Ama köleci sistem içinde merkez bankası paranın arkasında “üreten kolektif yapının emek gücü karşılığı olmak yerine merkez bankalarında emek gücü karşılığı “varmış gibi yaparsa” para asıl neden olan nominal durumla davranmayıp vesile nedenle davranır. Para şartlı üreten öğrenmeye dönüşür.
Para kolektif öz olan işlerge kuvvet gibi davranır olursa; paranın nominal değeri alçalıp düşmekle fiyat belirlenir. Fiyat oynaklığıyla enflasyon, deflasyon, pahalılık arz talep, faiz gibi sömürme enstrümanları ortaya konur.
Ve bu aldatan putlarla kurulan tuzaklar günümüzdeki gibi yatırımın gereği finansman, kur farkı gibi sömüren köleci burjuva dili söylemlerine dönüşürler. Farklı kullanım ve farklı tüketim değeri üretim tarihi başlangıcı içinde hiçbir zaman satış konusu, kâr konusu, alış veriş ve kazanç ticaret konusu olmadı.
Faiz geri bağlanımla, geri beslenme ilişkisine ya da temel korunum yasalı temel kaygılarınıza alakasız bir alakalıydı. Örneğin beslenme temel kaygınızdı.
Doğada sağlama olan beslenme üreten ilişkiler üzerinde köleci düzen içinde sistemin kolektif liginin bozulması karşısında; fakirin zenginde sağlama yaptığı "borç alma" biat etmenin alakalı alakasız sömürüsüne dönüşmüştü.
Sizler faiz kavramını duyduğunuzda; bu kavramlar aklınızda geriye atıf yapmıyorsa; bu kavramlar tarihsel bir alakasız alakaya çağrışım yapan şimşeğin dallanma ve çatallanması oluşamıyorsa; tarihsel bilincinizde eksiklik vardır. Ya da siz sıradan bir düz mantıkla düşünüyorsunuz demektir.
Köleci sistem; kolektif iradeyi, kolektif gücü ele geçirmek için kurgulanmakla, kolektif sistemi özel mülke dönüşüyordu.
Tekil kişinin belirsizle olan, birçok türlü eylemleri vardı. Kişinin kendi dışında kişiler vardı. Bu kişiler, kişiyle acıkma, savunma gibi aynı benzer durum içindeydi. Kişiler aynı verili durumlarla güdülüydüler.
Bu türden benzer güdülü durumlar; kişiler arasında eylem kesişmelerini ortaya çıkarıyordu. Tarih illa böyle davranışlı olacaksın, sen mülk sahibisin. Sen mülk sahibi değilsin; şöyle ekeceksin gibisinden belirlenimlerle sürece başlamıyordu.
Kaldı ki kır zambakları da kendi besinini; meyve olarak, tohum olarak, gövde olarak vs. depolar. Kır zambakları da yüzünü göremeyeceği yeni kuşağın çimlenmesi için yumrusunda depo besin saklar. Yumru çekirdekti. Zambağın yaptığı hazır depo besin çekirdek çevresinde yeni kuşağa miras edilir.
Başlangıcın üssel belirsiz durum içindeki kişi davranışları da tekildi. Üssel durumlar kuantumla nesne asıllı özdeğin, özelliğiydi. Kişiler en az dış dünya ilişkisi içeren yalıtıma bir özdeksel ruh yapıya sahipti.
Özdeksel ruh (bileşimle davranışçı) yapı bilinci güdü seldi. Güdü sel davranışlar da kişi öznesi egoydu. Kişi egoyla bilen bendi. Eylemli bendi. Özneydi. Öznel tutumluydu. Ego davranışları da tıpkı yumru davranışları gibi “sosyal davranış” ve “kolektif davranışların depo enerjisiyle sarılıp sarmalanacaktı”.
Tekil kişi eylemleri içinde kişinin egosuna uygun eylemlerden kaynaklı yol kesişmeleri vardı. Kişiler, seçme ayıklaması yapılacak olan bu tür yol kesişmelerinin üssel davranışı içindeydiler.
Kesişmeler içinde seçme ayıklaması yapılan imgeler, ortak deneyden gelen imgelerdi. Yani tekil kişiler de ortak alan içinde, ortak deneylerden yansıyan, ortak anılı, ortak imgeler vardı.
Ortak imgelerden birisi de bir an için ortak alan yapılan bir yerde rastlaşmakla meyve toplayan iki kişi arasında olsun. Acıkma duyumu her ikisinin, kendi içindeydi. Ama her ikisi de kendi dışındaki nedenle oradaydılar.
Bunları niye söylüyordum? Süreci anlamak için söylüyordum. Musa-İsa gibi duyarlılığı anlamak; vahiy ile oluşturulan köleci kolektif mantığı, geçmişi ile birlikte anlamamız için söylüyordum. Eğrilikler karşısında, köleci çıkarım ile yapılan doğrultmalar, olması gerekene göre yapılan doğrultmalar değildi.
Doğrultmalar temel eksene göre değil, sanal ve kişi tamahı iradeyi yansıtan vahye göreydi. İsa, Musa gibi duyarlı kişilerin intikaya uğratılmış bu tarz sanal belirlenmelerle oluşan köleci kolektif düşünce içinde olmaları; herkes gibi onların da neler çektiğini anlayabilmemiz için anlatıyordum.
Bazen okur hem zaman kıtlığı nedenle, hem ilgi alnı olup olmamakla her yazdığınızı değil de ilgisini çeken başlığa dek konuyu hasbel kader okuyor olacaktır. Bu nedenle siz başka yerde belirtseniz de her bir konu içinde de tekrarlar yapmak zorunda kalırsınız. Yazınız tematik bir devam olmakla bazı tematik konular o konu içinde tekrarlanıyor da olabilir.
El zenginliği ve fakirliği keyfi dağıtmanın, irade gücü içindeydi. Bu irade gücü “Rızkınızı takdir ettik” demekle herkes dağılacak olan mal ve mülkten kendisine isabet edecek malın mülkün hesabı ve hayali içinde oluyordu.
Bu hayal kolektif bağı kolektif düşünceyi geri atan aradaki bağ kuvvetini zayıflatan düşünceydi. Herkes ile uyandırılan imge bu olsa da; kolektif zenginliği keyfi takdire göre dağıtma işi, Firavuna ve Musa’ya verilecek malın, niyetini gizliyordu. Kolektif oluşa kurulan tuzak herkeseydi.
Herkesin kolektif muktedirliği eline geçireceği, düşünülsün isteniyordu. Balıklama atlanan yem buydu. El yaptığı mülk dağıtma işiyle kişilerin kaderlerini belirlemişti! Mülk dağılımı yapılan ortam yeni durum ile yeni durumun birbirine bağlı üssel davranışlarının açılımı içindeydi.
Eğer ilk kurulan köleci ortamın sterilliği bozulmuşsa. Ve ortamda "banker bank" denen yeni türedi para adamı burjuvalar belirmişse. Ve bu burjuvalar borçlandırma hususunda da El i taklit ederek, El ‘in yolunda giderek; El ‘i kendi silahıyla vurarak feodal efendi ile çoban efendilere öncüt verip; verdiği borcu kat kat fazlasıyla geri alıyorsa; ortaya yeni bir İRADE ile çatışkın bir güç çıkmış demekti!
Yeni iradi güç Mamondu. Bütün sorun şuydu. El 'in egemenliği mi, Yoksa Mamon ‘un iradesi mi? Siz de El den yana mıydınız? Yoksa Mamon ‘dan yana mı taraftınız?
Aslında sizin işiniz "kırk katır mı, kırk satır mı? Olmanın iki arada bir derede kalıp ezilme, konusuydu. El 'in kolektif sistemle olan savaşı çoktan bitmiş. Arada 3700 yıl geçmişti.
Tanrı'nın vardı merdutları
İğfal ediyor, baştan çıkarıyor
Bir iradeyi selahiyetle, şeytan
Düze saydı, sarpa koydu umutları
Egemenliktendi yediği her dutları
Doğrudan deneysel olmayanı bilmekle, bir ya da iki kez tecrübe olanı bilmeyi birbirinde ayıralım. Bu durumu yol üzerindeki bir çukur örneği olarak düşünelim. Araçla çukura düşmek insanların yaşanacak olan kıyameti olsun. Henüz hiçbir kaza gerçekleşmemiş olsun. Bir insan kendi dolaylı duyumları, algı ve deneyci yaşanmışlık yansımalarından hareketle; kendi kestirim gücü öngörüsü içinde bu kıyameti görüp; akıl edip; bilinçlice ifade ederse; bu insan dâhidir.
Eğer insanlar, çukurla ilişkili bir, bilemedin iki olayı yaşandıktan sonra bile; hala insanların geneli çukura düşmeyi bilinç edinememişken; buna rağmen bir insan çukura düşüleceğini dile getirmişse; çukura düşülebileceğinin uyarmasını yapışla konuyu işlemişse; kişi konuya dikkat çekmişse; bu kişi insanımız sanatçıdır.
Yok eğer çukura düşüş olayı gündelik, sıradan oluşla, herkesin bildiği faili bir kıyamet olmuşsa; bu tanı genel çoğunluğun bilinçli ve görgül söylemi olacaktır. Böylesi bir rutin durumu bilmek; vakti gelmiş zorunluluk olmuş olmasıyla, bu kazanın söylenmesi de; artık sanatçılık değildir. B.K]




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...