8-]Bu türden toplumsal kültürü oluşmamış söylemlerin en radikal bilmezlik deyişleri de; etnik (halksal, bireysel) özelliklerin bir mozaik, bir ebrulu oluştu söylem cehaletidir. Mozaik yapı toplumsa olacak devinmenin kurumsa rahatlığını ortaya koyabilir bir yapı değildir. Ara bağlarla devinemeyen bir ilişki girişim biçimidir, toplumları felakete sürükler. Ebruli oluş, renksel tayf ve girişme eğilimliliği ile paçayı kurtarır bir söylemse de, toplumsal yapıyı ve işleyişini bilmezlik nedeni ile atıl yanlış bir düşüncedir.
Bir kere etnik yapı toplumun bir unsuru değildir. İkincisi hiç bir etnik yapı, kendi özelliği ile toplumsal işleyişte hem girişemez, hem ilişkilenemezdir. Mutlaka toplumun aiti olan süreç girişmesi zorunludur. Yani toplumsal ilişkilenişle devinmesi şarttır. Etnik işleyiş toplumsal işleyişle girişmedikçe uyuşmazdır.
Şu örnek etnik yapının toplumsal yapı olmadığını ve toplumsal yapıyla ilişkilenir bir unsur olmadığını, bir iyice anlamamıza, yardımcı olur düşüncesindeyim. Bir kere güncedeki toplumsal ilişkilenişe göre, etnik yapılar zaman dışıdır, bu hiç unutulmaya.
Kültür maddi manevi oluşturulan düşünsel ve eylemsel etki eşmeler bütünüdür. Dolaşım sal etkime ve etkilenmeli iletişimlerdirler. Bu bağlamda din, dil, gelenek, görenek, ritüeller, büyü teknikleri, sanat, bilgi üretme, düşünce üretme, üretim teknikleri ve üretimlere dek teknolojileriniz, giyim kuşam, oyun ve şarkılarınız, ahlakınız tarihi geçmişiniz gibi birçok etkinlikler akla gelir.
İlk kültür girişme iletişimi işaret dili yani beden dilidir. Bunu için de doğayı yansıtma, doğadaki varlıklar gibi olmanın taklitleri vardır. Bu iletişimdi kültürü oluşturmaya değin seviyelerden, bugünkü seviyeye gelinmiştir.
Kültürün başlangıçtaki en büyük taşıyıcısı, kültürün sosyal gen aktarımlı olması ve anonim olması ilkesidir. Yani yazısız bir kuşaktan kuşağa aktarımdırlar. Bu nedenle bu çevrim içinde değişme ve değiştirilmeler çok çok olası idi. Her kültür günceli yansıtır olacağından, sözlü aktarımlar da güncele uyarlanacaktır. Böylece aktarılan kültür orijinal ilk yaşam tarzlarını yansıtmaktan uzak olacaktır. Her aktarımda değişme ve değiştirilme, sözel olduğundan, sözün uçucu oluşlarından ötürü, bu sözlü aktarım kültürün bir sakıncasıdır. Zaman ile ve yazılı dönemle birlikte, bu sakınca kısmen de olsa büyük oranda ortadan kalkacaktı.
Siz gerilimin yönünü belirlememişseniz; yani akımın yönü A alanından B alanına doğru mu? Yoksa B alanından, A alanına doğru mu, akışın olacağı belirtilmemişse; bu durumda sistemin kendi dalgalanması olacaktır. Bu dalgalanma bir taraftan diğerine, diğerinden de bu tarafa doğru gelgit dalgalanmaları olacaktır.
Ekvator belirleyeninin, iki yanında bulunan oğlak (A) veya yengeç (B) içti sınırları arasındaki alanlardan birine doğru bir yayılma ile ilişkilerini bozmayan bir uzanım noktalarını giriştirme ve hareketlendirme konumunuz vardır. Bu konumda, toplumun öznel yapısını, toplumun nesnel olan yasallığına (eksen dönmesi çekimine) bağlı kalaraktan, gelgit hareketlerini sınırlı bir istenilen noktaya kadardan düzenleyebilirsiniz.
Siz çeşitli ekseni çapla bir tropik dönence aralığında direnç noktalarını kontrol ederekten sıkışan ve genleşen alan bölgelerine gel git hareketi yaptırıyorsunuz. Eğer bu tropik sınırdan birini, diğerinin lehine aşarsanız; oğlak ya da yengeç dönencelerinden birinden ötelere geçiş yaparsanız eşitsizliğin şiddeti artacağından denetlenme kontrolden çıkacaktır. Tropik konum ilişkileri bozulacağından ortam toplum ve halkın ayaklanmalarına dönüşecektir.
Demokrasi, bu eşitsizlikti gelgitlerin, diğer taraftaki tropikal işleyiş alanı dışına çıkmaları karşısında sistemin şiddetli bir direnci ile vardırlar. Ekvatoral (tropik) alanda genelde tek tip (eşitlikti) özellik hakimdir. Gece ve gündüzün eşit olması gibi. Devamlı yaz mevsiminin yaşanması gibi. Ekvator alanın dışında eşitlik bozulması artar. Yani otoritenin yönü kaymıştır.
Diyelim ki A alanından B alanına geçen Otorite bir taraftan diğer tarafa doğru sertleşmiştir. Demokrasi bir sistem referans ayar denetimidir. Hem de sertleşen otoriteyi yumuşatan bir iliş kinliktirler. Değilse demokrasi; kendi başına bir var oluşlarıyla, hepimizin onun peşinde olduğumuz, bir milli piyango kuşu değildir. Eşitler arasında, demokrasi olmaz. Güç ile güçsüz arasındaki öznel irratasyonel reostasıdır.
Demokratik ilişki bağları, toplumsal korunan noktaların referans noktalarına dek alan zamanları içinde devinirler. Demokrasi, toplumun eşitlikti değinme noktalarına yaklaşılma girişmelerini başlatır. Yine demokrasiler eşitsizliğini koruyan bir kırpma, kırpılma, hareket türüdürler. Bir anlamda demokrasi eşitsizliği, yani sistemin girişmesini de korurlar. Sistem değinim noktalarının, ekvatoral eksene olacak çakışmağı düşmesini, önlemek içinde, eşitsizliğe dek olan; demokratik ilişkisini de yaratmaktadırlar.
Her bir etnik birliklerin aynı totem soydan olmayanı reddeden aşırı tepkileri, böylelikle kabul edilir bir sindirme düzeyine, bu kabul edilişle erişilmiş, bu günkü uygarlığa gidecek yolun temeli atılmıştı. Artık iki etnik totem yapı kutsal ittifakla; kutsal birleşme ile akraba ve kardeşlerdi.
O dönemlerin anlayıştı, tabudu kutsallıkları içinde; 1- verilen ahdi tutmak; 2- kutsal yerde (kutsal buluşma ve temas yerlerinde; sonradan buralara tapınakta denecek yerlerde) kutsal birleşmede bulunmak, en öne çıkan ittifakı and içme idi. Kutsal ve babasız (kutsal totemden angınlı) doğumlar, o günlerin vazgeçilemez önemde, hayati önemde olan bu günkü uygarlığa geçişin vize tabusudur.
Kutsal ittifakın ortaya çıkardığı kültür birliği, o güne değin totem anlayışın ve tabuların ön göremeyeceği denli yepyeni doğum sancılarına ve doğumlara yol açmıştı. Her doğum sancısı ve her doğumlar; aşılması gereken, çok çetin bir çelişki ve sorundular. Söz gelimi kutsal doğumla olan yeri ürünler hangi grubun aiti olacaktı, gibi velayet sorunu ittifakın önünde, daha yüz yıllarla aşılacak çatışma ve sorun olarak yaşanacaktı.
Eşeklik, hem ad olarak belirten bir takı
Hem de çuluyla semeriyle bir sıfatı bakı
Vakit ola ekine dadanıkla girdikte ekine eşek
Yiyecek yeşili, ekin sahibi bırakmayacak peşini
Eşitlik, bir tamam olamayışın, tamam oluşa yürümesi gibidir sanki. Tamam, oluş, olmuş bitmiş olan değil, her aşamanın, ikmal edilir olan bir sürekliliğidir. Ve olabildiğince soyut oluştur. Tamam, olma ya da natamam olma tanımlamasını ancak, olmuş bitmiş olgu, olaylar dizgesinin kesikli olan kullanım sürekliliği içinde söyleyebiliriz.
Değilse sonsuz bir dengede oluştu sürekliliği içinde eşitlik anlayışları, hiç olmayan bir durumun, tasım salıdırlar. Sonsuz bir eşitlikti denge, şimdilik bizce bilinir değildirler. Eşitlikti olan nokta alanlar geçici pozisyonlarını, geçici bir süre denge eğilimi yapacakla; yeni dengesizliklere yönelecekleri eğilim anlarının belirmesine dek, bu görece eşitliklerini korurlar.
Ya da aşağıdaki ifadelerdeki gibi bir denge ya da dengesizliklerin eşitliği vardır. Bizlerin birbirimize aktarırken söylediğimiz; bir tarağın dişleri gibi soyut olan eşitlik, söz konusu değildir. Yürür deki olgu ve olayların, yeni belirişlerin, her bir ilişki durumları içinde, sürekli yeni olan, kendi eşitsizlik ve eşitlik karşıtlığını ortaya koyacaktır.
Bu da, insansı başarıdır. Yani farklılıklar zorunludur. Farklılıklar, eşitlik anlayışının çelişmesidirler. Ve doğanın dinamik oluşudurlar. Farklılıklardan yoğaltılan, moda mod olmayan; sosyal ve siyasal emek harcanması ve eğitim olanağı; sağlık temini olanağı gibi geçici ve eşitlikçi denkleşmeli olan; kararlı olan; zaman ve zemin düzlemine görece bağlı olan; oluşmalar zorunludurlar.
Eşitlikte amaç zorunlu ihtiyacı olan dengeleri gözetir olmaktır. 3 kuruşa ihtiyacı olana, illa ki eşitlikti anlayışla; beş kuruşu ön görmek yanlıştır. Yine yedi kuruşa ihtiyacı olana da eşitlikçi yaklaşımla illa beş kuruşu ön görmek yanlıştır. Her ikisine de beş kuruş verildiğinde; birindeki fazla iki kuruş o olanakta, kapasitesinin üstüne çıkamamakla verimsizleşir. Diğerindeki eksik iki kuruşta, kapasiteyi kendi sınırları içinde kullandırtamayacak olması ile verimliliği, atıl kalır. Her ikisi de aynı değerde yanlış ve zararlıdır. Ama genel eşitlikti ortalamanız yine 5 kuruştur.
Bu da az üstte belirttiğimiz: ‘Doğa eşitliğinin (dengede oluşun kararlılığının) hemen yanı başında eşitsizliğini de oluşturmalıdır. Ya da eşitsizliğin (kararlı olamamanın) yani başında da, kararlı olan, dengeli eşit yapıları da ortaya koyup, birbirine dönüşen ikili yapıların da, kesikli ve sürekli işlekliğini ortaya koyabilmelidirler. Bu da, sosyal ve toplumsal olanın, ihtiyacı kadardan, ihtiyacına göre paylaştırılmalarını insana bilinç ettirir.’ Paragraf anlamın açınımı olur.
Hem de bozulan bu dengeden kaçışla sistemler yeni referans değerleri üzerinde dengeye ve eşitlikçi bir yapıya kayarlar. Sistemin denge ve dengesizlik hali, sistemin geliştirici özü olan, çelişkileridir.
Şimdiye değin olan sosyal ve toplumsal insanlığın gelişmesi, eşitsizliklerin çelişmesi, eşitsizliklerin birbirine imrenmesi ve hırslanması esası üzerine olmuştur. Eşitsizliğin sosyaldi öznel yapıya değin nesnel çelişkisini gideremeyen insanlar; inancı ve dinsel söylemli inancı sistematiği, oturtmuşlardır. İnançlar böylece bu gibi bir yönü ile de geçmiş toplumların öznel işleyiş ilişkilerini desteklemiş her iki potansiyelin eğilimini bir katlanma eğilimi olacakla, desteklemiştir. Bugün bile bu hali ile sosyal yaşamda çok etkindir.
Doğada iki eşitsizlik arasında bir akım bir eğilim vardır. Söz gelimi alçak ve yüksek hava basıncı ile eşitsizleşen ortamlarda, hava akımı yani rüzgâr oluşur. Artı ve eksi yönden eşitsizleşen polarmadı kutuplaşmada, basınç farkı; yine bir akımı, elektron ya da boşluk denen akımını oluşturur. Ha keza potansiyel farkı oluşla eşitsizleşen iki su birikintisinde yine su potansiyeli fazla olandan alçak olana doğru bir akım, bir su akımı oluşur.
Eşitliğin nasıl gerçeklendiğini bilişmeden, eşitliği miras paylaşımı gibi herkese 3’ er 3’er dağıtmanın saymaca eşitliği gibi görürsek; bu soru baştan ters oluşla ortaya konmuş bir kendilik sorunsaldır.
Toplum insana 3’er, 3’er dağıtmaz ama 3’er, 3’er dağıtmanın en yakın çevrim noktalarında 3’er 3’er dağıtmanın alanındadır. Fakat üçer üçer dağıtmayla üst üste çakışmayan bağıntı sal girişmeli, uyumlarını çıkarır.
3’er 3’er olmanın alanı, 3’er 3’er değildir. 3‘er, 3’er olmaya en yakın duran süreçler kümesidir. Alan merkeziyle merkez çevresi 3’er 3’erdir. Merkez çevresi üçer üçere yakın olmayla, merkezin üçer üçer oluştuk bağıntısı gibi davranırlar.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...