Bu bölüm 300 Word sayfalık "Kurtuluşun felsefesi" yazım içeriğinde olukta yayınlanmayan kısımlardandır.
Ömrü, Yıldırım orduları komutanlığında, Derne de, Tobruk ta, Cihan savaşın da, Çanakkale’de, Kurtuluş savaşı içinde de Anafartalar’da geçmiş biri, şahin olacak yerde şaşılacak şekilde; "Yurtta barış Dünyada barış" diyerek barış güvercini oluyordu.
Yurtta barış ve Dünyada barış denilen ortamın rehaveti içinde karanlık tezgâhlarda yetişmiş birileri de; "benim dinimle, benim kinimle tanışın ve "benim dinimle, benim kinim içinde yarışın" diyordular. Ol nedenle derin ve değerli bir yalnızlık içindeydiler!
Anadolu'nun işgali ve işgalle başlayan tasalluttu mezalimiler padişah yanlısı olan kimi insanlarımızda da nefreti oluşuyordu. Bu nedenle bu nefreti ve özgürlükçü duyguların ruh hareketiyle Anadolu'nun şurasında burasında bir karar merkezi olmayan geçici ve sürekli çoban ateşleri parlayıp sönüyordu.
Bu çoban ateşlerinden birisi; neyi, nasıl ve ne şekilde yapacağı inanması içinde olmanın en kararlı; emin yol adımlarını atmakla diğer çoban ateşlerinin arasında sıyrılıp çıkmaya başladı. Bu çıkış Samsun'da Güneş'in doğmasındaki ısı ve aydınlık huzurlu güvenin çekeyini oluştu.
Bu çekey oluş hareketin bilinci ve beyni olma umudunu çoban ateşlerine vermekle; çoban ateşleri bu kez yeniden ve daha bir kararlı tutuştular. Bu hareket neyi, nasıl ve niçin yapacağını hem halka şikâyet ediyordu. Hem de yapılacaklarla manevi kuvvetlenme işi halka anlatıyordu.
Doktorların hastane alanında konsültasyon için daimi bir öz yönetim oluşturmaları gibi öz yönetimler de parlamentonun üstesinden gelemeyeceği teknik gelişimler olmakla böyle yapıcı ve katılımcıydı. Öz yönetimler, genel parlamenterliğe gidici (halk desteği arayıcı) bölücü, sömürtücü irade, değildiler.
İşte Prens Sabahaddin şartları oluşmayan bu âdemi merkeziyetçiliği savunan; âdemi merkeziyetçiliği liberal mülkiyetçi ekonomi bazına ve etnik kültürler bazına indirgemekle; ayakları yerde olmayan bir düşüncenin kotarıcısıydı (taraftarıydı) .
Gören gözler, özne nesneli düşünen beyinler için bu açık bir işbirlikçilik çağrısıydı. İttihat ve Terakkinin Teşkilatı Mahsusası, Prens Sabahaddin'in İngiliz işbirlikçiliğini açığa çıkarmasıyla, Sabahaddin'in yurt dışına tüymesi bir anda olacaktı.
"Tanı bunları
Tanı da büyü"
Farkı gör, Cehaleti gör. Müttefikçe olmayı; kırk altı dan bu yana olan siyasetlerin kendi deyimleriyle Atlantik işbirlikçiliğini gör. İşbirliği içinde olmak başka şeydi. İş birliği içindeyim diye şamar oğlanı olup, jandarmalık işlevle taşeronluk yapmak ayrı şeydi.
İşte bu ön görüleri içinde barındırmalarla, “Yurtta sulh cihanda sulh”, ne demek onu gör. Büyük devlet olmak ne demek, Sadabat anlaşmasıyla gör.
11.01.2017 tarihi itibarıyla bu günler iyi bir hikâye anlatımına gereksinme duyduğumuz günlerdi. İyi yönetilmeye, başarıya, iş bulmaya, terörden kurtulmaya, hukuka, demokrasiye, yalan söylemeyen erke, şehit cenazelerinin gelmemesine aç ve susuz olduğumuz şu günlerde evet iyi bir hikâyeye ihtiyacımız vardı.
Atatürk ülkeyi kurtardıktan sonra ülkenin tapusunu üzerine geçirebilirdi. Buna halk dâhil genelde kimse bir şey demezdi. Korktukları için değil, bin yıldır gelenekten gelen terbiye böyleydi.
Zaten halkın ulufeye ve iltifatı şahaneye mazhar olmaları dışında pek mülkü yoktu. Çift bozandı. Mülk memaliki Osmanlıydı. Yani mülk başta olan padişahın mülküydü. Padişahın mülkü vardı. Bundan ötürü de padişahın iradesi ya da iradeyi seniyyesi vardı. Anlatımı bir paragraf daha ayrıntılı kılalım.
Yazılarımda hep derim; geniş halk yığınları tüm hayat olaylarını inanç dili üzerinde anlarlar; çözümler ve tahlil ederler. Bu nedenle halk, belki de bu yüzden halktır. Halkla bu tür iletişim kurulamadığından tartışma içinde “anlamama oranları üzerinde” mugalata oluşturulur.
Siz biyolojiyi biyolojinin diliyle anlarsınız. İmanın diliyle değil. İmanı da imanın diliyle anlarız; biyolojinin diliyle değil. Geniş yığınların eline iman dili verilirken bilimin ve düşüncenin dilinden uzak kılınmıştırlar.
Halkı, bilerek isteyerek bu seviye içindeki kodlara açık olmanın duyarlılığı içinde tutmakla bir sağırlığı oluşturan egemen sınıflar iş konu aydınlanmaya geldi mi bu düzlem içinde halkla iletişime geçmezler. Ve dahi derler ki; “Zamanı değil bu sosyal olgunluğu halk kaldıramaz! ” Bu nedenle böyle ülkelerde sandık demokrasisinin sizi getireceği düzlem hep geri düzlem olmaktadır.
Konu, Kurtuluşun Felsefesi isimli yazı dizimin içeriğindendirSoğuk Savaşın Bizdeki Bazı Basit Yansımaları
Günümüz olan bugün, bambaşka ilişkilerin taşıdığı bağıntının argümanlarıyla sürüp gitmektedir. Ama bugün, dünün tarihselliğine bağıntılı olup, bu bağıntının süreciyle şekil almaktadır. Dündeki inşa ile sürecin eğilip büküldüğü görülmelidir. Bu görülenle sürecin zamana göre dal budak salar olma kesikli sürekliliği unutulmamalıdır. Bu etki inşalardan biri olan soğuk savaşın temeli 1946-1947 yılarında atılacaktı.
Yani söz gelimi bugünkü Türkiye’nin Amerika Birleşik Devletleriyle müttefiklik ilişkileri içinde olma girişmesi Marşal yardımlı meşruiyetlikle başlayacaktı. Ülkelerin emperiyalist ülkelere olan ekonomik bağıntılarını; özgür batı ile komünist doğu bloku kutuplaşmasının arenasında bulacaktınız.
İşte kısıtlanmış olanaklarıyla kimyasal evrimin büyük moleküler yapı ortaya koyması, bir başka yoldan bir başka düzlemden öbekleşen yüksek potansiyelin, entropiye karşı geçici bir direnç, geçici bir düzen ve denge durumları ortaya koymasıydı. Bu düzlem zekânın, öznel oluşun ortaya konduğu düzlemdi.
Düzen ve denge entropiye karşı geçici bir direncin oluşması demekti. Geçici düzen ve denge kısıtlı kombinasyonlar demekti. Kısıtlı ve geçici kombinasyonlar da yırtılan kâğıdın tekrar bütün kâğıda dönüşememesindeki tersinmezlikti.
Mikro dünyada entropiye kayan süreç çok çok türlü kombinasyonların dağılım veya saçılışıyla var iken, tersinmenin önünde hiç bir engel yoktur. Ve evren içinde tersinme görülmeyecek bir olay kombinasyonu değildir.
Bir ışık kayaya çarpıp geri yansır. Buna fiziksel yansıma diyoruz. Fiziksel yansımanın biyolojideki karşılığı etki tepkidir. Yani uyarılganlık veya irkilmedir. Biyolojik yansıma fiziki yansımaya indirgenmez.
Çevre ile hayatın etki tepki girişmesi vardı. Biyolojide etki tepki demek öğrenilenin yanıtını oluşmaydı. Gerçeğin bilgisinin ya da nesnel bilgilerin, insan beynindeki yansımalardan oluştuğunu ortaya koyan bilgi kuramına yansıma kuramı diyoruz. Yansı kuramı öğrenmenin, bir etkiye karşı yanıt oluşturmanın bir kuralıdır. Burada biraz yansı ile yansı kuramına değineyim.
Akla ya da zekâya giden yolun başında yansıtma kuramı vardır. Aklın veya zekânın temelinde özdeksel bir yansıtma özelliği varsa da aklın yansıtması kaba bir yansıtma olmayıp, yansıtma da evrimsel oluşla plastiktir.
Demek ki ilk oluşumlar dışa kapalı, yalıtıma bir sosyolojik alan içindedirler. Yalıtıma alan da avcı toplayıcı eylem; gözcü olma eylemi; savunma yapma eylemi, koruyuculuk eylemi gibi birbirine karşılık ve eş anlı düzen süreçleriyle vardı.
Yani yalıtıma alan: avcı-savunmacı gibi farklı tür enerji harcamasını gerektiren kişisi işgüçleri bağlamında yardımlaşma, paylaşma gibi bir tür işgücünü; diğer tür işgüçlerine karşılık işgücü değişimlerine dayalı olmakla alan içinde sağlasan türü düzenli birçok parça ilişkileriyle vardı.
Düzenli ilişkiler; ihtiyaçlar hiyerarşisi dediğimiz kişisi temel ihtiyaçların karşılanmasına denk gelen bir ilişkilenme ve düzenlenmedirler. İlişki ve düzenlenmeler kişiye göre olsalar da bileşen bağlanım enerjisi nedenle kişinin dışında; kişinin istek ve bilincinden bağımsız düzenleşimdirler.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...