Sonra dedim ki kendime;
Olsun be… böyleyse böyle olsun.
O’nun canı sağ olsun da,
Yanan benim canım olsun.
Güneş onun ufkuna varsın,
Ben gecemde kaybolayım.
Sonra mil çektim gözlerime,
görmek dedikleri ne varsa sildim içimden,
bir sen kaldın karanlığın ortasında,
bir de adın, kalbime kazınmış ezel gibi.
Kör oldum bütün olup bitene,
Seni hayallerime sardım,
Gerçeğe uyanamadım.
Seni gerçeğime kattım,
Hayalsiz kaldım.
Aklıma aldım, sensiz;
Kalbime koydum, yersiz,
Sonu yokmuş beklemenin…
Ben, sabrımı zamana emanet sanırken
meğer her geçen an, içimde bir ömür eksiltmiş.
Verdiğim değerin sonu yokmuş,
bir deniz gibi taşmış kalbim senden yana
ama sen, kıyıya vuran her dalgayı
Sorsalar bana,
En uzun yol hangisi diye...
Ne şehirler derim,
Ne gurbet eller.
Söylesene Musa, asasını vurduğunda kaç parça oldu deniz,
Bir yol muydu o, yoksa bir sabır duası mı ellerindeki iz?
Söylesene Hüseyin, Kerbelâ’da kum sıcaktı da,
Söyle şimdi hâkim bey,
kaçan uykularımın hükmü kime yazılacak?
Gecenin zifiri koynunda
adımı unutan yıldızlar mı verecek hesabını?
Kafamı yastığa koyduğum her an
Gel, bu şehrin gürültüsünü ardımıza bırakalım.
Adımlarımızı kalbimizin bildiği yola çevirelim.
Bugün gözlerim suretlere değil, hakikatin ufkuna değmek ister.
Bir kıyıya inelim;
rüzgâr esmâ fısıldasın,
Herkes bir yolda yürürken neşeyle,
Ben neden hep gölgelerdeyim böyle?
Yüreğimde bir sızı, dinmeyen bir hüzün,
Sanki zaman bir nehir, ben sürüklenen üzün.
Telli turnam, yanlış anlama beni,
Yüreğimden kopan selamı sana emanet ettim.
Ama bir hüzün çöker içime her uçuşunda,
Ya diyarlara varırken adımı eksiltirsen diye…
Ben sana sevdamı da yükledim aslında,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!