Ayağın taşa takılmasın sevgilim,
Şubat ayazı incitmesin narin bileklerini.
Eğer takılırsa kaderin sert bir köşesine,
Ben düşeyim, sen gülüşünü koru diye.
Sokak lambaları bile kıskansın yüzündeki ışığı,
Gökyüzü kalbinden ödünç alsın maviliğini.
Adı Konmamış Bir Kuvvet
Bir şey var,
insana değil, varlığa dokunan,
kalpten geçmiyor sadece,
kalbin sınırlarını ortadan kaldırıyor.
Ne başlangıcı belli
ADINLA YENİDEN DOĞAN
Bir insan kaç kere doğar?
Takvim mi bilir bunu?
Yıldızlar mı sayar?
Ben her seni andığımda
kendi karanlığıma meydan okuyarak
Eskiden yeteneksiz insanlar
kendini geliştirmeye çalışırdı.
Şimdi kamera açıyorlar.
Bazılarınız şiiri değil,
şiir okurken gördüğü ilgiyi seviyor.
O yüzden herkes aynı yüz ifadesi,
Gecenin sırtından kayan son karanlık, pencerelerin buğusunda ince bir çatlak gibi sabaha açıldı. Sokaklar henüz kimsenin adını taşımıyordu, kuşlar bile seslerini deniyordu yalnızca.
Dünya, uzun zamandır omzunda taşıdığı ağırlığı bir sandalyeye bırakıp dinlenmek ister gibiydi.
Ben o saatlerde içimde kırılmaya yüz tutmuş aynaların önünde oturuyordum. İnsan bazen kendi ruhuna yetişemiyor sevgilim, bir tarafı göçük bir bina, bir tarafı hâlâ içinde çocuk saklayan eski bir ev.
Yine de senin adın geçince içimden, duvarların boyası tazeleniyor. Sanki uzun sürmüş bir kışın ardından bir bahçıvan gelip kurumuş dalların nabzını yokluyor sessizce.
Ben şimdi anlıyorum anne
Bir çocuğun ateşi yükselince
neden dünyanın bütün saatleri duruyormuş.
Meğer geçer dediğin her gecede
sen biraz daha eksiliyormuşsun da
bana belli etmiyormuşsun.
Aynı Evde Eksilenler
Abime söylüyorum,
çünkü bazı suskunluklar
yıllar geçse de yer değiştirmiyor.
Bir çocuk düştüğünde
ilk sana bakar ya hani
Bugün Babalar Günü.
İnsan böyle günlerde kalbinin tavan arasına çıkarıyor merdiveni.
Yıllardır açılmayan sandıkları karıştırıyor.
Ben de çıktım.
Tozlu rafların arasında çocukluğumun sesine rastladım.
Bir köşede dizleri yaralı bir kız çocuğu oturuyordu. Düştüğü yerden çok, kalkarken duyduğu sesi hatırlıyordum.
Bayram sabahıydı
Gökyüzü, dedemin ütüleyip sandığa kaldırdığı
beyaz gömlekler gibi serilmişti şehrin üstüne.
Minarelerden dökülen tekbirler,
uykusuz kalmış sokakların alnına sürülen
serin bir su gibiydi.
Ben o kadınım.
Çocukluğumun avuç içi hâlâ soba isi kokar.
Oyuncak yerine susturulmuş bir çığlık verildi bana,
saçlarıma kurdele değil, aceleyle bağlanmış bir kader takıldı.
Aile dediğiniz şey,
benim evimde duvara asılı bir takvim yaprağıydı sadece,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!