Senin sevdan bu kadarmış, bu kadarmış cân cân
Ne bir haber salarmışsın, ne sorarmış cân cân
Aşk meydânında virân oldum, gönlüm bir harâbeydi
Gam hançeriyle vurdun beni, ben bağrının kırığıydım cân cân
Mecnûn oldum çöllerinde, gezdim gezdim yâr diye
Düşmüşüm bir zalim kulun eline
Hayat benden ben hayattan usandım
Sakız etti el âlemin diline
Yarab verdiğin bu candan usandım
Çökmüşüm zalimin sert hükmüyle ben
Giden cân değil ki, tende bir gölge
Hak’tan gelen nûra döner her bölge
Kapı kapanır, açılır dergâhçe
Biri gider biri gelir bu demde
Dünya dedik elde kaldı bir hevâ
Sevdandır Can’ı hayata bağlayan
Bahçemde açan şebin gülü Dilek
Gözlerindir Can’a aşk aşılayan
Bir nazlı çiçeksin bahçemde Dilek
Can ile Dilek bu sevdanın yolu
Özlemin dağ olur büyür içimde
Sen yoksun yanımda güzel annecim
Kor olur hasretin yanar döşümde
Neredesin şimdi canım annecim
Bir başıma koydun yaban ellerde
Yeni geldim bu dünyaya
Azrail dibimden biter
Daha doymadım Hülya'ya
Ecel benden canım ister
Azrail kafaya takmış
Yaktılar bağrımız kaldı dumanı
Mazlumun ahıyla dolalım canlar
Zalimler sarayda sürerken şanı
Hak divanına yüz sürelim canlar
Yıkıldı Maraş'ım gece yarı yar
Feryat düştü sokaklara bağrı yar
Ana evlat arar taşın karı yar
Can pahasına sarıldı bu Şehir
Hatay Aşı taştı yürek kan ağlar
Cantanem…
Sen iste yeter ki, koşa koşa
Seninle ölüme giderim:
çünkü ölüm bile
seninle yürünürse
adını değiştirir.
Bakan bey,
Çaresizlik nedir bilir misiniz?
Bir sabah uyanıp
“Bugün ne yiyeceğiz?” sorusunu
çocuklardan önce düşünmektir çaresizlik.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!