Denizden yakalanıp akvaryuma atılan bir balığın günleri gibi sensizliği yaşamak. "Yağmurdan kaçıp doluya tutulmak" gibi... Seninle su gibi akıp giden zaman şimdileri düğümlemiş, ne çözülüyor ne çözümleniyor. Sadece yazanının bildiği, okuyanın kendine göre resimlediği, kendi içine dönük, kendi içine imgelem örülü bir şiir gibi...
Kendimi kaybettiğim geceler olmuyor değil, bu kadar sendeyken kendime gelebilmiş olmamı hayrete bağlayıp, sensizliği aratıyorum. İçimden geçiyor ah ahh ne kolay yaşanır olmuş aşklar, günlüğe düşmüş hatta saatlere bölünmüş, dakikalarla ölçülmüş diye ve devam ediyorum Aşk denilen öpüşmek miydi? Aşk denilen “seni seviyorum” demek miydi? Aşk denilen neydi? Yoksa gözlerinin içine baktığında tek bir kelime söylemeden eriyip gitmek neyin nesiydi… Ya midene hükmedemediğin o kramplara ne demeli, avuç içlerinin terlediği, nefesinin kesilmesine… Sahi aşk telefondan gelen bir mesaj mıydı? Yoksa internet üzerinden paylaşılan sevda nidaları mıydı? Unuttum aşkı yeni neslin kayboluşlarının karşısında… Ya biz yanlış yaşamışız, ya şimdiler aşkın değerini bilmemekte… Sonrası yine sendeyim. Bir gülüyorsun düşündüklerimi haklı çıkartırcasına, gülüp geçiyoruz. Herkesin bildiği kendine, herkesin yaşadığı kendisine doğru oluşuna…
İlk bakışta uzaksın, ikinci bakışta uzansam tutacak kadar yakın.
Mesafelerin önemini yitirdiği, seni geri getirmediği ama senliği bitirmediği içime yer ettirdiği günlerin içindesin… Doğrudur uzaksın, uzaklığını öpüyorum gözlerinden, öpüldükçe küçülüp ışıltısı küçülüyor ve sen d/üşüyorsun başka bir dünyanın içinde ellerime ısıtılışınla… Gözlerin büyüyor gecenin içine, ışıltısı aydınlatıyor bambaşka bir mevsimin çiçeğini… Benden uzak, bir o kadar bana yakın oluşunla…
Bir salıncak kurmuşum yalnızlığın ipleriyle,
sen(siz) liğe doğru sallanıyorum.
Hani seninim diyorsun ya…
Ben gidiyor başka bir ben geliyor dünyaya, birbirini hiç tanımayan iki kimliğe bürünüyorum. Birisi sende olan, diğeri nerde olduğunu bilmeyen bir ben… Sonrası bir lafın düşüyor hatırıma, her şey sil baştan başlıyor… Gözlerime bulaşan yağmurlar, sensizliği kucaklayan zamanlar… Biz böyle olmamalıydık sözünü tekrar ettikçe; öyle olduğumuzu görmek en acınılası yanıdır bu ismi konulmamış birlikteliğin…
Herkes sana dair bir şeyler yazıp çiziyor. Herkes senden nasılda söz ediyor. Herkes bu kadar senden bahsederken, herkesleşmeyip, bu kadar sen doluyken herkesin görmediklerine sarılıyorum. Herkesin içinde kendime bir yer açıp, o yazılmazlığıyla kalmalı, o sadece yaşanmalı diye haykırıyorum. Herkes sen olmuşken, ben seni herkes değilsin diye sayfalara taşıyıp yaşatmaya çalışıyorum. Yüzyıllara meydan okuyan anlaşılmazlığına rağmen...
Sessiz kalıyorum sensizliğin karşısında. Konuşmayı istediklerimin dile gelmezliği, geçmek bilmeyen sensiz günlerim. Bu geceler hep böyle miydi? Hep ıssız, hep uzak, hep sessiz ve sensiz. Günlerin içine kaybolup gidiyorum. Gelip geçicidir yalanını dilime nakarat edip, gelip geçmeyişlere tanık oldukça gerçeklerle yüzleşiyorum. Sensiz olmak bir yana, sensizliği yaşamak iki... Ya sen kopuksun, ya ulaşılmaz oluşuna yitip gitmişliğim... Ya ben değilim, ya sen bende değilsin.
Bir gün düşlerini çizeceksin
Gözlerin bir şarkının içinden geçerken
Yaşın kaç olursa olsun dokunacak ellerin
Çekmecelere gömdüğün mektuplara
Yazılanlarla yüzleşmek isteyeceksin
Yağmuru koklamak gibi
Güneş en tepesindeyken göğün
Ha yağdı ha yağacak umuduyla
Öyle bir özlemin getirdiğiyle
Ormanların içinde kaybolup gitmek
Sen yükselen merdivenleri koşar adım çıktığımda kesilen nefesim
Şiirlere içimi döktüğümde kaçıp duran haylaz kelimemsin
Kimsesiz bir gecenin içine işleyip sabahına kaybolan yıldızım
Böylesine tarifsizliğin getirisinin götürüsünün esaretine bel bağlamışlığımla
Sessizliğin kırıldığı desibeli yalnızlığa uzanan saatler dilimindeyim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!