Gerekirse giderim demiştim. Gittim.. Ardım sıra yürüyen dağları ezip, gölgesini kefen giyen denizlerin içinden çıkarak… Bir boşluğun yansımasıydı rengin, düşüne orak değmiş. En çok dokunmaya kıyamadığım ellerine kanadım. Kanattım bir ömrü, sorgusunda infaz edilen yarın sayfalarından... Sonsuzluğa uzanan merdivenlerin basamakları eksildi ayaklarımın altından, düştüm. Şehirler yandı gözlerime, ağardım sabahların yalancı itiraflarına…
Gittim. Benim olandan, benden koparılan yanlarımı heybemde sürükleyerek… Zordu anlatılamazlığın karşı kıyılarına kürek çekmek, susadım sulaklığında… En zor olanı, öldüm bir sesin duyulmasıyla… Ah ikizim, esirdir yangınlara düşen cıvıl cıvılım…
En son duruşumu başında yitirdim. Sesim düştü bir yar’a, geçmişin yaprak dökümleri dillendi. Aldırmayışın yankısına ayak direyen ömrüm döküldü ellerime, ellerinden… Sesimin rengi, sessizliğinde nakış işledi türkülerin yanıklığıyla… Estim gecenin solunulmaz nefesine, titredim. Ben geceyi bilmedim. Gecenin sessizliğinde yolumu yitirene değin…
Bugün bana aitsin
Elektriğini kestim yalnızlığın
Dokunacağım sana
Şiirler bile yazabilirim iste yeter
Düşlerine dokunurum
Söylemen kâfi
Bir şiir olup düş gözlerden
Yazılmadan
Yazılırsan kâğıda, kalem kıskanır
Kalem yazsa yürek daralır ah yâr
Gözlerinde tut, süzülüp gitsin özlemler
Senin düşlerin vardı
İçinde ben olmayan
Biz diye başlayan düşlerin
Önce sessizce dokunduğun
Çok sesli korolara dönüşen
Yolların eksilip gittiği gidişlerimde
suskunluğu yaşıyor gece
konuşan duvarlarda sessiz
dinmesi zor görünen sızı
içinde çöreklenen sensiz
takvim yapraklarında gözler
Sensizliği uyuttuğum şiirlerle
Uyduruk bir film çiziyorum
Senaryosu yazılmayan düşlerime
Bir şarkının sözlerine asılı kalmış
İki yabancı şehrin yolcularıyız
Bu kaçıncı yokluk şiiridir
Kaldırımlara mahkûm edilen isyanım
Ertelediğim yarınların düş bozumları




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!